Nisan, 2012 için arşiv
ölümün çok sayıda gördüğüm hallerinin az sayıdaki notlanmışlığıdır bu yazı
hasat vakti ekinlerin üzerinde geziniyordu ölüm
medeniyetlerin ölümü de vardı elbet
ki ben
bazı ölümlere dokundum bugün
modern zamanların cellatlarını düşündüm
ölüleri yok kuşlar geçti bir de aklımdan
kalabalığın içinde yürümekteydi ölüm
çini mürekkebinde ölümü gördüm
sağanaktı ölüm
ölümün listesi de var
ağlara takılmış balık ölümleri düştü aklıma
bir garın ölümü mesela
mor başlı varrak: ece ayhan’ın ölümü
ağaçların reenkarnasyonu
rant açısından doğanın katli
politik ölüm
işçi ölüm
sik kaldıran ölüm ve kalabalığı: ölüm olarak idam ve meydanları
zaman ve çürüme
elbette porno olarak ölüm
mevsimler ve getiri ölümleri
kürk olarak ölüm
ölümün arzulanması
ölüyü giyinme
sapkınlık olarak ölüm
İslam ritüellerinde ölüm
ölümün halleri: ünsüzlerin ölümü ünlülerin ölümü
sessizlerin ölümü
bir kitap adıdır ölüm
camdan bakmaktadır
yağmur yağmadadır
ölümüm kadın halleri de vardır
devlet halleri de
bir de elbet: su hali ölümün
bir tarafı eksik yürümektedir güneş
sabahtır
elleri üşümüştür
denize doğru bakmaktadır ölüm
sessizliktir kent meydanındaki
şehrin boşluklarına gizlenmiştir ölüm
ve bazan cansıkıntısı kılığındadır
sıcaktır!
insanlardan arınmış sokağı izlemek gibidir de
sıklıkla rastlaştığındır
bir keresinde eski bir Rum eviydi ölüm
yağmur suyu ızgaralarına sıkışmıştı görmüştü
köşeden bakıp gülümsedi ona bir defasında
…
Ayının karnı açtı… Ne de olsa oldukça uzun bir süredir ağzına tek damla bal sürmemişti zavallı… Arı kovanlarındaki tüm balları bitirmişti ve şimdi de her yerde bal arıyordu. Köstebek kardeşe sordu: “Köstebek kardeş, köstebek kardeş! Balın var mı acaba?” Köstebeğin yanıtı çok sert oldu: “Hayır yok! Defol git!” Bunu demesiyle birlikte ayının kendisini kaybedip, pençesinin köstebeğin boynuna çarpmasıyla köstebeğin kafasının kopup yerlerde yuvarlanırken etrafa kanların saçılması bir oldu. Sonra ayı köstebeğin bu haline çok üzüldü, kafayı yerden aldı ve cebinden çıkardığı yapıştırıcıyla kafayla gövdeyi yapıştırdı. Köstebeğin gözleri açıldı ve şöyle söyledi: “Göremiyorum! Göremiyorum!” Ayı ani bir hareketle kafayı yerinden söküp çok uzaklara fırlattı.
Ayının çamurdan heykel yapmak gibi bir merakı vardı ve aklı fikri hep balda olduğu için çamurdan bal heykelleri başladı. Heykel yaparken düşünmeye de fırsat bulmuştu aslında. Ama o hep şöyle düşünüyordu: “…Çünkü ben bal heykeli yapıyorum ama bu sadece kendimi avutmak için oysa bal heykeli yenmez ama kendimi avutmak için ben bal heykeli yapıyorum çünkü…” Aradan uzun günler geçmiş, ayının saçı başı dağılmış ve sakalları uzamıştı ve artık canına tak etmişti gidecek ve konuşacaktı. Diyecekti ki: “Benim karnım aç, ben bal istiyorum.” Ama bu lafı kime diyecekti. Ya kendisiyle dalga geçerlerse, ya alaya alırlarsa onu… O ayı yüreği buna dayanamazdı.
Bir gün kapı çalındı ve içeriye çok güzel ve zarif, alımlı dişi bir yılan girdi. Ve dedi ki: “Af edersiniz ayı bey, siz bal arıyormuşsunuz duyduğuma göre.” Ayı uzun süre sosyal hayattan kopuk yaşadığı için iki lafı bir araya getirip konuşamıyordu. Ağzından çıkan laf şuydu: “Haa…” Çok utanmış, yüzü kıpkırmızı olmuştu ayının ama tüylerinin ardından yüzünün gözükmediği için yılan bunu fark edemedi. Konuşmayı şu şekilde devam ettirdi yılan: “Bizim eski yuvamızda bolca bal var. Hatta ve hatta bayaa bayaa bolca bal var.” Yılan konuşmasını bitirince ayı düşündü. “Bir yılanın balla ne alakası olabilir ki? “Ve şöyle konuştu: “Sizin ne alakanız var balla?” Yılan: “Valla, bizim eski yuvamız bir arı kovanının altında bulunuyordu, bir gün arı kovanına bir köstebek kafası çarptı ve bütün ballar bizim yuvaya döküldü” dedi. Ayı bu duruma çok sevindi. “Demek öyle ha!? Hemen beni yuvanıza götür!” “Peki gel peşimden” “Haydi gidelim.” Yola çıktılar, aynın keyfi yerindeydi. Hatta giderken yolda yılana şaka bile yaptı. Şöyle söylemişti: “Ayağa kalksana niye yerlerde sürünüyorsun?”
Yolculuk sırasında ayı ile yılan arasında hafif bir elektriklenme oldu sanki. Yoksa yılan ayıya aşık mı oluyordu? Birden ayı bir taşa takıldı ve yılanın üzerine düştü. Göz göze geldiler. Yılan ayıya: “Üstümden kalk lan ayı! Nefes alamıyorum!” dedi. Ayı üzerinden kalktıktan sonra: “Af edersin böyle demek istememiştim. Lütfen beni bağışla” diye ekledi. Aralarında hoş bir muhabbet başladı. Bir ara ayının “Bana yılanlığı anlat!” demesine karşılık yılan; elleri olmadan yemek yemenin zorluğundan kulakları olmadığı halde her söylenileni anlamasının acayipliğinden falan bahsetti. Bu sefer yılan ayının kendisinden bahsetmesini isteyince ayı kendisi hakkında bahsedilecek fazla bir şey olmadığını sadece işte bir ayı olduğunu söyledi. Yılan birden ayıyı çok sevimli bulduğunu kaçırdı ağzından. Ayı da: “Bende seni çok sivri dişli ve düz vücutlu buldum” dedi. Ne yapsın, diyecek söz bulamamıştı, ayının tekiydi çünkü… Yılanın yüzü kızardı, bakışlarını başka yöne çevirip: “İşte geldik!” dedi. Karşılarında kırılmış koca bir arı kovanı, kopmuş bir köstebek başı ve ağzına kadar bal dolu bir yılan yuvası vardı. Ayı hayvan gibi bağırarak hızla bala doğru koşmaya başladı. Gözü hiçbir şey görmüyordu, yılanı ezip suyunu çıkardığını da fark etmedi zaten. Yuvanın içindeki tüm balı kısa sürede mideye indirdi. Doymuştu artık…
(Nisan 2000)
Sabit Fikir ve İstanbul Modern “sözünü sakınmadan” adında bir etkinlik düzenliyor. Bu etkinliğe daha önce Küçük İskender, Murahan Mungan, Elif Şafak, Emrah Serbes gibi isimler konuk oldu. 18 Nisan Çarşamba günü yapılacak programın konuğu afili dostumuz Hakan Bıçakcı. Sabit Fikir ve İstanbul Modern adına ev sahipliğini üstlenecek olanlar ise Ömer Türkeş ve Semih Gümüş.
Programa katılmak ve detaylı bilgi için buraya bakabilirsiniz. Programı ayakta izleme riskini almak istemiyorsanız rezervasyon yaptırmak menfaatiniz gereğidir.


—Okul çok saçma… Öğretmenler hiçbir şey bilmiyor.
—Çok ayıp, bilmez olur mu hiç.
—Bilmiyor tabii, resim öğretmenini duydum öğretmenler odasında “Gece ne giysem?” diyordu.
—Kime diyordu, sana mı?
—Hayır bana değil, matematik öğretmenine. Matematik öğretmeni de “Puantiyeli bir şeyler giy” dedi.
—Yavrum o dersle ilgili bir konu değil ki.
—Olur mu, matematik öğretmeni hep bize puan veriyor. Demek ki dersle ilgili.
—Ama resim öğretmeni sormuş, Türkçe öğretmeni “Geze ne giysam?” diye sorsa anlarım.
—Soruyor ki. Sınıfta sordu bize.
—Sınıfta size öğretmek için…
— “Gece ne giysem?” diye…
—Hay Allah, o da mı ne giyeceğini soruyor?
—Evet, haftaya öğretmenler gecesi varmış.
—Gündelik şeyler sorulabilir bence. Asıl önemli olan sizi o dersle ilgili bilgiyle donatması, ilim irfan ışığı vermesi, eğitmesi, yontması, çağdaş, ilerici, yaratıcı ve kendine güven duyan bireyler haline getirmesi.
—Yontması mı?
—Yani şekil vermesi
—Dün sabah müdür yardımcısı çocuğun birine şekil verdi. Önce kulağından bir parça kopardı, sonra makasla saçlarını kesti.
—Abartma oğlum, ben şekil vermek derken eğitmek gibi, yetiştirmek gibi söylüyorum. Yani sivri yanlarınızı düzeltmesi…
—Bizim sivri bir şeyimiz yok. İngilizce öğretmeninin var ama.
—Nedir o?
—Kafasında. Çok uzun, çok sivri.
—Toka mı?
— Bilmiyorum. Geçen hafta bir arkadaşımıza doğru eğilirken başka bir arkadaşın dudağına battı. Dudağı kanadı.
—Bunlar öğretmenlerinin bir şey bilmediğini göstermez, kaza olmuştur.
—Çocuğun ağzına bir toz sürdü. “Makyaj çantamda bu var şimdi, kapatır sonuçta” dedi.
—En azından gayretliymiş. Bilen insan çok belli etmez hem.
—Ama gerçekten bilmiyorlar. Biz sınav olurken bulmaca çözmüştü. Yarısını boş bırakmış, yarısı da yanlış.
—Hangisi?
—Çengel.
—Onu sormuyorum, kim yani?
—Basri Çengel. Sorulardan birini söyleyeyim mi? Soldan sağa 5: Bir tür elbise.
—Kaç harf çıkmış?
—T, U, V, A, L ve E harfleri çıkmıştı. 7 harfli.
—Ne öğretmeni bu?
—Müzik.
—Bak müzik öğretmeni diyorsun elbiseyi bilmediği için suçluyorsun. Olacak iş mi?
—Bu öğretmen hiç konsere gitmedi mi? Düğüne? Hiç bir türk sanat müziği korosunda şarkı söylemedi mi? Hadi bunları yapamadı diyelim, hiç mi çişi gelmedi?
—Farklı şeyler onlar…
—Farklı şeyler, farklı şeyler… Sıkışınca “farklı şeyler” diyorsun. Anneme de hep böyle diyorsun.
—Anneni karıştırma.
—Ben de karıştırmak istemiyorum ama veli toplantısı mektubunu sana vermemi o istedi, gidemezmiş.
—Veli toplantısı mektubu mu? Veli toplantısı nereden çıktı şimdi?
—Gece ne giyeceklerine sizle beraber karar vermek istiyorlar galiba.
—Neden annen gitmiyormuş?
—Alışveriş yapacakmış. Geceye o da davet edilmiş.
—Kim davet etmiş?
—Basri Çengel.
—O cahil dümbelek de kim oluyor!
—Müzik öğretmenim.
—Göndermiyorum geceye filan. Ulan adam daha bir T harfini yazmaktan aciz. Göndermiyorum. O alışverişe gidecek ben sıralara sığmayan bir sürü salağın arasına veli toplantısına? O gezerken ben “ay gecelayin ne giysam” diye virildeyenlere evladımı soracağım? Yok öyle yağma! Gidilmeyecek alışverişe de hiçbir şeye de!
—…
—…
—Dedim sana, okul çok saçma.
—Evet.
(Resim: Normal Rockwell / Facts of Life)

Efsanevi KAYBEDENLER KULÜBÜ’nün yeni karargahı Stardart FM’i, http://www.standart.fm adresinden dinleyebilirsiniz. Sürekli müzik yayını var. Radyonun özel programlarının listesi ise şöyle:
pzt.
17:12 – 18:00 Mete Avunduk
18:00 – 19:00 Hakan Tamar
22:00 – 23:00 Ruj Lekesi by Şenol Erdoğan
23:00 Kaybedenler Kulübü
salı.
17:12 – 18:00 Mete Avunduk
18:00 – 19:00 Hakan Tamar
22:00 – 23:00 Soul Funktion by Ertan Kurt
23:00 Kaybedenler Kulübü
çarş.
17:12 – 18:00 Mete Avunduk
18:00 – 19:00 Hakan Tamar
perş.
17:12 – 18:00 Mete Avunduk
18:00 – 19:00 Hakan Tamar
21:00 – 22:00 What Women Want! by Burcu Gülses
22:00 – 23:00 Ruj Lekesi by Şenol Erdoğan
23:00 Kaybedenler Kulübü
cuma.
17:12 – 18:00 Mete Avunduk
18:00 – 19:00 Hakan Tamar
22:00 Nunchakhu by Murat Menteş
pzr.
10:00 – 12:00 Sendrom by Mehmet Tez & İlke Gürsoy
20:00 Pazar Ayini by Kaan Çaydamlı & Can Gox

• Dargınlar derneğine desibel cezası kesilmez.
• Yumurta suya atılınca yüzüyorsa bayat, dibe batıyorsa tazeymiş. Dibe batan yumurta, içinde olmamasını umduğumuz bir şey yüzünden ağır olamaz mı? Yüzeye çıkan yumurta en azından boğulmamayı bildiği için saygıyı haketmiyor mu?
• Kol düğmeleri bileklerinin nerede olduğunu unutanlar için ideal.
• “Her şeyi birbirimizin yüzüne söyleseydik toplum diye bir şey olmazdı” diyor Balzac. Bence olsa bile biraz tükürüklü olurdu.
• Las Vegas’taki kumarhanelerde saat yokmuş, çünkü saatin kaç olduğuna dair iddiaya girilmesi kumarhanelere para kazandırmıyor.
• Mecbur kalmadıkça Şemsipaşa pasajında şan dersi almamak lazım.
• Soyguncular tanınmamak için sadece gözlerini açıkta bırakan maskeler takarken, gazeteler birilerini gizlemek istediğinde sadece gözlerini kapatıyor. Soyguncular mı gazeteler mi doğru?
• Araştırmaya göre uzun boylu erkekler kısa boylulara göre daha çok para kazanıyor ve otobüste daha kolay tutunacak yer buluyor.
• Palet gibi elleri olan yeni fizik öğretmenimiz havanın sürtünme kuvvetini anlatırken nasılsa dövse bile acıtmaz diyerek şımarmıştık ve “aerodinamik tokat” ile tanışmıştık. Bilim tezdir, teknoloji ise antitez.
• Şemsiyenin markasını sapına yazma fikri aklıma yatmıyor. Kadın kafama vururken markasını okuyamam ki?

























