.

Gençler yeni bin yılın ezilenleri onlar.
Gençlik dönemleri kuşaklara bölünerek anlaşılmaya çalışılıyor nicedir. 68, 78, 90 filan…
78’den sonra kuşak koptu bize sorarsanız. Kuşak koptu, uzaya fırladı. Yeni insanlar yerçekimsiz olarak uzay boşluğundalar artık. Boşluktalar. Şimdiki gençliği ayrı bir kuşak değil ayrı bir tür olarak değerlendirmeli. Zihinsel olarak çok gelişmiş bir tür.
İki binli yıllarda çekirdek ailenin topyekün çözülüşünü izlemekteyiz. Evlilikler tarihe karışmak üzere. Kapitalizm yeni örgütlenme biçimiyle dünya sathına yayılırken yüz yıl evvel kurduğu en mini örgütünü de Hakkın rahmetine kavuşturmak üzere. Çekirdek aileden sonrası için yeni bir tanımlama yapılana kadar önerimiz; parçalanmış aile.
Televizyona doğan, bilgisayarla büyürken anne baba ayrılığını yaşayan küçük insanların halet-i ruhiyesini anlamak için bütün eski açıklamaları unutmaya başlamak gerekiyor sanırız.
Artık seçmen yaşını on sekizden on ikiye indirme zamanı. O da eğer sandık denen dikdörtgen kutularla dalga geçmeyip onların başına giderlerse sabahın köründe. Şimdiki gençler zihinsel olgunlaşmaya, kendilerini dünyaya getirenlerden çok daha hızlı ulaşıyorlar postmodern sürat toplumlarında. Duygusal yaşları ise bununla doğru orantılı değil. Akılları dünyayı aşacak kadar büyük, ama duyguları çok küçük. Küçükler, çünkü duygusal anlamda büyüme şansları hiç olmadı ve belki de hiç olmayacak. Üşüyorlar. Kendilerini saracak bir sıcaklığa bütün bir ömürlerini verebilirler. Ancak ebeveynleri de aynı durumda artık, onlar da kendi sıcaklığını kaybetmiş durumda. Üşüyen ebeveyn ısınabilir mutlaka, en azından sıcağı fark etme yetisine sahiptir. Doğduğundan beri üşüyen bir çocuk sıcağı nereden bilecek? Gece gezen ateş böceklerine ısınmak için ellerini uzatıyor onlar.
Mekanik bir hız toplumuna, içinden ışıklar saçan cihazlara doğdular ve orada elektrik prizlerine takılan cihazların kablolarının arasında büyüdüler. Önce anne baba kavgalarını gördüler. Anneleri ve babaları elli kere küsüşüp barıştı önlerinde. Yetmedi. Ayrılığı gördüler. Yetmedi. Annenin yeni sevgilisine, babanın yeni sevgilisine alışmaları gerekti. Yetmedi. Ebeveynlerinin yeni ilişkilerindeki yeni kavgalarını gördüler bu kez. Sevgilisinden ayrılan annelerini teselli etmeleri gerekti çocuk elleriyle. Babalarının en yeni sevgilileriyle yemeğe gitmeleri gerekti. Yetmedi. Annenin yeni sevgilisiyle evlenmesi, babanın yeni sevgilisiyle evlenmesi aşamasına gelindi. Yetmedi. Ebeveynlerinin yeni eşlerinden olan ya da gelen yeni kardeşlerine alışmaları gerekti. Bu süreyi bilgisayar odalarında geçirdiler. Ebeveynler kendi ayrılık sıkıntılarıyla meşgulken çocuklar sıkıştı kaldı aralarına. Anneleriyle babaları arasında tenis topu gibi gidip geldiler uzun süre. Terk edilen ebeveyn, terk edenden çocuğu üzerinden aldı hıncını. Karalama defterlerine döndüler.
Babalar ve anneler kendi karı koca rolleri bittiği halde ana baba rollerinin ölene kadar sürecek olduğunu unuttular. Onların da kabahati değildi. Her şeyin unutulduğu devirlere rastlamıştı erişkinlikleri. Belleksiz bir devire.
Babalar ve anneler, çocuklarını kendi büyüklerinden gördükleri ya da görmek isteyip de göremedikleri bir şekilde iyi okullarda okutmaya çalıştılar. Yıllık şu kadar paralı okullar, özel öğretmenler, özel kurslar, özel dersaneler, özel yaz kampları vs.
İyi baba kime derler? Çocuğunu en güzel, en özel okullarda okutana!
Ayrılık sürecindeki duygusal açıklar maddi tıpalarla kapatılmaya çalışıldı. Paralar çocukların üzerine, ellerine, geleceklerine saçıldı.
Küçük bir insan uyku dışında ne yapar kışları? Okula gider. Okula gider. Okula gider. Okuldan gelir. Okuldan gelir. Okuldan gelir. Gelir. Özel öğretmene gider. Döner. Hafta sonu dersaneye gider.
Çocuklar, ergenler şehrin ağır işçileridir. Yeni şehirlerde en erken onlar uyanır. Bir şehirde en erken kim uyanırsa o şehrin ağır işçisi odur. En erken onlar uyanır. En erken onlar yola çıkar.
Bu yazı bir şehir yazısıdır. Şehirlerin kara yazısıdır.
Kimseyi suçlamıyoruz. Dünyanın son hızla viraja girdiği bir yüzyıl sonu, bin yıl başındayız. Herkes, her şey savruluyor. Herkes şeyleşerek savruluyor. Kimsenin kabahati değil bu. Savrulmanın girdabı. Hayatta kalmaya çalışıyoruz sadece. Savrulurken tutunmaya çalışıyor herkes birbirine. Sökülürken parçalar koparıyor herkes birbirinden. Toz duman depresyon. Gezegenin semalarında kesif depresyon var. İnsanlar bu savrulmaya ancak depresyonla dayanabiliyor. Ancak en büyük bedeli çocuklar, o küçük insanlar ödüyor. Onlar kapitalizmin son hızla viraja girdiği bir yüzyıl sonunda dünyaya gelmek için kimseyle pazarlık yapmadılar, ya kötü giden evliliklere payanda olarak düşünüldüler ya bir erişkin oyuncağı, narsisistik bedene bir pansuman gibi ya bir telafi nesnesi, gelecek garantisi gibi ya da bilinenin aynen tekrarı gibi ya da öylesine işte.
Fakat artık bilinen bilinmeyene eviriliyor. Eskisi gibi değil hiçbir şey. Dünya değişiyor. Çocukların zihinsel kapasiteleri arş-ı ala’yı aşıyor. Değişmeyen, çocukların çocuk halleri, çaresizlikleri, kendilerine açılan kollara koşma arzuları. Eski dünyadan arta kalanı çocukların gözlerinde okuyabilirsiniz. Tarihin güzel kısmı onların gözlerinde silinmeye yüz tutmuş bir eski yazı. Erişkinlerde söndü çoktan gözlerin feri. Onlarda hala ışık var.
Sabahın alaca karanlığında, kuru ayazında servis arabalarına biniyorlar. Zihinleri eski usül okul sistemlerini fersah fersah aştığı halde günde yedi sekiz saat kışla disipliniyle derslere giriyorlar. Ve bin türlü imtihana. Eski tarz okullar onların ruhlarına dar geliyor, yırtıp çıkmak istiyorlar. Ortalıkta küçük dahiler dolaşıyor, her şeyden haberdar, şüpheci, alaycı dahiler. Beyinler büyüdü, eski moda kasklara sığmıyor artık. Devamsızlık yapıyor, derslerde sorun çıkarıyor, hocalarıyla alay ediyorlar. Eskiden veli toplantıları sınır zekalı çocukların aileleriyle dolu olurdu. Şimdi aynı toplantılara üstün zekalı çocukların aileleri gidiyor. Alkol ve sigara? O eskidendi. Eskinin sigaraya başlama yaşı artık neredeyse eroin, kokain için geçerli oldu.
Yeni bin yılın proleteryası onlar. Uyuşturucu gibi neredeyse bütün dünya devletlerinin bulaştığı, bulaşmadıysa göz yumduğu bir illetin bir numaralı tüketicisi onlar. Gezegenin genç insanları ‘bile bile’ ölüyor. Eroinin etkilerini sorun, anlatsınlar. İnternet var. Demokratik bilgi ortamı. Her şeyi biliyorlar.
İşçi emeğini satarak semirtti kapitalizmi. Görevini tamamladı. Şimdi meta bilgidir. Postmodern metadır bilgi. Üstelik kol gücü, erişkin yaşı gerektirmez.On iki yaşında bir çocuk yeni dünya kapitalizminin yeni kölesidir. Beynini satar. Yakında on iki yaşında bir çocuğu çok uluslu bir bilgisayar şirketinin başında görürseniz şaşırmayın. Bu bir kuşak farkı değil tür farkı. Günübirlik yaşayan narsisistik bir insan kültürü yaratıldı yüz yıl kadar önce, ideal insan olarak.”Uçak kalkmış güneşe gidiyordu. Birazdan çarpacağını hostes anons ediyordu. Narsisist arkadaş ise hala kahve servisinin niye başlamadığının derdinde bağırıp çağırıyordu.”
Uçak güneşe çarptı yüzyılın sonunda. Bu yüz yıllık narsisistik, bireyci, liberal, her ne haltsa canlı türü kendi çocuğuna artık odasında bilgisayarı başında uslu uslu oturuyor diye bakmasın boşuna. Çocuğu evet belki yan odada, ama artık ondan bir ışık yılı uzakta.
Kimseyi suçlamıyoruz. “Eskiden her şey şahaneydi.” de demiyoruz. Dünya treninin şimdiki istasyonunda bahsediyoruz sadece. Birazdan tünele gireceğiz. Bu tünel psikoz tünelidir.
İnsan varlığı adına bugüne dek bildiğimiz her şeyin unutulacağı tünel. Bu çocukların, bu acılı küçük insanların, bu avaz avaz oldukları halde kendilerini öldürmedikçe kimsenin fazlaca ciddiye almadığı bu gençlerin kendi çocuklarının ve sonrasının dünyası. Parçalanmış aile sonrası yeni dünya. Egemen cinsiyetin erkek-kadın karışımı bir ara form olacağı, konuşmanın ve dolayısıyla konuşmanın bedendeki izleri olan mimik ve jestlerin tamamen silindiği…Transseksüel. Halüsine. Şizoid yeni dünya.
Şimdiden kırk elli yıl sonrası. Allahtan ömrümüz bunu görmeye yetmeyecek.
Bütün bu karamsarlığın içindeki tek umudumuz çocukların hala bitmeyen çığlıkları. Evet avaz avazlar. Avaz avazlar. Onların bu rengarenk çığlıklarını şarkı, bu rengarenk görüntülerini gökkuşağı sanmayın. Bu feryada yetişilmezse eğer bu sesler giderek tekdüzeleşecek, görüntüler matlaşacak. Eski devirlerdeki ‘Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız’ uyarısından sonra cihazlardan gelen son görüntü gibi, parazitli ve hışırtılı.
Depresyon çağının sonu. Psikotik çağın başlangıcı. Herkesin televizyonunu kapatmayı unuttuğu psikotik yeni dünyanın.
Umarım yanılıyorumdur.
Umarım bu yazı salak bir felaket tellalının hezeyanlarıyla dolu bir yazıdır. Umarım.

(Bu yazı 2002 yılında yazılıp yayınlanmıştır.)

, 6 Mayıs
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi