.

A rainbow in the sky above the vineyards at the Elephant Hill Estate and Winery on the Te Awanga coast, near Napier, Hawke's Bay, North Island, New Zealand.

İki kişi arasında birinin diğerinden özür dilemesini gerektiren bir durum oluşuyor. Hayat bu! Her an herşey olabilir. Özür gerektiren hallerin bin çeşidi var. Şöyle bir tanesini seçelim: İki iyi arkadaş var, ikisi de aynı müzik grubunun fanatiği. Hadi grubun ismi de Caravan olsun. Birlikte sürekli Caravan dinliyorlar deli gibi. Günlerden bir gün bu iki arkadaştan biri ki, kendisine şu andan itibaren artık kısaca Bizimki diyeceğiz, Caravan’ın o hafta sonu bir konser için şehirlerine geleceğini öğreniyor ve mutluluktan havalara uçuyor. Zira –boru değil- uzun zamandır hayallerini kurdukları bir şeyi gerçekleştirecekler ve grubu ilk kez canlı olarak izleyebilecekler. Bizimki hemen hevesle arkadaşını arıyor sürpriz haberi bildirme heyecanı ve beraber o konsere gitme düşüncesinin coşkusuyla. Arkadaşı telefonu açıyor ve sessizce bir süre onu dinliyor herhangi bir tepki vermeksizin. (Bizimki’nin arkadaşına da şu andan itibaren kısaca İnsan diyelim.) İnsan, Bizimki sözünü bitirdikten sonra ona konserden haberi olduğunu söylüyor. Bizimki ilk travmayı atlatıp beraber bilet almalarını önerdiğinde de başka kişilerle bilet alarak o konsere gideceğini ekliyor.
Şimdi burada biraz duralım. Duralım ve bu örnekte iki kişi arasında bir sorun oluştu mu bakalım. Girişi öyle bi yaptım ki, bence oluştu. İki iyi arkadaş. Aynı müzik grubu hayranlığı. Grup ilk kez onların şehrine geliyor. Biri haberi öğrenip heyecanla öbürünü arıyor. Öbürü konserden önceden haberdar ve çoktan bileti diğerine haber vermeden almış bile. Burada bir kırılma oluştuğu kesin.Nereden mi kesin? Deminden beri anlattıklarımı dünyanın çeşitli ülkelerinde bir sürü insana film diye seyrettirin ve sorun: “Bu filmde kim kimi üzdü?” diye. Herkes aynı cevabı verir. Oradan kesin!
Bu iki arkadaş mazide ne yaşamış olursa olsunlar o güne yani o telefon öncesine birlikte deli gibi Caravan dinleyen iki kafa dengi olarak gelmişler ve işte az önce filimsel olarak ‘ispatladığım’ şekilde aralarında bir sorun oluştu. Peki bu arkadaşlık burada biter mi? Bana soruyorsanız hemen burada bitmeli. İkinci şansı asla vermeyeceksin. Burada bitsin. İlerde belki yeniden başlayabilir. Ancak genelde yani hayatta öyle olmuyor. Zaten buraya kadar ve buradan da kim bilir nereye kadar sürecek olan bir yazıyı başka türlü neden yazalım? Arkadaşlık devam ediyor ve az önceki telefon konuşması taraflardan birini ‘kırgın’ diğerini de ‘kırıcı’ konumuna geçiriyor. Ve bu gerilimin halledilmesi gerekiyor. Şart mı?Şart değil aslında. Pek çok yakın ilişkide gün içinde buna benzer hatta bundan daha beter binlerce sorun oluşuyor, ama ilişkiler oluşan sorun üzerinde bir saniye bile durulmaksızın sürüp gidiyor. Ancak örneğimizde farklı bir noktadayız.
Bakalım neredeyiz:
1. Telefona sarılmadan önce son derece neşeli ve heyecanlı olan Bizimki telefon görüşmesi sonrası üzgün ve perişan bir hale geldi.
2. Peki bunun sorumlusu kim? Sorumlunun İnsan olduğu net.
3. Bizimki’nin yaşadığı düş kırıklığı ancak İnsan tarafından tatminkar bir şekilde gönlünün alınmasıyla bir nebze hafifletilebilir. Neden? Çünkü Bizimki öyle istiyor.
4. İnsan da bunun farkında.
5. Peki böyle bir şeye Bizimki niye üzüldü? Buna üzülünür mü? Yersiz bir soru. Teorik olarak üzülünmeyebilir, ama pratikte yani hayatta büyük bir olasılıkla buna üzülünüyor.
Öyleyse devam edelim.
Şu anda telefon kapalı. Bizimki, yukarıda bahsetmiştik, epey yıkık. Aldatılmışlık duygusu yaşıyor ve İnsan’ın umursamazlığından, bencilliğinden, ona verdiği değerin karşılığını kendisine vermemesinden girdi, geçmişteki benzer davranışlarından çıktı.
Telefonun diğer ucundaki İnsan’ın ise şu an tam ne durumda olduğunu bilmiyoruz. Tahmin edelim. Bir gülümseme gelmiştir yüzüne belli belirsiz. Bir suçüstü gülümsemesi. Bizimki’nin telefonda heyecanla verdiği habere gösterdiği ilk sessizlikle aslında yakayı ele verdiğinin farkındadır, ardından da zaten dile geldi. Kendi de biliyor, üç suçu var. Birincisi bu konserin haberini, bu habere en çok sevinecek kişi olan Bizimki ile paylaşmadı. İki, gitti bilet aldı ya da aldırdı ya da ona aldılar. Her neyse! Yetmedi, (üç) Bizimki’ne de bir tane aldırabilirdi, ama onu da yapmadı. İnsan da düşünüyor şu anda. Ne düşünüyor?Yapıp ettiğinin karşısındakinde mutsuzluk yaratacak birşey olduğunu o eylemi gerçekleştirmeden önce düşünmez mi, düşünemez mi? Düşünür de düşünmez de. Düşünerek de yani kasıtlı olarak da yapabilir, düşünmeden öylesine de. Ancak artık o aşamayı geçtik. Olan oldu. İki kişi arasında gerilim oluşturacak bir durumun tam ortasındayız. Devam edelim ve şimdi telefon görüşmesinden sonra ilk kez bu ikiliyi karşı karşıya getirelim. Planlı bir karşılaşma olmasın. Yani İnsan o hadiseden sonra Bizimki’ni hiç aramamış olsun. Nasıl bir yerde karşılaşsınlar? Alelade bir yerde. Bu laf da çok hoştur aslında, Alelade. Ale lade, alel ade, a lelade! Aynı okul veya işyerinde oldukları için ertesi gün ister istemez karşı karşıya gelmiş olsunlar mı? Metro durağı olur mu mesela? Olsun be! Sizi mi kırıcaz!!! Metro durağında birbirlerini gördüler ve birbirlerine doğru yürüyorlar küçük adımlarla. Heyecanlı bir an. Ne olacak? İlk kim konuşacak? İlk, İnsan konuşur, baştan söyleyeyim. Şu anda başta Bizimki olmak üzere hepimiz hatta İnsan’ın kendisi bile ilk adımı ondan bekliyoruz. Onun ilk konuşacak kişi olması da zaten bu ikili arasında yaşanan durumun izah gerektirecek, özür gerektirecek bir durum olduğunun kanıtı bence. Öbür türlü o niye konuşsun? Birlikte mal mal gelen trene bakarlardı her günkü gibi. Birazdan aralarında bir konuşma başlayacak. Bu konuşma ikna içerikli, gönül alma amaçlı olacak. Niye? Çünkü, Bizimki kırgın ve belli ediyor. İnsan da ne yaptığının farkında. Ve ikisi de arkadaşlıklarını sürdürmek istiyorlar. Niye sürdürmek istiyorlar böyle kıra kırıla diye sorsak ikisi de eminim bunun nedenini tam izah edemezler, ama istiyorlar. İstiyorlar, işte bütün mesele. İstiyorlar.
İnsan önce havadan sudan bir iki laf açtı, ama her zamanki karşılıkları bulamayınca bir özür seansına acilen geçmesi gerektiğini anladı. Kuru bir seans olacak. İnsan’ın yüzünde yaptığından gerçek anlamda bir suçluluk duyduğuna, pişmanlık hissettiğine dair hiçbir ipucu bulunmayacak her zamanki gibi. Avla avcının hikayesi. Ve başladı… İşte… aslında onun da haberi yokmuş da… arkadaşları ona haber vermiş, yani… hatta bileti de alıp öyle onu aramışlar… o da dalmış… yani…boş bulunmuş… kafasında başka bir mesele varken tamam demiş bulunmuş… yani… zaten Allah çarpsın… o aramasa o zaten onu arayacakmış… ama gene de onun bu kadar tepki vereceğini bilse zaten… falan filan. Falan filan. Sıra sıra, boy boy, dizi dizi gerekçeler. Seans uzuyor. Bu ana biraz daha yakından bakalım. Mümkünse yüz hatlarına kadar girelim. Bu arada tren gelmiş mi gelmemiş mi, sıkış tepiş içeri girmişler mi, girmemişler mi hiç umurumuzda da olmasın! İnsan gerekçelerini sıralarken bir yandan da Bizimki’nin yüzündeki değişiklikleri izliyor şu anda. Bir gerekçe söylüyor, bekliyor işlemciden sonuç bekler gibi. Olmadı bir daha, bir daha. Bizimki’nin yüzünde yumuşama bekliyor ilk etapta, tatlı ve rahatlamış bir gülümseme. Böylece onarım tamamlanacak ve süreç kaldığı yerden normal akışına geçecek. Fakat Bizimki’de her gerekçede aynı yüz hatları. Şimdi bunlar örneğimizdeki gibi düz arkadaşlar değil de işin içinde cinselliğin de bulunduğu daha farklı bir duygusal ilişki içinde olsalardı İnsan bu gönül alma seansında mutlaka çiçek miçek gibi bir bitkiden ya da kolye molye gibi birtakım nesnelerden istifade edecekti. Fakat o da yok! Ona da ben izin vermiyorum. Hala her yeni gerekçede aynı yüz hatları. Bizimki hala gevşemedi, uzaklara filan bakıyor, arada kafasını sağa sola sallayarak küfür müfür ediyor belli belirsiz. Yavaş yavaş artık İnsan için “E uzattın ama artık!” dakikalarına giriyoruz. İnsan’ın yüz hatları gerilmeye başladı. Sinirleniyor. Tamam bir halt yedi, tamam yemiş olabilir, ama ne yaptı? Özrünü de diliyor işte. Dilemeyebilir miydi?Dilemeyebilirdi. Umurunda bile olmayabilir miydi? Olmayabilirdi. İnsan artık haklı duruma geçtiği görüşünde. Ondan günah gitmek üzere. Neredeyse yüzüne haksızlığa aslında onun uğradığına dair bir ifade oturdu oturacak. Eğer bir an evvel aralarındaki muhabbeti eski iyi arkadaşlıkları düzeyine getirmezse, kaybeden Bizimki olacak bak söyleyeyim!
Bizimki, bak kardeşim! İnsan tokadı çakmış yere yapıştırmış mı seni bi yerde? Yapıştırmış! Basıp geçip gidebilirdi miydi üstünden? Geçip gidebilirdi, aynen! Ama geçip gitmemiş! Başında dikilip alay edebilir miydi senle? Edebilirdi. Hem de ne biçim! Ama etmemiş. Bakmış ağlıyorsun. Üzülmüş. Sana insanlık göstermeye karar vermiş. Eğilmiş yüksek rakımlı yerinden ve sana insanlık elini uzatmış yerden kalkasın diye. Daha ne yapsın? Ama sen ne yapıyorsun? Nankörlük ediyorsun. Sana uzatılmış eli tutmuyorsun!Üstünü başını temizlemeye çalışırken bir yandan da ‘utanmadan’ kendi olanaklarınla yerden kalkmaya çalışıyorsun. Şımarıksın! İnsan’ın eli hala havada asılı kalmış. Edepsizsin de. Sana şefkatle gülümsüyor, yüzüne bile bakmıyorsun! Belki de müşfik bir edayla başını okşayacak. Oralı bile değilsin! Ona da izin vermiyorsun. Hala surat bi karış! Sen kimsin be kardeşim! Bu yaptığın insanlık dışı birşey yani!

, 1 Mayıs
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi