.

Fotoğrafı hâlâ hatırlıyorum. Oktay Derelioğlu takım arkadaşı Feyyaz Uçar’ın omzunda ağlıyordu… 4 Temmuz 1997 günüydü… Oktay iki ay önce baba olmuş ve bunun sevincini Beşiktaşlılarla paylaşmıştı. Karısı iki aylık bebeğiyle birlikte taze babayı terk ederek bu dünyadan ayrılmıştı. Ardında ne bir mektup ne de bir not bırakmıştı. Bu intihar bir sır perdesini indirdi Oktay Derelioğlu’nun hayatına. Daha 22 yaşında bir çocuktu Oktay ve omzuna büyük bir yük binmişti. İlk defa bir gol makinesi değil de, bir insan, acılı bir baba ve gözyaşları içinde küçük bir çocuk olarak çıkmıştı taraftarların karşısına.

O fotoğraf, futbolla tüm ilişkimi gözden geçirmeme neden olmuştu. Sahadakilerin futbolcu olmadan önce insan olduklarını ilk o zaman hissettim. O fotoğraftan sonra ben eskisi gibi futbol izleyemeyecektim, Oktay da bir daha eskisi gibi olamayacaktı. Yavaş yavaş inişe geçen futbol hayatı boyunca tutunacak yerler aradı kendine, bir türlü bulamadı. Etrafındaki herkesi kendinden uzaklaştırmayı başardı ve gün geçtikçe iyice yalnızlaştı. Futbol oynayamadığı, bir türlü eski formunu yakalayamadığı zamanlarda şike skandallarıyla gündeme geldi. Gencecik bedeniyle her şeyi yaşamış, bir derviş gibi dünyanın birçok yerinde, kimsenin aklına gelmeyecek kulüplerin formasını giymişti. Türkiye liginde döndü dolaştı, ama hep eksikler vardı hayatında. Oktay’ı biz taraftarlar kahraman yaparken onun insan olduğunu görmek istemedik, o ise yaptığı her şeyle bize insan olduğunu hatırlatmak istedi. Belki de birçoğumuzdan daha da insandı. Son dönemlerinde yapılan bir söyleşide Oktay açık yüreklilikle, “Neyi anormal yaptım diye soruyorum kendime. Hiçbir şey bulamıyorum. Ama insanlar şunu bilmiyor: Hayatta insanın başına her şey gelebilir. Bugün zengin olan yarın fakir olabilir, bugün güçlü olan yarın güçsüz olabilir. Asıl olan gurur ve onurundan hiçbir şey kaybetmemektir. İnsanlar bunu düşünerek hareket etmiyor” diyordu.

Oktay’ın başına her şey gelmişti; 14 yaşında Karagümrükspor’un PAF takımında oynarken Türk futbolunun gündemine bomba gibi düşmüştü. 17 yaşında Avni Aker’de Trabzonspor formasını giydi. 18 yaşında Metin-Ali-Feyyaz’lı efsane Beşiktaş kadrosunun sağ kanadındaydı. Bir dönem Fenerbahçe’de kadro dışı bırakılan oyunculardan biriydi. Geniş bir coğrafyada futbol oynadı. Yıllar sonra Belçika maçında attığı ve soccerclips.net sitesi tarafından yapılan anket sonrasında aldığı unvanla yüzyılın golünü anlatırken hayatının da bir özetini yapıyor gibiydi. “Öyle bir gol attığım için Allah’a şükürler olsun. Dünyada o kadar çok kişi çalımlanıp atılan tek gol sanırım. Orta sahanın sağ köşesindeydim. Baktım pas verecek kimse yok. Kimse de top almaya gelmiyor. Önüme geleni çalımlamaya başladım. Her defasında kaleye daha da yaklaşıyordum. Bir tanesi düşürmeye çalıştı, omuz attı ama düşmedim. Ceza sahası içine girer girmez ayak içiyle topu köşeye bıraktım. Çok güzel bir gol oldu.”

Bu golde olduğu gibi hayatında da pas atacak kimseyi bulamayacaktı, onu düşürmek için herkes omuz atacak, sırt çevirecek yine de başına gelen tüm badireleri çalımlayarak ayakta kalacak ama bir daha eskisi kadar gol atamayacaktı.

Seksenli yılların başında İstanbul’da Fatih semtinin boş arsalarında top peşinde koşarak başlıyordu onun hikâyesi. Akranlarından küçük, hatta biraz da çelimsizdi. Karagümrükspor’un formasını giymeyi düşlüyordu. Bu düşü 10 yaşında gerçek olacaktı. 1985 yılında annesinden zorla izin alarak seçmelere gitti. Futbolcu olmak hevesindeki çocuklardan kurulu takımla maç yaparken, on dakika bile oynamadan kenara ayırdılar Oktay’ı. Hemen ertesi gün lisansını çıkarıp Karagümrükspor’un alt yapısına kaydını yaptılar. Küçük bir çocuk olmasına rağmen çok kolay gol atabiliyordu. Topu iyi sürüyor ve ayak içiyle topa istediği sertlikte ve istediği şekilde yönü verebiliyordu. Hatta topu rakipten saklamak, topla giderken hızlanabilmek gibi becerileri de vardı ve artık boş arsalarda, Fatih’in dar sokaklarında top oynamak yerine Karagümrükspor alt yapısında futbol oynamanın ve dünyaca ünlü bir yıldız olma hayalleri kurmanın vakti gelmişti onun için.

15 yaşında Karagümrükspor formasıyla rakip takımlardaki ağabeylerinin canını sıkıyordu. Her maç çıkışında geneli orta yaşlı bıyıklı defans oyuncuları arasında aynı şey konuşuluyordu. Oktay’ı gösterip küfrü basarak “Bacak kadar velede bak sürekli bize gol atıyor” diyorlardı. Dedikleri gibi bacak kadar bir çocuktu ve Karagümrükspor’da çok kalmayacağını herkes biliyordu. Beşiktaş ve Trabzonspor transfer çalışmalarına başlamıştı bile. Oktay’a Karagümrükspor’dan ayrılmak için sadece karar vermek kalmıştı. İki takım da şartlarını ortaya koydu; Beşiktaş bir yıl sonrası için A takımda oynama garantisi veriyordu. Trabzonspor ise hemen kadroda yer alacağını söylüyordu. Ve Oktay Beşiktaş PAF Takımı yerine 17 yaşında 100 bin dolara Trabzonspor’a transfer oldu.

1992 senesiydi. Trabzonspor, teknik direktörü Urbain Braems’la yollarını ayırmıştı, başarılar için yeni umutlar satın alınıyordu. O umutlardan biri Oktay Derelioğlu’ydu diğeri de Teknik direktör George Leekens idi. Ama çok geçmeden yönetim umut değil yeni hayal kırıklıkları satın aldığının farkına varacaktı. George Leekens ertesi yıl İzmir’de Karşıyaka’ya karşı alınan 1-0’lık yenilginin ardından tıpkı görevi devraldığı Braems gibi takımdan ayrılacaktı. Trabzonspor Şenol Güneş’le umut tazeleyecekti. Ünallı, Hamili, Orhanlı, Abdullahlı Trabzonspor’da Oktay’ın durumu biraz karışıktı. İstanbul’da doğmuş, daha önce ailesinden ayrılmamış bir çocuğu Trabzon’a getiren Başkan Sadri Şener’in Fenerbahçe maçında ilk defa borda mavili formayı giyen çocuktan beklentisi nedense çok yüksekti. Oktay tesislerde kalıyor ve her çocuk gibi annesini özlüyordu. Yalnızlığa da Trabzon’a da bir türlü alışamıyordu. Bir gün yönetime gidip İstanbul’a gitmek istediğini söyledi. Sorun olmadı çünkü müşterisi hazırdı. Beşiktaş Oktay’a olan ilgisini kesmemişti. Ama Trabzonspor’da yaşanan başarısız sezon Oktay’ı futbol gündeminden düşürmüştü. Taraftarlar Oktay’ı ilk gördüklerinde Beşiktaş alt yapısından yeni bir oyuncu çıktığını düşündüler. Alışkındı o zamanki Beşiktaşlılar bu duruma, her sene Gordon Milne’nin şans verdiği yeni futbolcuları izliyorlardı. Oktay Beşiktaş formasıyla hayatının en başarılı ve en acılı yedi senesini yaşayacağını bilmiyordu daha.

Beşiktaş’a en parlak sezonlarını yaşatan Gordon Milne’in Beşiktaş’tan ayrılmasının ardından göreve Daum getirilirken Oktay da Beşiktaş’ın genç yıldızıydı. Daum onu sağ kanatta oynatmış ve başarılı da olmuştu. Eski takımı Trabzonspor’un karşısında forma giyerken 7 -1 biten maç sonrası Oktay tüm gazetelerin manşetindeydi.

Oktay’ın geldiği Beşiktaş’ta Duam’la birlikte değişim rüzgârları da esiyordu. Metin-Ali-Feyyaz dönemi yavaş yavaş kapanıyor, Sergen, Ertuğrul, Nihat ve Oktay’ın devri başlıyordu.

Her şey tam da yolunda giderken intihar girdi araya ve görkemli günler bitti. Oktay bu acıyla yaşamaya bir türlü alışamadı. Beşiktaş kendi evi gibiydi onun. Herkes sabrediyordu. Hatta Karagümrükspor’dan takım arkadaşı Serdar Topraktepe bile yanındaydı. Herkes Oktay için uğraşırken o toparlanır toparlanmaz, ya da tam olarak bilemiyoruz belki yaşananların şaşkınlığıyla çocukluk arkadaşı Serdar’ın nişanlısıyla ilişkiye girdi. Serdar’la arası bozuldu, birbirlerini mahkemeye bile verdiler. Oktay yaşananları inkâr etse, basın abarttı dese de arkadaşının nişanlısıyla evlendi… Başkan Süleyman Seba, Beşiktaş içinde böyle kavgalara yer olmadığını söyleyerek Oktay ve Serdar’ı takımından gönderdi. Oktay bu olaydan sonra Türk futboluna değen Jet Fadıl eliyle birlikte Siirt Jet Pa’ya transfer oldu. O da diğerleri gibi Siirt formasını hiç giymedi, hatta kenti bile görmedi.

Bu transferle birlikte Oktay için başka bir dönem başladı. Bir seyyah gibi oradan oraya gezme dönemi… Hiçbir takımda tam anlamıyla tutunamama dönemi… İlk olarak Gaziantepspor’a gitti. Sezon sonu Fenerbahçe’ye transfer oldu. Sarı lacivertli formayı hiç giymeden İspanya’nın Las Palmas takımından aldığı teklifle Kanarya Adaları’nın yolunu tuttu. Bu transferde menajeri Hikmet Dağlı tarafından dolandırılmıştı. İspanya’dan sonra bir kez daha Trabzonspor’a düştü yolu. Dönemin başkanı Mehmet Ali Yılmaz, Sergen’le ikisini alarak yeni bir dönem başlatmak istiyordu ama yine olmadı. Trabzon’dan tekrar Fenerbahçe’ye gitti. Werner Lorant’ın gönderilmesiyle takımın başına gelen Oğuz Çetin; Ogün, Abdullah, Ali Akdeniz, Hakan Bayraktar, kaleci Oğuz ile birlikte onu da kadro dışı bıraktı. Oktay “Fener’de kadro dışı bırakmak modaydı” deyip geçiştirdi bu olayı ve kimse nedenini bilemedi.

F.Bahçe’den sonra Samsun’a oradan da Belçika’nın Beerschot Anvers takımına gitti. Ama burada sadece idmanlara çıktı, o arada Nürnberg’le anlaşmıştı. Almanya’ya alışamadığı için Akçaabat Sebatspor’a döndü. Kulübün finansal sorunları yüzünden Hazar Denizi’nin kıyısında, İran sınırına yakın bir yerde Hazar-Lankeran’a transfer oldu. İşte burada özlediği başarıyı yakaladı. Hatta yılın futbolcusu seçildi orada. Sakaryaspor, Diyarbakırspor, İstanbulspor, Yalovaspor gibi takımların formasını giydi… Değişik renklerde formalarla top oynarken sadece bir defa hata yaptığını düşündü ve onu da şu sözlerle anlattı.

“Beşiktaş’tan ayrılmam büyük hataydı. Şimdi o hatayı yapmasaydım hâlâ Beşiktaş’taydım.”

Bookmark and Share
, 14 Haziran
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi