.

GİZLİAJANS’ın yayınlanması vesilesiyle, geçen sene Alper Canıgüz’le bir söyleşi yapmıştım. Alper’in verdiği cevaplardan bana çok cazip gelen bazı bölümleri buraya aktarıyorum.

Üniversitedeyken Faruk Birtek’in verdiği bir sosyoloji dersinde bir arkadaşımız kalkıp uzun bir sosyal analiz yapmıştı. Faruk Bey kendisini baştan sona dinledikten sonra şöyle demişti: “Söylediğin her şeye sonuna kadar katılıyorum, ne var ki bunlar hiç ilginç değil.” Enteresanlık bilimin dahi ölçütlerinden biriyken bunu edebi eserlerden esirgememek gerekir diye düşünüyorum.

Yazarlık söyleyecek bir sözü olmaktan ziyade söyleyecek ilginç bir sözü olmakla ilgilidir.

Saçmalık, delilik aklımızın ufkunu geliştiren şeylerdir. Bu yüzden bütün iyi sanatçılar aklın dar muhitinden cinnetin geniş sahralarına uzanmıştır. Hatta kimileri bu kadarıyla yetinmeyip oraya yerleşmeyi tercih etmiştir.

Gizliajans’a kozmo-absürd romantik komedi denebilir.

Jules Verne 20. yüzyılı çok iyi öngördüğü için bugün dedikleri bire bir çıkıyor değildir. Bilakis o 20. yüzyılı bu şekilde gördüğü için bugün böyle bir dünyada yaşıyoruz.

Edebiyatın, yeri başka hiçbir şeyle doldurulamayacak bir mutluluk kaynağı olduğunu unuttuğumuz doğrudur. Bunda muhakkak ki, televizyon, internet falan gibi ‘rakipler’ kadar biz yazarların da sorumluluğu vardır.

Komiğim diyerek komik olamazsınız, kaliteliyim diyerek kaliteli olamazsınız, eğlenceliyim diyerek de, haliyle, eğlenceli olamazsınız.

Hayatta işitmekten en büyük zevk aldığım övgü, roman okumanın ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlattığımın söylenmesidir. Şükür, bunu birkaç kez duydum.

Kişisel olarak elbette gelişebiliriz ve aslında başka türlü gelişemeyiz zaten. Ama şehirlilere sunulan bu plastik kişisel gelişim formülleri büyük bir kandırmacadan ibarettir.

Mizahın ne kadar güçlü bir şey olduğundan söz etmeye gerek var mı? İnsanların duygularını harekete geçirmekte bu kadar etkin bir şeyin kullanılmamasını anlamak güç aslında. Maalesef uzun yıllardır bizde edebiyatçı diyince akla, sigara tüttürüp uzun uzun karanlıklara bakan ve hakikaten çok ama çok sıkılan bir tip gelmekte. Belki de bu noktada Bukowski’nin sözlerini hatırlamakta yarar vardır: Hayatta en çok sıkılanlar en sıkıcı olanlardır.

Aşk, soruya muhtaç bir cevaptır.

Nasıl anlattığın kuşkusuz çok çok önemlidir ama büyük eserlerde ne anlattığının da büyük önem taşıdığını açıkça görüyoruz.

Hıçkırıklarla güldüren ve kahkahalarla ağlatan hikayeleri hep sevmişimdir. Ben de öyle hikayeler yazmaya bakıyorum. Kara mizahı seviyorum. Bir de galiba hikayelerim bu yönüyle bana benziyor.

, 19 Şubat
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi