.

“Kurtlu ceviz göndermişler” dedim.

“Kurtlu mu? Neden?”

“Bilmiyorum. Rıfat abiydi gelen. Bu torbayı verdi.”

“Ne biliyorsun kurtlu olduğunu?”

“O söyledi.” Tam olarak nasıl söylediğini düşündüm biraz. “Anneannem köyden getirmiş, dedi. Pek sertmiş zor oldu ama ayıkladık. Size getirdim bu kurtlu olanları da, dedi.”

Annem elimdeki torbayı aldı. İçine baktı. Birçoğu kırılmış cevizler. Şöyle bir karıştırdı. Ben olsam iğrenirdim.

“Mutfağa koy” dedi. Sonra tespihini aldı. Dudakları sessizce kımıldamaya başladı.

Odama gittim. Ders kitabımı açtım. Açtım da içime dert oldu bu kurtlu ceviz. Birkaç dakika sonra kalem ağzımda dalmışım. Abimi farkettim:

“Tatlı mı?”

“Ne?” Kalemi hemen ağzımdan çıkardım. “Bilmiyorum, kurtlu dedi Rıfat abi.”

“Onu sormadım, kalem tatlı mı?”

Yüzüm kızarmış olmalı. Cevap vermedim. Bir süre daha durdu orada. Sonra güldü gitti.

Birkaç sayfa daha okuyamadıktan sonra içeri annemin yanına gittim. Hâlâ tespih çekiyordu. İyice yanına yaklaşıp yüzüne baktım. Bakışlarını öte yana çevirdi. Mutfak tezgâhının üzerinde bıraktığım yerde duruyordu cevizler. Çekine çekine içine baktım. Bir kıpırtıyla karşılaşmayı bekliyordum. Göremeyince elime bir poşet geçirip kırılmış cevizlerden birini aldım. Simsiyahtı. Birkaç tane küçük tünel vardı. Tünellerin etrafında toz haline gelmiş içi. İşte kurt oradaydı. Ağır ağır ilerliyordu. Bir canlının yiyeceğinin içinde yaşaması çok tuhafıma gitti. Bizim evin de ekmek ve zeytinden oluştuğunu düşündüm. Ama tükenince başka bir eve taşınmak gerekirdi.

Ertesi gün ilk teneffüste fen öğretmenini yakaladım:

“Hocam kurtlu ceviz faydalı mıdır?”

“Faydalıdır. Protein var içinde.”

Yüzümü buruşturdum. Başımı okşadı.

“Şaka şaka. Kurtların bıraktığı atıklar zararlı bile olabilir. Nereden çıktı?”

“Dün akşam bir komşu bize kurtlu ceviz getirdi de.”

“Aa, sebep?”

“Köyden anneannesi getirmiş.”

“Hepsi mi kurtluymuş?”

“Yok, ayıklamışlar.”

Öğretmenin yüzü düştü. Baştan ayağa süzdü beni. “Tamam” dedi. “Haydi, iyi dersler.”

***

Akşam eşime anlattım:

“Bu ailenin durumu pek iyi değil tamam mı. Komşularına ceviz gelmiş köyden, sen tut ayıkla, kurtluları bunlara ver.”

“Kim dedi?”

“Çocuk geldi bugün. Nasıl da saf. Soruyor bana kurtlu ceviz iyi bir şey mi diye.”

“İyi olduğunu sandı belki” dedi eşim.

“Ayıp” dedim. “Utanmazlık.”

***

Pazara erken çıktım. Akşam oldu mu iyileri bitiyor. Gerçi akşam ucuzluyor ama olsun, tazeyken almayı tercih ederim. Girişte ceviz tezgâhı gözüme çarptı. Evvelsi gün Burhan’ın anlattığı şeyi hatırladım:

“Kaça ceviz?”

“Abla çok taze. Bak yi bak” Hemen orada kırık olanlardan birini elime tutuşturuverdi. “Yi abla çekinme. Siftahım senden olsun. Gez dolaş bakalım böyle ceviz görebilecek misin.”

“Kurtlu olmasın” dedim.

“Abla ayıp ettin. Bir tane çıkarsa Allah da benim canımı alsın, o kadar söylüyorum.”

“Ayıklıyor musunuz?”

“Bak şimdi kurtlu olanı zaten delik olur.” Pazarcılara özgü o enerjiyle gözüme soktu iri bir taneyi. “Dikkatli bakacan. Hem biz ilacını suyunu veriyoz. Olmaz bizde öyle zararlı. İlaç dediğim de bakma. Daha olgunlaşmadan. Böcek neyin giremiyor bir daha.”

“Kurtlu olanları ne yapıyorsunuz?”

“Abla kurtlu yok diyorum.”

“Ya diyelim ki çıktı. Ne yapıyorsunuz? Komşuya mı veriyorsunuz?”

Dalga geçtiğimi sanıp içerler gibi oldu pazarcı. Elindeki cevizleri atıverdi yığına.

“Hiç olur mu? İnsanız biz afedersin. Çöpe atarız.”

Şöyle bir göz kırptım pazarcıya. Aldım iki kilo, dolaşmaya devam ettim.

***

“Kız çay koy. Dizlerim koptu bugün.” Somyaya bırakıverdim kendimi.

“Nasıldı?” dedi hanım.

“Çok şükür bin bereket. Zabıta geldi arandı filan. Hamdolsun yok bizde yamuk leblebi.”

“Yamuk leblebi mi?” diye gülerek sordu oğlan.

“Hee yamuk leblebi.”

“Nasıl oluyor o baba?”

“İşte lafın gelişi, yani yanlış iş yapmıyoruz anlamında.”

“Hıı” dedi. Hemen de anlıyordu sıpa.

Yanıma çektim. Öptüm saçından.

“Baba anlatsana? Bugün o deli çocuk geldi mi?”

“Gelmedi.” Her hafta gelip saçma sapan sorular soran şu sarışın çocuğu kastediyordu. Ben de oğlana anlatıp güldürüyordum. Geçen hafta “Sizin cevizler Almanya’dan mı geliyor?” diye sormuştu. Daha önceki hafta “Cevizi benim dedem icat etti, size de getireyim mi?” diyordu. Deli herhalde deyip suyuna gitmiştim.

“O çocuk gelmedi ama sabah bir kadın geldi. Kurtlu cevizleri komşuya mı veriyorsunuz, diye soruyor.”

Oğlan abartılı bir kahkaha patlattı. Nasıl da hazırdı gülmeye. Galiba bu yaşta çocuklar için babasından daha komik biri olamaz.

Hanım çayları getirirken duydu konuşmayı:

“Bozuk mu çıktı cevizlerin?” diye korkuyla sordu.

“Yoo benimkiler değil. Kadının birini anlatıyorum. Öyle soruyor. Nereden icap ettiyse.”

***

“Biliyor musun Aylin, senin gibi kurtlu cevizleri ne yaparlar?”

“Ne yaparlarmış?”

“Komşuya verirler. Hahaha!”

“İğrençsin Onurcan. Öğğretmeniiiim, Onurcan bana iğrenç şeyler anlatıyor!”

***

Kapı çaldı. Tülbentimi sarıp delikten baktım. Yan komşunun küçük kızı. Açtım:

“Süleyha Teyze bunu annem gönderdi” dedi elindeki aşureyi yukarı doğru uzatarak. “Ceviz göndermiştiniz ya onun için de çok teşekkür etti.”

“Ne demek evladım, Allah razı olsun. Afiyet olsun.”

Aşureyi masaya koydum, yanına da iki kaşık. Rıfat da herhalde gene pazara gitmişti. Pazarcılarla konuşmayı nedense çok seviyor bu çocuk. Allahtan kızıp da dövmüyorlar. Anlıyorlar herhalde azıcık kafadan uçuk olduğunu. Böylesini de Rabbim korur işte. Ne yapayım? Eve de kapatamam ya. Beş dakika sonra zil: Rıfat.

“Ooo anne ne bu? Sütlaç mı?”

“Aşure oğlum sütlaç değil. Komşu getirmiş. Haydi ellerini yıka da yiyelim.”

“Neden getirmişler?”

“Ne olsun oğlum işte görenek. İnsaniyet. Geçen akşam ceviz gönderdik ya seninle.”

“Kurtlu mu aşure? Aşure maymunlu mu? Üçüncü sorum ise; aşure tilkili mi?”

“Yoo kurtlu filan değil. Mis gibi aşure. Niye kurtlu olsun aaa, ayıp, deme öyle.”

“Ben onlara hayvanlı ceviz götürdüm ya.”

Kaynar sular indi başımdan ama belli etmeden sakin sakin sordum:

“Nasıl hayvanlı ceviz oğlum?”

“Hani sen bunları götür dedin ya. Ben de götürdüm. O cevizler etli değil miydi?”

Fasulye tanesi boğazıma takıldı, öksüre öksüre mutfağa koştum. Çöpün kenarına bıraktığım poşetin düğümünü deli gibi açtım: Sağlam cevizler.

Sonra o poşeti nasıl kaptım, tülbentimi nasıl aldım, nasıl fırladım apartmana, komşunun zilini nasıl çaldım…

Kapıyı açtığında gözyaşlarım boşanıverdi. Hıçkırarak sarılmışım kadıncağıza, cevizler yayılmış ortalığa, düşeyazmışız beraber. Nasıl korkmuş o mübarek kadın, anlatır durur bizim deli Rıfat.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi