.

Japonya’da deprem oldu. Yıkılan ev olmadı. Camdan atlayan tek kişi var, o da Türk.

Türkiye’de son yaşanılan iki büyük deprem ile birlikte televizyonlarda gezinen bilim adamları kervanına deprem uzmanları da katıldı. Sıranın nihayet kendilerine gelmesinden ne denli mutlu oldukları gözlerinden okunuyordu.  Her gece, her televizyona, kahve köşelerine kurulur gibi depremciler kuruldu. Ve o günden beri de nerede deprem olsa, Şili, Kamçatka, Yeni Zelanda vs. bu beyler-hepsi bey hakikaten-sıra sıra karşımıza dizildiler ellerinde tabloları, grafikleriyle. Saatlerce konuştular. Televizyon haberlerinde sık sık arz-ı endamın normal seyri gereği sonra bu beylerden bazılarını enteresan kostümlerle Hülya Avşar şovlarda ya da sıradan eğlence programlarında da konuk olarak görür olduk. İnşaat şirketlerine danışman, belediye başkanlıklarına aday, reklamlara star olmaya da başladılar.

Deprem ile ilgili şunlara benzer açıklamalar yapıyorlar her gün:

”Sanıyorum on güne kalmaz bir depremimiz daha olacak.”,

“Uyarıyorum. Kamçatka depremi bizim burayı o biçim tetikler. Levhalar birbirine sürtmeye başladı. Duyuyorum.”,

“Takvime baktım demin. Bir aydır deprem olmuyor. Bu normal değil. Her an olabilir hatta olmalı diyorum.”

“İçime doğdu. 7.6’dan aşağı olmayacak. Tek parça kırılacak. İstanbul yıkılacak. Üç vakte kadar geliyor.”,

“Ne yazık ki! Yeterince önlem alınmadı. Ben hep söyledim. Olacak ve çok ölen olacak. İstanbul yanacak.”,

“Deprem Dayı tarih verdi. Yarın ikindi namazını müteakip hayırlısıyla sallanıcaz.” vs. vs. vs.

Şov dünyasına dahil olmadan önce birbirlerine karşı biriktirdikleri kinlerini televizyondan kusmaya başladılar. Birbirleriyle televizyon ekranlarında kavga etmeye başladılar. Her haber kanalının bir depremci gözdesi oldu. Ulan Bator’da deprem oldu. Bunlar bir dakika sonra televizyonlara çıkıp ‘bilimsel’ yorumlarda bulundular. İkinci çıkan ilk çıkana katılmadı. Üçüncü çıkan öncekilere katılmadı.

Japonya korkunç bir şekilde sallandı. Hiçbir bina yıkılmadı. Kimse bina enkazının altında kalmadı. Bir Türk iki kez camdan atladı.

Bir bilim adamı, eğer bilgi/bilim sosyolojisinden, bilim felsefesinden, kitle psikolojisinden, kitle iletişiminden zırnık nasibini almışsa bilimsel bir niyetle televizyona çağrıldığında düşünür önce. Zaten işi bu. Önce düşünmek. Elindeki bilginin değiştirilemez kesinlikte olmadığını, televizyonun yetmiş yedi türlü millete ve insana uyaran yollayan bir aygıt olduğunu, hele deprem gibi bir konuda mesaj alıcılarının o mesajı yayan kaynağın niyetinden bağımsız olarak da bunu alımlayabileceklerini, televizyonların okul/üniversite olmadıklarını düşünür. Düşündükten sonra da teklifi geri çevirir.

Deprem fobisini bir ülkeye yer kabuğu yerleştirmez. Bu topraklar sallanan topraklar. Televizyonlarda depremci istilası yaşanmadan önce de sallanmaktaydılar, ama camdan kendini atan olmazdı. Japonya’ya gitmeye gerek yok, Gölcük ve Düzce’deki depremlerden sonra bakın Türkiye’ye, ortalık her ufak sarsıntıda kendini pencereden atan insanlarla dolu.

Küçük bir örnek: 2009’da Konya’da  4.5 şiddetindeki orta büyüklükteki deprem sonrası yüksekten atlayanların sayısı 35, sinir krizi geçirerek acil servislere gidenlerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Konya yıkıcı deprem beklenen bir ilimiz değil, 4.5 şiddet ise eskiden doğru dürüst gazete haberi bile olmazdı.

Bu ülkede beklenen yıkıcı depremlerin tamamı gerçekleşse, taş üstünde taş kalmasa, yıkıntıların arasından sağ kalan son televizyoncu çıkacak elinde mikrofonuyla gene ve sağ kalan son depremciye soracak;”Bundan sonra ne olur?”

Ve o depremcinin elinde gene tablolar, grafikler olacak. Yetmiş yedi milletten sağ kalanlar da ekranlardaki grafiklerde kendi yaşam çizgilerini arayacak.

Akıl almaz bir çağ bu.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi