.

Yazarın arşivi

Edward Hopper / Gas / 1940

1. Bayram tatillerinde otogar yazıhanelerinde bir görünmez adam kadar saygı görmeniz, buna karşılık sıradan iş günlerinde evliya hürmetini tadarken, kapılan valizinizin peşinden can havliyle koşmanız doğanın dengesinin sosyolojik bir tezahürüdür. Çok düşünmeyin.

 2. Yolculuğun başında “Güvenli ve huzurlu bir seyahat için cep telefonlarınızı sessiz konumda kullanabilirsiniz” şeklinde bir anons yapılır. Doğrusu “Dilediğiniz gibi moronluk yapabilirsiniz.” olmalıdır.

 3. Koltukların arkalarında bulunan küçük ekranlardan size sunulan her tür yayını izleyebilir, yol boyunca kulaklığınızın sesini sonuna kadar açabilirsiniz. Yolculuğun sonuna kadar etrafınızdaki herkes Akasya Durağı’ndaki bağrışmaları sizin aracılığınızla dinlemekten büyük bir zevk duyacaktır. Arzu ederseniz kendi müzikçalarınızdan dünyanın en güzel gitar sololarını dinleyebilir, en yetenekli davulcuların “dubastass dubu tassss dub duba” vb. şaheserlerini diğer yolcuların beğenisine sunabilirsiniz. Yolculuk bittiğinde müzik zevkinize hayran olan insanlar şehir içi servisleri değil sizin yörüngenizi tercih edecektir.

 4. Gece yolculuklarında siz tam uyumak üzereyken mola verileceğini haber vermek için mikrofona “puhhh” sesi çıkarmak suretiyle ansızın abanılması adettendir, alışın. Alışamayanlar için ek: Uyumayın. 

 5. Mola yerlerindeki tuvaletler pis kokar. Çünkü onlar mola yerlerindeki tuvaletlerdir.

 6. Arkada bir bebek ağladığında o bebeği boğma isteğinize eşlik eden cık cık’larınız takdir toplayacaktır. O anda gösterdiğiniz muhalif duruş birkaç kişinin birden size âşık olmasını sağlayabileceği gibi bebeğin ağlamaya son vermesinde etkin bir yöntemdir. Elbette sizin geçmişinizde böyle anlamsızca ağladığınız bölümler hiç yoktu. Nasılsa, birkaç yıl sonra elinize salyalarını akıtıp, yakanıza süt kusarak durmaksızın ağlayan bir bebeği kucağınızda bulma ihtimaliniz de bulunmuyor.

 7. Küçük firma yoktur, az şeker vardır. Büyük firma yoktur, on liraya yarım tabak musakka vardır.

• Beyaz adam bize diş ipini verdi, dişlerimizi aldı.

 • Bir karpuzcuyla kaleci arasındaki fark, karpuzcunun kusursuz olmasıdır.

 • “Pazara gidelim / Bir eşek alalım / Pazara gidip bir eşek alıp n’apalım?” şarkısını yazan adamın kaçak sucuk şebekesi çökertildi.

 • Piposundan bir nefes çekti, “Etkilenmemek için kitap okumuyorum” dedi yazar. “Evet ya, ben de su içmiyorum mesela” dedi damacanayı getiren çocuk.

 • Öbür dünyadaki “Gençliğinde ne yaptın?” sorusuna verilecek en popüler cevap: “Ebruya başladım.”

 • On kattan alçak binalardan atlamayın. Siz düşene kadar kameralar olay yerine ulaşamayabilir.

 • “Çıkar şu güneş gözlüklerini” dedi adam. “Gözlerini ararken lafımı unutuyorum.”

 • Romanlar gazete manşeti olsa, İki Yıl Okul Tatili / Jules Verne:  “Devamsızlıktan kaldılar.”

 • Elindeki telsizle konuşanlara dikkat ediyorum. Normalde “Eve gidek mi la?” gibi konuşan adamlar “Adrese intikal edildi.” filan diyor. İntikal, sen ne sosyolojik bir kelimesin öyle.

• Cüzdanımı kaybettim, hükümsüzüm.

brook anna - angry fortune teller

 

“Romanya’da verilen yeni bir yasa teklifine göre, falcıların kehanetleri doğru çıkmazsa, ceza alabilecek, hatta hapse girebilecekler. Taslak yasa, geçtiğimiz hafta Senato’da kabul edildi. Yürürlüğe girmesi için parlamentonun onayını alması gerekiyor. Ocak ayında ise, Romanya hükümeti, falcılık ve büyücülük mesleğini vergilenebilir meslekler kapsamına almıştı. Buna çok kızan cadılar, Tuna Nehri’ne zehirli adamotu atarak hükümeti lanetlemişti.” 9 Şubat 2011, Radikal

“Bu zamanda falcılık yapacağına git bir lokantada bulaşıkçı ol” dedim, komşunun oğluna. “Falcı olmak isteyen gençlere ne öneriyorsunuz?” diye sormuştu balkondan. Sigara içiyordum. Beni görünce her zaman yaptığı gibi, gelecek kendisine fısıldanmışçasına sırıtmıştı. Cevabım tabi ki hoşuna gitmedi. Bu sefer de gelecekte kendisini çok şişman ve yaşlı bir kadın ile evlenmiş olarak görmüş gibi büzüldü dudakları. “Hava çok soğuk” dedim. “İçeri girmek istiyorum” “Yarın da soğuk olacak mı?” dedi. “Olacak” dedim. Cennetle müjdelenmiş bir papazın topuk selamını vererek perdenin arkasında kayboldu.

Bir falcıdan çok fazla şey beklememeli. Hele yaşadığımız şu günlerde. Yılda yüzde yirmi beş gelir vergisi ödüyorum. Yüzde on sekiz de katma değer vergisi. Kaç ediyor? Yüzde kırk üç. Bütün varımızı yoğumuzu alacaklar fırsat geçse ellerine. Hükümetten bahsediyorum. Kaç arkadaşım hapislerde çürüyor biliyor musunuz? Geçen yıl Cabrina’yı aldılar içeri. Mahkemesi devam ediyor. Bundan dört sene evvel bir sigortacıya önündeki küreden bakıp “Sen çok önemli bir pozisyona geleceksin. Sabahları dolmuşa binmeye devam et” demiş. Adam da heyecanla beklemiş o önemli pozisyona geleceği günleri. Bu arada çalıştığı şirket öğle yemeği ve SSK’nın yanında servis hizmeti de sunmaya başlamış. Adam dolmuşu bırakıp servise binmeye başlamış. Tamam, adam haklı. Ben de olsam ben de aynı şeyi yapardım. Fakat bu durumda bileşenlerin düzeni bozuluyor. Servise biniyorsan kehanetle arana mesafe koyacaksın. Geçen üç senede işinde bir değişiklik olmayınca Cabrina’yı dava ediyor adam. “Söylediği çıkmadı. Kandırıldım” diye. Ayıptır. Belki de Cabrina dolmuşun etkin olduğu bir istikbal vaat ediyordu. Bunu bilemiyoruz. Hem Cabrina’nın bir vade belirttiğini de sanmıyorum. Hiçbir falcı net bir vakit vermez, veremez. Zamanla oynamak mümkün olsaydı hiçbir cadı yaşlanıp, kırışmazdı. Zaten falcı dediğin geleceği sunmaz, sadece söyler. Onu almak insanın kendi bileceği bir iştir.

Yazının devamını okuyun. »

 

• Dostoyevski’ye ahlak nerdedir diye sorsalardı; suçtan önce, cezadan çok sonradır, derdi. Schopenhauer’e sorsalardı; ızdırap ile sıkıntı arasındadır, derdi. Bukowski’ye sorsalar; defolun buradan, derdi. Bana sordular; devletime sormalıyım, dedim.

 • Bırakalım da dergiler, kitaplar sadece okunmaya değer olmadıkları için kapansın, batsın ve satılmasın. Utanılacak şeylerin ne olduğuna kendisi karar verecek çocuklar ve gençler yetiştirelim. Onları ağır çantalardan, karlı yollardan ve paslanmış kaydıraklardan kurtaralım önce. Ellerine makas değil, kalem verelim.

 • Yasaklar suç pazarını büyütmüyor olsaydı kokainin leblebi tozundan farkı olmazdı. Yoksa, teoride ikisi de soluk borusuna kaçtığında ölümcül olabiliyor. Yasaklamak çözüm olsaydı, ahmakları yasaklar kurtulurduk. Oysa yapmamız gereken şey toplatmak, yakmak ya da üstünde tepinmek değil. Sınır diye bize öğretilmiş köşe noktalarının yeni belirleyici akıllarını büyük akıllar yapmak. O akılları kendi kendine ölçüp biçebilecek, kendi söküğünü dikebilecek terzilere dönüştürmek.

 • Ahlak otobüsü, evrenin hiçbir yerinde, karakol veya mahkeme salonundan yolcu almamıştır. Ahlakın durağı yeşermiş kalplerdir, yosun tutmuş kanunlar değil. Ahlak en çok kalbin kombisiyle ısınan, zihnin izolasyonuyla şenlenen evlerde, parklarda, kreşlerde ve mutfaklarda göründü. Eğitilmeyen bir kafa bırakın ahlakı, cebindeki nane şekerine bile sahip çıkamaz.

• Bir ülkede simitin en çok tüketildiği yer vapurlar ise, ben o ülkeyi severim arkadaş.

 • Sekiz takla atan otomobilin kara kutusu açıldı. İşte son sözler: “Necatiiiiiiii seninle konuşurken yüzüme bak!”

 • Bir merdiveni silenler, merdiveni çıkanlardan fazlaysa o merdiven gerçekten yüksek bir yere çıkıyor demektir.

 • “ ‘Temel silahını temizlerken’ fıkrasını biliyor musunuz?” dedim heyecanla. “Silahla şaka olmaz” deyip susturdular.

 • Terk etmenin acısı terk edilmenin acısından fazla olabilir. Terk edildiğinizde elinizde sizi teselli edecek ürperen masumiyetiniz ve kabaran gururunuz kalır. Terk ettiğinizde ise elinizde sadece avuç çizgileriniz vardır.

 • Bütün öğrenciliğini harita metod defteriyle kucaklaşarak geçirmiş bir neslin bırakın Google Earth’ü, adres tarif etme düzeyini aşamamış olması hayret verici.

 • Arabesk, acıyı hafifletmez, acıya eşlik eder. Mesela bir operadan sonra.

 • Her şeyi anlayabilirim, trigonometriyi, varan indirimleri, hatta parlak plastikten çizmeleri bile anlayabilirim. Ama üşenmeyip pankart yaptıran, kalkıp tee havaalanına giderek futbolcu protesto eden insanları asla anlayamam.

 • Zafere dolaylı tümleç olmadan gidilmez.

“İngiltere’nin Redditch kenti belediye meclisi, tasarruf etmek için, ölülerin yakıldığı krematoryumdan gelecek enerjiyle havuzun ısıtılması teklifini kabul etti. Söz konusu yöntemin Avrupa’nın birçok yerinde kullanıldığını belirten Belediye Başkanı Carole Gandy, elektronik posta, mektup ve telefonla görüş belirtenlerin yaklaşık yüzde 80-90’ının projeye destek verdiğini kaydetti.”  Anadolu Ajansı, Şubat 2011

—İyi günler ben Belediye Başkanı ile görüşmek için aramıştım, gazeteciyim.

—Ne konuda görüşecektiniz?

—Şu krematoryum konusu…

—Anladım beyefendi, kendisi şu an havuzda. Öğleden sonra üç için sizi not alıyorum. O zaman ararsanız sizi görüştüreyim.

—Olur. Saat üçte arıyorum o zaman.

—Anlaştık beyefendi, iyi günler.

 ***

 —Alo, ben sabah aramıştım. Belediye Başkanıyla görüşecektim. Krematoryum…

—Evet, tamam. Bir saniye, bağlıyorum.

—Alo.

—Sayın Başkan Carole Gandy ile mi görüşüyorum?

—Evet. Buyurun…

—Efendim, şu basına yansıyan krematoryum konusu hakkında birkaç soru sormak istiyordum.

—Sorun. Pardon, bir dakika… Pardon… Saçlarım ıslak da… Bir saniye… Tamam, şimdi oldu…

—Havuzdan mı geliyorsunuz Sayın Başkan?

—Evet, her gün gitmeye çalışıyorum. Bence yüzmek en iyi sporlardan biri.

—Tabii. Bu havuz o havuz mu?

—Hangi havuz?

—Bu havuz işte. Ölülerin ateşiyle ısıtılan havuz mu?

Yazının devamını okuyun. »

glenn jones / paper prey

• Erkekler arasındaki rekabette kozların paylaşılması için halı sahalar, kahvehaneler, trafik vs. gibi seçenekler varken kadınların bu meselede düğün makyajına sıkışıp kalması herkes için çok üzücü.

• İradenin tarihi: savaşlar, aklın tarihi: icatlar, dünya tarihi: silahlar.

• “Hiçbir konuda ciddiye alınmıyorum” diye dert yandı manken kız. “Kitapları kafanın üstüne değil, içine koy” dedi taksi şoförü.

• Elindeki kitapla uyuyakalan birini görünce yüzüm güler, içim sevinçle dolar ve o yazar ben olmadığım için şükrederim.

• Kendimi ne zaman yalnız ve işe yaramaz hissetsem en yakınımdaki ecza dolabını seyre dalarım, böylece yalnızlık ve işe yaramazlık konusunda yalnız olmadığımı tekrar hatırlarım.

• Shakespeare “tefeciyDİ”, Dostoyevski “kumarbazDI”, Bukowski “ayyaşTI”. ‘Machbet’ muhteşemDİR. ‘Yeraltından Notlar’ muazzamDIR, ‘Factotum’ müthişTİR.

• “Sessizliğin de bir sesi var biliyor musun, derinlerden gelen bir haykırışı, kuyularda çınlayan ve bedenimi çepeçevre sarıp titreten bir feryadı var sessizliğin” dedi kadın. “Sus” dedi adam.

Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;

Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!

(Muhasebe’den)

 

Edward Hopper-Sunday-1926

Dedem sakal bırakmış
Kuruyan ağacı kesmiş, soğan ekmiş, yenilenmiş
Kolonya sürmüş gömleğinin yakasına
Ceketini antene asmış
Oyuncak kartal yavrularını kovalayıp
Kiremit gagalayan kuşlar ekmiş çatıya
*

seçimler yaklaşıyor kına yakma parmaklarına yoksa üzerler seni cetvelleri çok sert plastik onların hacı neye benzedin sen böyle git bir yıkan da gel muhtar olalım mı…

*
Dedem ofansif oynardı
Çekilmiş kabuğuna ofsaytı bozuyor
Armutlu tarlaya gitmiş bir gün
Sazlardan süzmüş kendini
Güneş gelip üstüne doğru batınca
Ayakları yalnız dönmüş eve
*

koyunlar otluyor hacı keşke kurtlar da ot yeseydi ama anlıyorum beni dinliyor musun kurtlar da ot yese hiç ot kalır mıydı dünyada hacı boş bakmayı bırak da oy verelim vakit geldi artık kontör bayisi olalım mı…

*
Dolu hep onun saçaklarına düşmüş
Bakır, yağmura hamur gibi bakar
Ardı ardına tıpladıkça kamburuna
Dedem dereleri tutmuş köprü dinlensin
Suyu tutmuş boyunca, öteyi anlatmış
Su dinlemiş kelâmı da adem dinler mi?
*

nerde bu hükümet beybabam eşek yüküyle götürdü götüren insaf  bekleme insan sıfatlarından hacı bana bak berbere git de insana benze hazır perukçular aç kalmışken ben öğrendim şu dizinin sonunu hacı bankamatik olalım mı…

2005

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

glenn jones / yeni zelanda

 

• Düşünürlerin niçin bu kadar saygın olduklarını hiç düşündünüz mü? Ben düşünmedim mesela. Bazı şeyleri fazla düşünmiceksin!

 • Sınıfsal olaylara müdahale aracı: Cetvel.

 • Anahtarı çevirdim. Kapıyı açtım. Montumu asıp çilingiri aradım. Adam on dakika sonra geldi. “Sorun nedir?” dedi. “Sorun yok” dedim. “Hoşgeldiniz, adım Haydar İşgüzar. Çay içer misiniz?”

 • Annem oklavayla döverdi, cami hocası tespihle. Ortaokulda müzik öğretmenim flütle dövdü. Lisede beden hocam düdükle vurdu. Askere gittim, tüfek dipçiğiyle okşadılar. İşte bu yüzden dostum, binicilik kursuna katılma teklifine olumlu yanıt veremeyeceğim.

• Üç yıl önce Avrasya Maratonuna katılmıştım. Dün pes ettim. 

• Ülkemizde emniyet kemeri takan sürücülerin oranı %20, emniyet kemeri takmayanların oranı otopsiden sonra belli olacak.

• Bir sokağın ortasına el bombası atarsanız film olur, bir evin ortasına el bombası atarsanız şiir olur. 

• Müslüm Gürses, Schopenhauer okumuş olsaydı ona “Müslüm Baba” yerine “Müslüm Bey, neden susuyorsunuz?” diyecektik.

• İnsanlar yavaş yavaş, tezler birdenbire çürür.