.

Yazarın arşivi

Edward Hopper - Automat - 1927

U.S. ve diğerlerine

Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
Biraz dolaş, hava al, hava ver, ekonomiye can ver
Köpeğini gezdir mesela, parklar hepimizin
Elimde senedin var sen kaybedersin
 
Kutuna gidebilirsin yahut sinemaya
Hava güzel olacakmış yarın şemsiyeni alma
Sen yokken ben biraz uyurum, elma soyarım
Çıkmışken ceketimi de terziye verirsin
 
Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
Saçlarını boyat, ne bileyim balyaj yaptır
Sahafları dolaş mesela, ucuz oluyormuş
Elimde elinin izi var, yıkarım görürsün bak
 
Suyuma gidebilirsin yahut yoğurt almaya
Hava sıcak olacakmış yarın öğlene kalma
Sen yokken ben biraz özlerim, çekirdek yerim
Çıkmışken raketimi de servise verirsin
 
Gitme demiyorum sevgilim, hobi olarak gene git
Hatta Ayı Yogi olarak git, KOBi olarak git mesela, kredi al
Yüzde on büyü, değişiklik olsun
 
Gitme yani
Bak, hobi lazımsa ben olurum hobi

(Deli Defteri Aylık Mizah Edebiyatı Dergisi’nin 23. sayısında (Ekim 2010) Hayri Vaka takma adıyla yayımlanmıştır. )

Ekonomik krizle birlikte, Lehman Brothers’ın iflas etmesinin ardından işini kaybeden Litvinov seçenekler arasında sıkışıp kalmıştı.  Her şeyini riske edip Marvin Gardens’ı mı satın almalıydı yoksa parasını başlangıç noktasını geçene kadar vergiden muaf tahvillere mi yatırmalıydı? Borsa bugün 100 puan daha düşmüş ve bir meslektaşı ücretsiz park yerinde kalp krizi geçirmişti. Çünkü çektiği “Güzellik yarışmasında ikinci oldunuz. 10 dolar alınız.” yazan şans kartını gizliyordu ama Maliye, bu 10 doların bir bankanın off-shore hesabında saklandığını fark edince hemen soruşturma başlatmıştı. Litvinov, sarı renkli kareye geldiğinde elleri titriyordu. Burada mülk satın almamasını öneren Morgan Stanley yatırım bankasından arkadaşı Schnabel’i aradı. Schnabel: “Piyasanın nereye doğru gittiğini kimse bilmiyor.” dedi. “Senin yerinde olsam 6 ay daha beklerdim. Ben Barnanke ve Tim Geithner yarın Washington’da bir toplantı yapacak ve şu sarı kareleri konuşacaklar. Yakında netleşir.”

“6 ay” diye düşündü Litvinov. “Engel olmazsam Schwimmer o zamana kadar üç sarı karenin hepsini alır.” dedi kendi kendine. Schwimmer, Litvinov’un ortağıydı. Başlangıç noktasını geçmiş ve nakitte kalmıştı. Yatırım yapabilirdi. Bu süreçte Litvinov iki mavi kare sahibi olmuştu. Vermont ve Connecticut. Ama eski karısı Jessica kalan tek mavi bölge olan Oriental’ı almıştı ve Litvinov kadının onu asla takas etmek istemeyeceğini biliyordu. Hampton’daki evi, çocukları görebilmesi için daha cömert ziyaret saatleri ve Doğalgaz İşletmesini önermesine rağmen kadın nuh diyor peygamber demiyordu. Litvinov’un işleri kadınlarla hiç yolunda gitmezdi. Zar atmaktaki yeteneksizliği de şimdiki nişanlısı Bea ile korkunç bir kavgaya sebep olmuştu. Nişanlısının her nasılsa sahil şeridindeki otelini finanse etmek için Citigroup’a sahip olan Paul Kindler ile bir ilişkisi olduğuna emindi. Sahil şeridi ona iki kahverengi kareyi de kazandırmıştı ama ekonomi kriz nedeniyle turizm çökünce kimse gelip arazisine yatırım yapmadı.  Bunun üzerine yenileme projelerine girişti. Her odasında LCD televizyon olan lüks oteller yapmaya başladı. Ancak artan inşaat maliyetleri ve sendikalarla yaşadığı problemler elinde birkaç daireden başka bir şey bırakmayacak gibi görünüyordu. Kindler on birinci kareye yaklaşmışken Breslau, bir Noel partisinden eve sarhoş geliyor, üç dairesiyle birlikte ücretsiz park yerine konuyordu. Birdenbire Breslau’nun 1100 dolara ihtiyacı oldu. Kindler’e beklemesi için yalvardı ancak Kindler şans kartı çekmeyi tercih etti. Kartta “Okul taksidini öde. 150 dolar” yazıyordu ve böylece Kindler’den borç almak hayal oldu. Mülklerini rehine vermek istemediği için de Breslau tefecilere başvurmak zorunda kaldı. Zamanında ödeyemeyince de adamlar dizkapaklarını kırmakla tehdit ettiler. Sonunda yapılan anlaşmaya göre St. Charles bölgesini onlara vermek şartıyla sadece bir dizkapağını kırmalarına karar verildi.

Yazının devamını okuyun. »

• Bir kedinin ciğere bakması normaldir, bir kasabın kediye bakması ekonomidir.

• Bebeğin bileğine uçan balon bağlandığında bebek mi yoksa balon mu sorumluluk almış olur?

• “Sarhoş çal piyanoyu, vurmalı çalgı gibi, parmaklar biraz kanamaya başlayana dek” dedim, “sadece Samanyolu’nu biliyorum” dedi.

• Kuzenim ilaç firmasında prospektüs yazıyor. Bir tanesinin, farmakolojik özellikleri kısmında bir yere ‘Magnezyum ve alüminyum iyonları topoştur’ yazmış. Üç yıldır kimse fark etmemiş.

• Alo, gardaşım, hani sen bana trafik canavarının neye benzediğini soruyordun ya… Normal düz insana benziyor aslında. Dur selektör yapayım da korksun az. Dinle bak şimdi nasıl telaşla kornaya basıyor. Duydun mu sesi? Haha, frene asıldı hayvan. Acemi midir nedir…

• “Soluduğumuz havada bulunan gazları yazınız.” “karbondoksit, okşijen, dentürdiyot.”

 • Fillerin kindar olduğunu söylüyorlar. Palavra! On beş yıl önce hayvanat bahçesindekine taş atmıştım, hâlâ hiçbir şey DONK!

• Birlik ve beraberliğimiz için en büyük tehdit, “Herkes kendi kapısının önünde oynasın” diyen ninedir.

• “Caz mı seversin hip-hop mu?” dedim, “Kırbaç” dedi.

Turizm sektörünün son dönemde en büyük tartışma konularının başında gelen ‘her şey dâhil’ sisteminin ardından bu kez ‘her şey hariç’ sistemi ortaya çıktı. Brezilya’ nın Sao Paulo kentinde Rancho Bernardo Inn adlı otelin başlattığı bu uygulama ile 219 dolarlık odanın fiyatı 19 dolara kadar düşebiliyor.” Milliyet, Temmuz 2009

— İyi akşamlar, ben rezervasyon yaptırmak istiyordum.

—Alalım beyefendi isminiz?

—Francesco Totti

—Totti. Kaç T ile yazılıyor?

—2, neden sordunuz?

—Tek T ile yazılan Toti’ler için kampanyamız var. Bu durumda siz kampanya dışı kalıyorsunuz.

—Aa nedir o kampanya?

—Efendim odalara yastık koyduğumuzda tek T’li misafirlerimiz için %10 indirim yapıyoruz.

—Güzelmiş. Tek T ile yazsanız olmaz mı?

—Mümkün değil Bay Totti. Kimlik belgeniz geldiğinde sorun çıkacaktır.

—Anlıyorum.

—Siz kaç kişilik oda istemiştiniz?

—2.

—Kaç ayak?

—Nasıl kaç ayak? 4 ayak.

—Hımm. Çiftlerden birinin tek ayaklı olması halinde kampanya kapsamına giriyor. Bu durumda…

—Önemli değil. Biz toplam 4 ayaklıyız.

—Kaç dolarlık bir oda düşünüyorsunuz beyefendi?

—Kaç dolarlıklar var? Ben aslında şöyle denize bakan, 24 saat sıcak suyu akan, mini barlı ve televizyonunda belgesel kanallarını çeken bir oda düşünmüştüm.

—Denize bakan isteğinizden vazgeçerseniz oda fiyatlarımız %50 ucuzluyor efendim.

—Öyle mi? Olsun. Tamam. Yani denize bakmasın madem. Peki nereye bakıyor?

Yazının devamını okuyun. »

• “Türkiye’de neden seri cinayet olmuyor?” dedi birinci polis. “Kendini tekrar ediyor derler” dedi ikinci polis.

• Bana paranoyak diyenler kendi işine baksın. Amcam gece vardiyası diye gidip Silivri’de fil avına çıkıyor. Kaynım balığa gidiyorum diye kandırıp şehir suyu şebekesine tükürüyor. Patronum ise asansöre her yalnız bindiğinde üçüncü katta durdurup alçak sesle daha dün annemizi söylüyor.

• Dedem, internetten izlediği filmi anlatıyordu: “Çok ağırdı, neredeyse hiç konuşma yok, müzik yok. Tam bir sanat filmi.” “Adı neydi?” dedim. “Loading” dedi.

• 2023 gündemi: İlk defa bir koyundan bir insana karaciğer nakli gerçekleşti ve ilk defa bir kedi insan gibi konuştu: “O adamla tanışmak istiyorum.”

• Orhan Pamuk romanları ilaç prospektüslerine benzer. Önemlidir. Herkes bir merakla eline alır. Tamamını sadece redaktörler okur.

• Katilin vasiyetinde yakılmak istediği yazıyordu. Cehenneme gitti.

Profesyonel bir mizahçı olarak, mizahın temel doğasıyla ilgilenen birçok okurdan mektuplar alıyorum. “Ne tür hasta ruhlu, sapık, iğrenç bir insansın sen?” vs. Bu mektuplar tipik olarak “neden ateşe verilen bir keçiyle filan ilgili espriler yapıyorsun?” gibi sorular içeriyor. İşte bu tabii ki mizahın muhteşem yanı. Bazı şeyler birileri için can sıkıcı ya da belki trajik olurken başkaları için kahkaha olabiliyor, özellikle de dördüncü ile yedinci bira arasında. Ama birçok insan neyin komik olduğunu biliyor ve mizah duygusu gelişmiş insanların etrafında olmaktan hoşlanıyor. Tabii anlaşılabilir hijyen alışkanlıkları çerçevesinde. Bu yüzden bana sık sık şu soruluyor: “Ben de popüler olmak istiyorum. Senin gibi bir mizah duygusuna nasıl sahip olabilirim? (ama “sümük” kelimesini asgari derecede kullanarak)” Bu kolay bir soru değil. Tarih öncesi zamanlardan beri bilge kişiler insanları güldüren şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmışlardır. Zaten bu kişilere bilge dememizin sebebi de bu. Öbür bütün tarih öncesi insanlar birbirlerini mızraklarıyla balon patlatır gibi deşmeye çalışırken, bilgeler mağaraya döner ve: “Şuna ne dersin: işte karım, onu şimdi alabilirsin. Hayır… Şu peki: bir şey almak ister misin? Karım müsait. Hayır… Ya şu…” Aristoteles bir gün tıraş olurken şu meşhur “Mizahın Kıyas Teoremi”ni keşfedene kadar insanoğlu binlerce yıl boyunca mantıklı bir mizah sistemi geliştirememişti. Teori şöyle diyordu: “A, B’ye eşitse ve B de C’ye eşitse üçünün bir araya gelip birbirleriyle alay ederek tuhaf sesler çıkarmaları eğlenceli ya da komik değildir. En azından ben öyle düşünüyorum.”

Elizabeth dönemiyle birlikte mizah inanılmaz biçimde popüler hale geldi. Shakespeare’in eserleri örneğin; İngilizce öğretmenlerinin kötü birer şaka olduğunu, onları çözdüğünüzde de bir Elizabeth dönemi kelimesi olan “sümük”e ihtiyaç duyulacağını iddia eden sahnelerle doludur.

Bugün, ne onlarca televizyon kanalının ortaya çıkardığı durum komedisi oyuncularının, ne de reklamcıların kelimeleri doğru anladığı televizyon şovlarıyla dolu Amerika’da mizah tabii ki daha entelektüel bir seviyede. Ayrıca elimizde Woody Allen var. Karısı Mia Farrow’dan başka kimsenin çözemediği mizahı iyice sofistike bir hale gelmiştir. Mia Farrow’un şeytandan hamile kaldığı ve Woody Allen’ın bir sperm hücresi kılığına girdiği filmlere geri dönmesini isteyenler el kaldırsın? Teşekkür ederim.

Eğer kendi kendinize bir mizah algısı geliştirmek istiyorsanız bazı fıkralar, şakalar vs. öğrenmeniz gerekir. Dikkat edin “cinas” demiyorum. Çünkü cinaslar, bir sürü insan tarafından yüzünüze püskürtülerek sizin de onlar gibi düşünmeniz gerektiğine inandırmaya ve tatmin olmuş bir ifade eşliğinde yapanın dünyadaki en zeki kişi olduğunu kabul ettirmeye çalışan kelime oyunlarıdır. Bakın Benjamin Franklin artık yaşamıyor. Eğer bu adam bir filika ile batan gemiden kurtulmuş olsaydı diğer yolcular günün sonunda yeterli yiyecek ve su olsa bile onu denize atarlardı. Yani gerçek esprilere ihtiyacımız var. Bunun için en iyi kaynak Ana Britannica Ansiklopedisi’nin 99. maddesi olan “Mizah ve Nükte” başlığıdır.  Bu madde Johnny Carson’un bütün her şeyini borçlu olduğu şeydir,  bir eğlence hazinesidir. Mesela şu müthiş espriye bakın: “her sabah soğuk duş alarak güne başlayan bir mazoşist için ödül: sıcak duş.” Voooaaaa! İşte size şakaların imparatoru. Bunu sıkıcı bir partide birine söyleyin ve diğer herkesin canlandığını ve birden dişçiyle olan randevularını hatırladıklarını gözlemleyin. Tabii sadece bu yetmez. Bunları uygun bir şekilde söylemeniz gerekir.

Bazı öneriler:

1. Aptalca ırkçı şakalar yaptığınızda -en azından bu yasal olana kadar- liberal bir geçmişiniz olduğunu ilan etmelisiniz.

2.  Erkekler, kadınlarda olmayan bir uzva sahiptir ve bununla ilgili şakaların çok şamata olduğunu düşünür. Ama bunu bir kadına yaparsanız size poşetin içindeki fare b.kuymuşsunuz gibi bakar.  Neden bilmiyorum ama bu hiç değişmez. Öyleyse bu tip hususlarda şaka yapmaktan kaçının.

3. Eğer siz bir şaka yaptıktan sonra karşınızdaki de size fıkra anlatmak isterse ona, bu fıkrayı hiç duymadığınıza ikna edecek biçimde, ilgiyle bakın.  Ve fıkranın vurucu cümlesine geldiğinde anlattığı şey ne kadar komik olursa olsun size sululuk yapılmış gibi bir tepki vererek “bu fıkrayı duymuştum” deyin.

4. Kayınvalidemle asla bir akşam yemeğine katılmayın. Çünkü size masanın diğer ucundan “onlara şu hayatın sırrını aramak için Tibet’e kadar giden ve bilge rahiplerin ona ıslak bir kuşun asla geceleri uçmadığını söylediği adamın hikâyesini anlatsana “ diye bağıracak ve siz anlatınca da yanlış anlattığınızı iddia edecektir. Bu yüzden onu çatalla öldürerek yok yere katil olabilirsiniz.

* Dave Barry’s Greatest Hits, 1988, çev: B.C.Y.

 • Kurşunkalem kadar mütevazı bir şey daha görmedim. Yazmaya devam edebilmesi için devamlı küçülmesi gerekiyor.

 • Dilberdudağını övmek, dilberi değil aşçıyı yüceltir. Dilber, aşçının kızıysa efendi gibi tatlınızı yiyin ve kalkın.

 • Twitter hakkında bir roman yazıyorum. Adı: Sensin Salak.

 • Yekta Kopan’ın Ev Arkadaşı Olmak: Tenten’in size “klozeti kim öyle bıraktı?” diye sorduğunu düşünün. “Profesör Turnesol çıktı en son” diyesiniz gelmez mi?

 • Tırtılların kahverengi bot giymesine ve satın almasına sınırlama getiren kanun tasarısına tepkiler büyüyor. Kırkayaklar Derneği bugün “Hepimiz Tırtılız” sloganıyla meydanlardaydı.

 • Kız arkadaşım tırnak makası olsaydı eminim şöyle derdi: “Anca tırnakların uzayınca aklına geliyorum.”

 • Engin Ardıç televizyonlara çıkarken ona tahammül edemezdim. Bir insanın konuşurken kuruyan dudaklarını yalamamakta ısrar etmesini hiç anlamıyorum.

 • Stendhal’ın Çamaşır Günü >> Otuz derecede yıkanacaklar: Kırmızı ve Siyah.

Merhaba Uwe,

Bugün on beş kilometre ancak yürüyebildim. Hava kararınca rotamızda işaretlediğimiz yedinci kulenin yaklaşık üç kilometre doğusunda mola verdim. Çadırımı kurup biraz uyudum. Nedense önceki günlerden fazla yoruldum bugün. Metrekareye düşen on altı adet Japon turistin yürümemi zorlaştırması bir etken olabilir. İngilizce konuşmama rağmen söylediklerimi anlamadıkları yetmezmiş gibi sürekli “yoiii yoooooaa… koiko daaaaa…” diyerek dolanan bu fotoğrafçı robotlar, mütemadiyen sözümü kestiklerinden birçoğunu iteklemem gerekti. Dirseklerim ağrıyor. Az önce kas gevşetici aldım. Kahvemi yudumlarken sana bu mektubu yazıyorum. Senin öküz bir insan olduğunu iddia ettiğim kavgamız ne ilkiydi ne de ikincisi. Kronolojik olarak ilk beşte bile değil. Yani öküz olman şöyle dursun hafıza konusunda bir lepistesten farkın yok. Öte yandan en çok bir lepistes kadar romantiksin. Beckenbauer, üçüncü evlilik yıldönümlerinde karısı için evlerinin bahçesine bir kamyon papatya dökmüş bunu biliyor muydun? En sevdiğin adamı biraz örnek alsaydın ben bu uzun yürüyüşün sonunda “sorun sende değil, elveda” demek yerine rüzgârda uçuşan duvağımı zaptetmeye çalışacaktım. Ayrıca olayları çarpıtmada da üstüne yok. O Konfüçyüs büstü kafama isabet etseydi hastane hastane dolaşarak ölmeden önce kafasını komple bağışlamış bir genç kadın cesedi arardın. Senin bir vandal olduğunu daha önce anlamalıydım. Trafiğe takılmışmış. Hangi trafiğe? Berlin’de trafik mi vardı o yıllarda? Hem de o saatte. Sen o gün randevuya birahaneden gelmiştin. Ağzın Octoberfest çadırı gibi kokuyordu. Ne kadar sarhoş olduğunu hatırlatayım mı? Proje dosyasına girmesi açısından söylememe izin ver: Binaya girdiğinde Çin büyükelçisinin Nadia Comaneci’den gayrimeşru bir çocuğu olduğunu iddia ettin, kültür devrimi hakkında ileri geri konuştun ve Jackie Chan’ın filmlerine gıcık olduğunu söyledin. Jackie Chan Çinli değil, bu bir. Babamın iş ortaklarından biri Alman Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığından emekli olmasaydı seni içeri tıkarlardı, bu iki. Vegas’ta olanları ise hafızamdan silmek için çok didindim. Çünkü bununla yaşamak istemiyordum. Sevgilimin beni pokerde yenmesi asla gerçek bir sorun değildir. Gerçek sorun, sevgilimin Rus bir fahişeyi pokerde yenmesidir. Çıplakken. Elbette bunu da inkâr edeceksin. Ne de olsa inkâr, nü-poker oynamak ve insanlara bronz kafalar fırlatmak kadar yetenekli olduğun bir alan. Dua et kadının kocası seni uzun namlulu silahıyla delmeye geldiğinde araya babamın iş ortaklarından biri olan Moskova Belediye Başkanı girdi. Adam o gün şans eseri bizim otelin rulet masasında bir araba yükü para kazanmamış olsaydı, alnındaki kocaman üçüncü göze bakan kişi arkanı rahatlıkla görebilecekti. Şimdi utanmadan kalkıp nefret ettiğimi söyleyebilirsin filan diyorsun. Hayır, senden nefret etmiyorum. Çin devletinin bu projeye yıllarca izin vermemesinin tek müsebbibi olmana rağmen sana sadece acıyorum Uwe. Her şeye karşın aramızda bir arkadaşlık var. Paylaşılmış yıllar ve anılar var. Kaldı ki birlikte planlayıp inançla sarıldığımız sanatsal bir performansı yürütüyoruz. Nefret etmek istersem proje bittikten sonra bunu düşünebilirim. Ayrıca bu ülkede günlük ulaşımın yüzde otuzunun bisikletle yapıldığını belirtmeden geçemeyeceğim. Çin’deki bisiklet sayısının Almanya’daki futbol topu sayısını geçeceğine eminim. Boş keseden bol bol atmaya bir son vermeyecek ve hiç büyümeyeceksin galiba. Bir sonraki mektuba kadar hoşçakal.

Arkadaşın Marina.

“Belgradlı Marina Abramovic ve Alman Uwe Laysiepen adlarında iki sevgili, 1980 yılında geliştirdikleri ortak bir projeye göre Çin Seddi’nde karşılıklı olarak yürümeye başlayacak ve tam ortada buluşup evleneceklerdi. Çin Hükümetinden izin alabilmeleri sekiz yıl sürdü. Ama bu sekiz yıl içinde ilişkilerini bitirmeye karar verdiler. Proje biraz değişti: performans sonunda evlenmeyecekler, ayrılacaklardı. İkili, doksan gün süren yaklaşık iki bin kilometrelik yürüyüşün ardından ortada buluştu ve ilişkilerini bitirdi.”  (Bilmeniz Gereken 50 Çağdaş Sanat Çalışması, TEMPO, Ocak 2011)

Sevgili Marina,

Sevgili dediğim lafın gelişi. Biliyorsun seninle yollarımızı ayırmaya karar verdiğimizden beri artık birbirimizin sevgilisi değil dostuyuz. Aslında yollarımızı henüz ayırmadık. Yani aynı yerde yürüdüğümüze göre ayırmamış oluyoruz. Benim söylemim mecazi olarak kayıtlara geçmeli. Bunu anlatabilmişimdir diye umuyorum. Umut kelimesi de yanlış fikirlere kapılmana neden olmasın. Hatırlıyorum da bana en sevdiğin kelimenin “umut” olduğunu söylemiştin. Ben de benimkinin “Beckenbauer” olduğunu ekleyince bana kızmış, “öküz bir insan olduğun konusunda bütün dünyayla hemfikirim” demiştin. O zaman çok kalbim kırılmıştı. Bu seninle ilk kavgamız olmuştu değil mi Marina? Belki de ikinciydi? Şey olmuştu hani; Münih’te Çin Büyükelçiliğindeki randevumuza geç kalmıştım ve sen de beni sorumsuzlukla suçlamıştın. Oysa ben sadece trafiğe takılmıştım. Sinirden deliye döndüğünden bana hakaret etmiştin. Ben de koridordaki Mao heykellerinden birini kafana atınca ağlamış, benden nefret ettiğini bütün Çinlilerin duymasını istediğini haykırmıştın. Her neyse, üç gündür, günde en az yirmi kilometrelik hedefimizden şaşmadım. Duvarın bu ucu batıda kaldığı için pek kalabalık değil. Bazen yanımdan bisikletiyle geçen kimseler görüyorum. Bunların onda dokuzu Avrupalı. Bisikleti de Çinliler icat etmiş diye duymuştum? İlginç olan şey Çinlilerin zamanında icat ettikleri şeylerin çoğunu şu an kullanmamaları. Örneğin barut? Etraftaki ağaçların yapraklarından çok Çinli görüyorum. Baruta ne gerek var değil mi. Salt insan gücüyle dünyayı fethedebilirler. Fabrikalarda iki dakikada elli tane iskambil kâğıdı kutusu katlayan işçilerden yalnızca tokat atarak ilerleyen küçük bir ordu kursan Las Vegas’ı cepte bil.  Las Vegas deyince seninle birlikte çıktığımız ilk ve tek okyanus ötesi yolculuğu anımsadım. Pokerde seni ezdiğimde ağlamaklı olmuş, beni hile yapmakla suçlamıştın. Hâlbuki hile yapmayı bilmem. Fakat o Rus işadamının karısına göz kırptığımı itiraf ediyorum. Çünkü tam o sırada aklıma birden sol gözümü hiç kırpamadığım gelmişti, çocukken alay konusu olurdum bu yüzden. Şanslı günümde olduğum için denemek istedim. Ve inanır mısın hayatımda ilk defa birinin yardımı olmadan sol gözümü kırpabildim. Kadın bunu görmüş ve kendi başıma bunu başarmamı takdir etmiş olmalı. Yani en azından bana göz kırparak karşılık vermesi ve kendisine içki ısmarlamamı istemesi bunun göstergesi. Ama sen beni hiç takdir etmedin. Senden saygı görmek istiyor, başarılarımla gurur duymanı bekliyordum. Pokerde ufalanmanın ve sürklase olmanın yol açtığı gereksiz moral bozukluğu nedeniyle bana bütün akşam surat astın. Ne yani, sevgilimsin diye bile bile sana yenilecek miydim? O zaman karaktersiz davranmış olmaz mıydım? Ayrıca zarif bir kadının içki davetini reddetmek kabalık değil midir? Bunları ısrarla anlamak istemedin. Düşününce hüzünlenmemek imkânsız. Şimdi elinde fırsat var. O bin yıllık duvarların üzerinde yürürken benden nefret ettiğini söyleyebilirsin herkese. Neticede Çin topraklarındayız.

 Uwe.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.