.

Yazarın arşivi

1.

Ellerini yıkamadan sofraya oturuyorsun. Kızınca da küsüyorsun. Sen küsünce ben de üzülüyorum. Taştan oyulduğumu mu sanıyorsun? Fincanı taştan oyarlar, fincanlar hijyene ve dostluğa kafa yormaz.

Ellerini çekip durmasan olmaz mı? Bütün bu kutuların kurdeleyle bağlanması lazım. Madem bu işe birlikte bulaştık, birlikte bitireceğiz. Kaldırma elini. Sabret biraz, düğümleri atayım.

Ellerini çekip benden bunları beğenmemi isteme. İlk yaptıklarına hevesin kırılmasın diye itiraz etmedim. Böyle bütün gün el çekerek fotoğrafçı olunmaz. Aç bir kitap oku. Çıkiii çıkiii kafam şişti.

Ellerini çekip benden yârim ekmek döner isteyeceksen olabilecek her şeyi hesaba katmalısın. Burada birlikte yaşıyorsak en azından çorba yapmayı öğren. Bulaşıklar da aramızı bozmamalı.

Ellerini çekip benden yârim bugün su doldurmaya gitti. Yosunlu, bakteri dolu damacanalara milyonlar veriyorduk. Komşunun fikri bu. Bütün bidonlar bizi bir ay götürür.

Ellerini çekip benden yârim bugün gider diye umuyorum. Biraz yalnız kalmak istedim.

Ellerini çekip benden yârim bugün gider oldun. Sakın sonra pişman olup da mesaj çekme. Bırak da doya doya kendime acıyayım. Canın sağolsun.

2.

Telgrafın uzunluğu kısalığı para açısından önemli değil. Zenginiz bin şükür. Mesele şu; kimse artık uzun şeyler okumuyor.

Telgrafın tellerine boya damlamış dün. Yok, teller asılmamıştı daha. Yerdeydi. Genel müdürlüğü boyarken olmuş. Müfettiş görmeden temizlesinler, söyledim.

Telgrafın tellerine kuşlar mı saldırmış? Ne istiyorlarmış, posta güvercinleri işinden mi olmuşmuş?

Telgrafın tellerine kuşlar mı konar? Doğru diyorsun. Kuşlar konarsa teller gevşer. Ne lazım? Telgraf telleri dikenli imal edilebiliyor mu? Pahalı galiba. Tamam o halde, öğlenleri voltajı artırırız.

sezon açıldı.  harikulade kitaplar peşpeşe rafları şenlendiriyor. mis gibi kuru yaprak, tütün ya da kahve kokuyorlar.

işte benim seçtiklerim:

aşkın soğuk yalnızlığı

yaralarım seni seviyor

sensiz ceset akşamlarım

çekip gittim içimden

guatr romansı

sendrom

 

Keloğlan Sendromu:

Kökeni dermatolojik efsanelere dayanmakta olup, en az iki kişilik sosyal gruplar için söz konusudur.Kimi durum veya zamanlarda en belirgin, en önde, en dikkat çekici soru cevabı en az bilinendir. Sendrom; (her ne kadar bahsedilen sorunun içeriği özel hayatın gizliliğini ihlal edebilecekse de) bu içeriğin hiç gündeme gelmemiş olması, bunun sürdürülmesi halidir.

Yedi Cüceler Sendromu:

Bazı kimseler belli dostlarıyla veya çalışma ekipleriyle öyle bütünleşirler ki, yalnız olduklarında ciddiye alınmazlar. Her zaman birlikte göründükleri bir yere tek başlarına gittiklerinde tanınmama durumuyla karşılaşabilir, üçüncü şahıslara yapılan ziyaretler esnasında Hoşgeldin yerine Seninkiler nerede? sorusuna muhatap olabilirler.

Hansel ve Gretel Sendromu:

Günlük hayattaki birçok söylem veya eylem insanları yemeye, (insanların birbirini yemesi değil) daha çok yemeye ve daha çok yiyebilmek için yeni yöntemler araştırmaya özendirir. Gıda tüketmek söz konusu olduğunda sonuçlarına katlanmak kavramı bile tatlandırıcılarla renklendirilir.

Açıl Susam Açıl Sendromu:

Bilindiği gibi Ali Baba’nın patlattığı mağara zulasının kapısı açılır-kapanır bir kayadır ve gerçekçi olmak gerekirse tahin elde etmekte kullanılamaz. Çocukların daha sık muzdarip olduğu bu sendrom kimyasal, biyolojik veya fiziksel açıdan hiçbir benzerliği olmayan iki şey arasında yerleşmiş terim-nesne, terim-eylem ilişkilerinden kaynaklanan hayata dair güvensizlik duygusu olarak özetlenebilir. Örneğin; Anadolu’da bazı yerlerde kadınların hamur açma işine “yazmak” adını vermiş olmaları çocukların zihin dünyasında karşılığını bulmakta zorlanır.

Rapunzel (Marul) Sendromu:

Romantik veya estetik sayılan her şeyin vejetaryen (burada etimolojik bir espriyle sebze bilimi anlamında kullanılmıştır) bir arka planı olabilir. Bu öğrenildiğinde kişide duygusal motivasyonsuzluk su yüzüne çıkar. Bilindiği gibi Rapunzel’in kaderi annesinin çaldığı marulların etik neticeleriyle şekillenmiştir. Süresi bilinmeyen esaretin biricik açıklaması besin değeri (tarımsal masrafıyla kıyaslandığında) oldukça düşük yeşilliktir.

“Bütün kasaların susacağı bir hesap gününe inandık” dedi Aleksi Pavloviç. “Büyük kapıların kara cereyanlarının uçurduğu tek feryat zerresine bile ad konulduğuna inandık.”

Tarak savaşa katıldı. Sakat döndü. Kuaför onu tanımadı, kovdu.

*

Savaş çok barutlu, yoğun kanlı. Onlarca tarak, fırça, flüt, kumanda oradan başka biri olarak çıktı. Birçoğu yuvasında yara sardıktan sonra sokaklara düştü. Kapaksız bir kumandayı, son notası noksan bir flütü, dişi kayıp bir tarağı bağıra basmak zordur.

*

Makas mırıldandı: “Duyduklarıma inanamıyorum” Çırak yanıtladı: “İki kulağın var inan, yoldaşımız tarak şu an gazi, işsiz.” Makas üzüldü. Aklındaki fikir tavır koymaktı. Çırak soğukkanlıydı, fısıltıyla konuştu: “Sigortamız yatıyor, uslu dur.”

*

Ağzında dişi kalmamış bir kuaför hatasından pişman olur mu? Aynaya bakıp da tarağa haksızlık yaptığını hatırlar mı?

*

Harp malulü bir tarağı olduğu gibi kucaklayacak biricik kişi kabak kafalı fırıncı olmalı. Fırıncı bütün garibanı sokaktan topladı, iş-aş sağladı. Flütü çaldı, fırçayla un süpürdü, tarağı sırt kaşıyıcısı yaptı. Kapağı olmayan kumandayı da bantla sararak yüzyıllık alışkanlığı başlattı.

*

Tarak rüyasında savaşta olduğunu gördü. Rüyaya bak; sapasağlam dönüyor, kuaförün camından bakıp gülümsüyordu. Kuaför ona sarılıyordu: “Yihuu! Hayattasın.” diyordu. Kabak kafalı fırıncının sırtı kaşınınca rüya bitti.

*

Sadakatsiz kuaför sararmış rüyalar görür mü? Hayır. Sadakatsizin nostaljisi yoktur.

*

Kabak kafalı fırıncı tarağa çocukluğunu sordu. Tarak hatırlayamadı. Patlamalar ortasında kuru sis yayılınca hafıza küçülür. Ayrıca niçin hatırlasın? Noksanlığını unutmadı ki.

*

Makas ara sıra tarağı özlüyor. Çırak soğukkanlı, çünkü usta olmadan duygularını açığa vurmamalıdır. “Şu saçları sil çırak, ağlama ulan.”

(*) e harfi kullanılmadan yazılmıştır.

Yaşlı adam dolmuşa bindi. Günaydın, dedi. Şoför cep telefonuyla konuştuğu için cevap vermedi. Pazara giden kadın biberin kilosunu düşündüğü için cevap vermedi. Kot pantolonlu çocuk müzik dinlediği için duymadı. Genç kız vatsaplaşıyordu. Adamın biri yaşlı adamın ne söylediğini anlamadı. Kadının biri mutlaka birisi cevaplar sandı. Yaşlı adam oturdu. Dolmuş yürüdü.

*

Canıgüz’den; Thorndike “Öğrenmek hüsrandır” demiş. Neyi? Mesela vatsaplaşmayı. Biberin kilosunu. Güzel şarkılar öğreniyoruz, gerçekten süper şarkılar öğreniyoruz. Öbür şarkıları kenara koyuyoruz. Yaşlı adam oturuyor. Kadın mutlaka birisi cevaplar sanıyor.

*

Kuşlar kiremitleri kırmış, dedi kadın. Karateci olanlar mı? dedi adam. Bu adam dolmuştaki yaşlı adamın ne söylediğini anlamayan adam. Aslında kötü biri değil. Karısına şaka yapıyor. Karate bilmiyor biraz.

*

Ne istediğimizi bildiğimizde hayat ne kadar sıkıcı oluyor farkında mısınız? Ya öğretildiğinde? Evet, şunu istiyormuşum. Hı hı anladım. Kabul. Sevgilim beni sevdiğini söyler misin? Tamam da onlayn değilsin ki. Karşında oturuyorum. Harbiden mi, keps göndersene.

*

Ne diyordu: Günaydın. Hiç yakışmaz yaşlı bir adama. Gitsin evine ölsün. Yeni şeyler lazım bize. Bir dakika, kızgın kuşlar mı kırmış kiremitleri? Orasını indirememişim.

*

Şu an feci bunalımdayım. Niye? Hiç. Dedeye mi üzüldün? Kiremitler çok hüzünlü. Aynen.

0000.tif.ac-9

“Büyüyünce astronot olacağım” dedi küçük Delilah.

“Büyük şehrin kenarındaki kasabanın dışındaki bu küçük köyde yaşayacaksın” dedi annesi. “Burada kalacaksın ve tarlamızda çalışacaksın. Astronot filan olmayacaksın.”

Gerçekten de Delilah köyde kaldı ve tarlada çalışarak yaşlandı.

Ölüm döşeğinde etrafına dizilmiş köylülere dönüp sordu:

“Astronot muydum ben?”

“Evet” dediler. “Harika bir astronottun.”

“Sahi mi?”

“Şşş” dedi köylüler. “Daha fazla yorma kendini.”

 

“Seriously… I’m Kidding” / Grand Central Publishing / Eylül 2012

Çev: bCy

 

kuş lokumu

 

Her veda bir başlangıç, en azından son harfine göre.

Zımpara kâğıdı, kemâlin ilk şartının ıstırap olduğunu daha çok savunur. Değil mi ki çile çektirenler çilecilerden daha çok beyanat verir.

Yavru pencerenin ismi Was ist das? denildiği için konmuşsa, bu Almanların onca filozofluğunun açıklamasıdır.

Bir koyunu yardan atlarken görmeyen koyunluğu bilebilir mi?

İki komşu kesekâğıdının ya da iki baltanın hikâyesi yoktur, bir kesekâğıdının yanındaki baltanın hikâyesi vardır.

Basküle çıkınca ağlama, gözyaşı dökmek seni hafifletmez.

Eski çocuklar kimya, geometri ve fizikle bir parkta harman olurdu. İlk sekiz yılını paslı demir kaydıraklarda geçirenler üçgenin iç açılarının mazide ve sürtünme kuvvetinin kalçada bıraktığı izleri unutamaz.

Boş külahın içi perspektifi ve çekirdeksizliği tarif eder.

Eşek anırdığında kulaklarını tıkadın, sana definenin yerini söylemeye çalışıyordu.

Ağaçlar yeşilken başka renkte meyve vermelerini sözümona ilginç olma çabalarına yoruyorum. Özüne sırt çeviren ağaçlara, şımarık meyvelere itibar etmeyiniz.

“Kızartma sevmem, mutfakta münazaraya girmekten kaçınırım” dedi yassı burunlu adam. “Senin problemin yüzüne yediğin tavayla, bunu halledebiliriz” dedi doktor.

Köpekler HAV, kediler MİYAV diyor diye hepimizi kandırdılar. Yüzlerce kedi-köpek gördüm, hiçbiri kendini bu kadar net ifade etmedi.

Ey motor ahalisi, bujinin öfkesinden başka öfkeye ihtiyacı yok bu arabanın. Ayrıca biliyorsunuz ki bütün gereksiz celaller sanayide sönüyor.

“Ben Dali’nin virgülüyüm” dedi golf sopası.

Yalnızlığın tüccarı kusursuzlar mahallesine yatırım yapar.

 

http://www.afilifilintalar.com/kus-lokumu-99

 

“Ömür iki büyük şaşkınlık arasındadır” dedi Aleksi Pavloviç. “İlkinde ağlar, ikincisinde ağlatırsın.”

 

último

İstanbul yöresinden YOK ÖYLE KARARLI ŞEYLER söylüyor : 34!

(buraya mikrofonu altmış derece açıyla tutan bir trt spikeri gelecek)

“Bu şehir ve zaman güreşirler halının üstünde

Koşsan da uzaklaşamazsın kıyısından bile

Şikayet, trenler ve ayak sesleri içinde

İstanbul’da kalsam”

Yökş 2014 Poster

Yok Öyle Kararlı Şeyler albümü çıktı! Bütün her yerlerde!

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Haber sitelerinde, şurada burada izlediğimiz videoların başında hemen çekilsin de film başlasın diye küfreder gibi tıklayarak öylesine cevapladığımız tek atımlık anketleri bilirsiniz. Açık söyleyeyim ben soruları okumam bile, hatta bazen doğru dürüst bakmadığım için farenin ok işaretini seçeneğe nişanlayamadığım bile oluyor.

Kuzenim dün bir yazılımdan bahsetti. İndirip kuruyormuşsunuz, bugüne kadar bilgisayarınızda izlediğiniz bütün videoların başında çıkan anketleri ve verdiğiniz cevapları sayıp döküyormuş. Merak ettim, üşenmeyip programı çalıştırdım. Hakikaten küresel teknoloji çok ileri; yemeyip içmeyip IP numaramdan cevapladığım bütün soruları saklamış. Hatıra defteri gibi. Buyurun.

 

13 .5.2012 22:14 “SİZCE YILMAZ VURAL FENERBAHÇE’NİN BAŞINA GEÇEBİLECEK Mİ?”

“EVET.”

17.6.2012 18:06 “ARABANIZ KIRMIZI RENK Mİ?”

“EVET.”

30.7.2012 15:40 “KANALİZASYONA DÜŞEN KURŞUN ASKER ÇAVUŞ MUYDU?”

“EVET.”

3.8.2012 01:19 “CEVİZ YER MİSİN?”

“EVET.”

21.9.2012 04:04 “NE DİYORSUN BU İŞLERE?”

“EVET.”

10.10.2012 09:25 “KOMŞU KOMŞU HU HU OĞLUN GELDİ Mİ?”

“EVET.”

4.11.2012 20:35 “SİZİN SULTANHAMAM’DA BİR DÜKKÂN VARDI, NE OLDU ONA?”

“EVET.”

28.1.2013 12:23 “EVET Mİ, HAYIR MI?”

“EVET.”

7.3.2013 07:39 “SENİN ADIN NE BAKAYIM YAVRUM?”

“EVET.”

8.5.2013 10:26 “BENİMLE EVLENİR MİSİN?”

“EVET.”

12.9.2013 10:26 “ARDA TURAN’IN SAKALINA NE DİYORSUN?”

“EVET.”

12.9.2013 10:27 “YETMEZ AMA?”

“EVET.”

22.10.2013 23:34 “BİZİMKİLER DİZİSİ YENİDEN BAŞLASIN MI?”

“EVET.”

13.4.2014 21:05 “AMA ŞÜKRÜ KARADENİZ’DE BİR YERDE MUHTAR YARDIMCISI OLMUŞ?”

“EVET.”

13.4.2014 21:05 “YANİ?”

“EVET.”

13.4.2014 21:05 “NE EVET?”

“EVET.”

73.44.2014 29:99 “ÖFFF?”

“EVET.”

15.4.2014 11:11 “BEDAVA ARABA, BEDAVA AYFON, BEDAVA KONTÖR, BEDAVA BEDAVA İSTER MİSİN?”

“EVET.”

15.4.2014 11:12 “NAH!”

“EVET.”