.

Yazarın arşivi

87

hepsi 86 jpeg

rob cham 2

• Çocuk Şiiri: Tozlu camda top izi olsam sevgilim, en azından sabahları görür müsün beni?

• Çıngırağın adresi ikidir; salyalısı bebekte, sanatsalı yılanda.

• Kamyonlar konuşabilseydi ilk sözleri “Maşaallah” olurdu.

• İsviçre’deki dil meraklıları “Şu bizim klozet markası GEBERIT Türkçede köpeğin ölmesini istemek anlamına geliyor” der mi acaba?

• Zevksizliğin sınırı yok, bir de sarının tonlarının.

• “Pazarlık payı” denen şeyi anlayamıyorum, modern bir insan olmamı nasıl beklersiniz?

• Yaşamımız üç gergin soruya ait üç döneme ayrılabilir; Ödevlerini bitirdin mi?, Ne zaman evleniyorsun?, Mini barı kullandınız mı?

• Kimse kimseyi gerçekten tanıyamaz; can yeleği kapışmayı tecrübe etmeden.

• Babetle flamenko tevazunun İspanyolcasıdır.

• Fotokopi çekmeye duyduğun hevesi bir domatesi sulamaya duymadın. Oysa senin daha çok domatese istidadın vardı.

• Raket, top ve rakip olmadan hayali bir tenis maçı oynarsam delirdiğimi düşünürsünüz. Akli dengemin yerinde olduğuna inanmanız için bir raket, top ve rakip yetiyor öyle mi?

• Yarı olimpik yüzme havuzunda birinci gelen gümüş madalya alıyor. Sular da klorlu değil, karbonatlı.

• Kontrplak, tahtadan daha teknolojik olabilir fakat ileri düzey endişe ile baş edemez.

• Kâinatın en kaprisli Zeynep’i “En son ben geliyorum aklına değil mi?” derken bunu z harfine bağladı.

• Üretime katılmaktan anladığın surat yapmak mı?

• Bugünlerde iki kurşun havada çarpışmıyor. Bu yüzden zamane kurşunları empati yapmayı bilmez.

da vinci

• Heves turizmi kursak otelinde gelişecekse içimde kalan arzular boşuna ev aramasın.

• Müdür dedi ki: “Faliyet raporlarında lüzumsuz mürekep sarfiyatına son veriyorum, bundan sonra adım da Selahatin.”

• Transparan modasını başlatan lahana sarmasıydı.

• Düzenli olarak jelâtin hışırdatılan bir yerde karıncanın akıl sağlığına güvenmeyiniz.

• Menemen yaparken yumurtanın sarısını iki denemede patlatamayınca yanlış bir şey yaptığımı sanıp vazgeçerim.

• Veda Şiiri: Çadırımın üstü altın bulut. Konargöçerim bence beni unut. Çadırımın üstü gümüş vitray. Züğürdüm, bir hırka, bir kaykay. Çadırımın üstü krom karamel. Öpmeden giderim, sen düşüme gel.

• Sandık geçmişte yaşar, fiilen.

• Çok sayıda kararın ve çok sayıda vazgeçişin bir arada hızla gerçekleşmesine vibrasyon denir.

• Hırvatçada “svcebljeskaliza” diye bir kelime var; “Aşırı kellikten şapkası bile parlayan adam” demek. “Ja zapravo čine”nin karşılığı ise “aslında uyduruyorum”

• Turşu bidonunun kronik gastriti asla kornişonun gündemi olmayacak.

• “Ben siyahın kokusuyum” dedi füme.

•  “Jetonu buzdan dünya hatır bile soramadan eriyor” dedi Aleksi Pavloviç. “Seveceksen ivedi sev.”

• Una yumurta kırdığında bu yumurtanın kariyerinde zirvedir.

• Keramet kavukta değil ama birazı mandalinada.

• Bisikletimle geçerken “Tekerlekler dönüyo” dedi. “Bi’ doktora görün o zaman” dedim.

• Yarış köpeklerinin ağızları kapatılır ki kendi aralarında niçin koştuklarını sorgulayıp anarşi çıkarmasınlar.

• Bir çeşmede su akmıyorsa sular kesiktir de, yan yana iki çeşme akmıyorsa çeşmeler birbirine dargındır.

• “Sana mükellef bi sofra hazırladım” dedi kadın. “Hep aynı şakayı yapıyorsun” dedi vergi müfettişi.

• Duyarlı bir bilim insanından beklenen, kız isteme merasiminin gerçekleşeceği yerdeki standart barometreleri güvenli bir yere almasıdır.

• Kayak tesisi müdürünü kızağa çekmişler; eh, pek terfi sayılmaz.

• Ne vakit Kurabiye Canavarı’nı düşünsem bir elektrik süpürgesi daha hizmete girer.

• “Vay! Vay! Vay!” dedi adam. “Philosopher sen?” dedi turist kadın.

• Gitar çalıyordum o zamanlar. Deneysel bir arpej solonun ortasında “Akort çok uzun sürdü” dediler. Galiba alkışlarla yaşayamayacaktım. Pes ettiğim anı tam olarak hatırlamıyorum.

• “Ben şişenin düzenli hayatıyım” dedi sürahi.

• “İstifa ederek olmaz. Manipülasyona kapalı, organik ve kişisel bir protesto biçimi bul, hemen bul, tam burada bul” dedi. “İstifra olur mu?” dedim.

• Meraklının duvarı yaş, meraksızın jalûzisi taş.

• Kırmızı ile mavinin kavuşması sadece köpekbalığı saldırısına bağlı değil ki, belki Şirinler de kapı önünde salçalı ekmek yer bir gün.

• “Berlin gibi” dedi Aleksi Pavloviç. “Sanki tek bir şarkı söyledim ve sonra nefesimi aldılar.”

rob cham

• Bi’ dakika! Kimse kontrbastan keman olmasını beklemez. Tamam, şimdi diyete devam edebilirsin.

• Ne zaman mekik çekmek istesem ayaklarım kalkıp itiraz ediyor. Duruyorum. “Söyleyin şimdi, ne var?” diyorum. Susuyorlar.

• “El çırpın çocuklar” dedi anaokulu öğretmeni. “Şu anda aklıma daha iyi bir şey gelmiyor.”

• Nedir kariyer? Önce vale, sonra çilingir, sonra emlakçı ve sonunda anahtar olmak.

• Oyun biter, perde kapanır. Sonra ansızın perde bir yerinden kıpırdar. Ben bunun hangi sakar olduğunu merak ederim.

• Halıcı Bilmecesi: Yüz şemsiye yüz turist, yüzü de sıkı yüz artist? Kuru kalabalık.

• Elektrikler kesildi. Evde sadece küçücük dekoratif mumlar vardı. Beş tanesini yakıp yan yana koydum. Elektrikler geri geldiğinde beş yaşına girdim.

• Külüstür düdük çok fazla ü harcar.

• Hiç e Georges Perec. İki e merak. Üç e ninni. Oku, merak et ve uyu.

• Taziyeden dönerken ölümden uzaklaşmıyorsun.

• Burada g.tü devirmiş yatarken gökteki uçaklardan herhangi birinin kabin basıncının düşmesinden sorumlu olmadığımı bilmek güzel.

• Şefin Tavsiyesi Şiiri: Maydanozu kıy. Havucu doğra. Patatesi haşla. Tavuğu kes. Hep sen kazan.

• Damalı bayraktaki siyah ve beyazlar öyle huzur içinde yaşamasa araba yarışları hiç bitemeyecek. Buna katlanabilir miydin?

• “Afedersiniz, konuşmanıza kulak misafiri oldum” dedi. “Şu da bir kilo kulak pamuğu, eli boş gelmeyi hiç sevmem.” Canımı ye kulak misafiri.

• “Patetiksin” dedi. “Patetik babandır” dedim. “Şimdi daha çok yakıştı” dedi.

• Vestiyer Şiiri: At. As. Sus. Sorma ağır mı.

• Müteahhit, kedisinin kumuna bile göz dikmişse sorun sadece kedinin sorunu değildir.

• Bir iş yerinde kriz olduğunda önce ara elemanların işine son verilir. Çalışanlar en çok ara elemanların gidişine üzülür. İlkbaharla sonbahar gibi.

• Tüp askere gitmiş. Tüp askerdeyken mahalle doğalgaza geçmiş. Yazık. Teskere bırakmış, dönmemiş tüp. Nişanlısını da çini deseniyle kaplayıp gelin etmişler başkasına. Sonra bir gün haberi gelmiş; rütbeli yemekhanesinde… Nasıl demeli, birdenbire. Ah be tüp!

• “Makas atma dostum makas al” dedi Aleksi Pavloviç. “Letafetten felaket çıkmaz.”

nathan w. pyle (personality test)

• Hıçkırık da bir itiraz değil mi, senaryosu olmayan?

• Tek sileceğim kalkmışsa yanlış park ettiğimi, ikisi de kalkmışsa sileceklerin konuyu tartıştığını düşünürüm.

• Aslında inatçı biriyim de Pi’yi 3 almamı istediklerinde kolayca kabulleniyorum.

• “Rüyamda yüksek bir yere tırmandığımı gördüm” dedi triko polyester. “Bayrak olacaksın” dedi terzi.

• Dalgın bir genç kızın çantasından düşürdüğü, kelebek gibi çırpına çırpına yere inen küçük kâğıdı takip edip sahibine takdim eden gencim; yardım derneklerine ekstra bağış yapmasam da olur mu?

• Evdeki şampuan yıllardır bitmedi. Bunu kelliğime bağlamak iyimserlik olur. Düşünsene hiç banyo sırası beklemiyorum. Kimse demiyor ki “Hayatım ya çık ya lazımlığı uzat. Oğlan ciss dedi.”

• Ağabeyimle hiç anlaşamıyorum çünkü aramızda kuşak farkı var. Annem “Siz eskiden böyle değildiniz evladım” diyor. “Hep o uğursuz karate salonu yüzünden.”

• Rençper Sadık’ın Şiiri: Fakir Sadık, kölen olduk. Beri yanaş rahşan, oruç mu bozduk? Tokur Sadık, pulun olduk. Beri yanaş fettan, adam mı vurduk? Çürür Sadık, çöpün olduk. Gör bizi kör sultan, bre öldük.

• Limon ne zaman lafa girmek istese birinizin ağzı kamaştı, zavallı saygısından susuyor.

• Ben kuratörüm, bö yled ize ri m kel i me l eri.  Ben amatörüm, b ö y l e y a p s a m o l u r m u ?

• “Virajı alamadım. Hastanedeyim” dedi kadın. “Hani babam çok zengin diyordun?” dedi adam.

Kâğıt kalem buldum, mektup yazdım ama (…) göndereceğim cümlesinde eksik olan nedir? Zarf.

• Üç O harfi birlikte kahveye girmiş. Demişler “Ooo!” Demiş “Efendim?”

• “Köftenin acısı hepimizin acısıdır. Bir köfte yeriz, bin köfte oluruz” diye bağırdı mikrofondaki adam. Meydandaki kalabalığı coşturdu. Hep bir ağızdan söylediler: “Sabah yutarız seftedir. Et ölüm derler laftadır. Dişe kürdan değmez bizde, dolgumuz köftedir.”

• Öğrendim ki dünyanın dönme hızındaki yavaşlama nedeniyle 1 dakika çok nadiren 61 saniye sürermiş. O dakikanın bana gülümsediğin ana denk gelmesi için dua ediyorum.

• “Gündüz de gece kadar müellif” dedi Aleksi Pavloviç. “Baksana güneş her gün dolunay.”

brock davis muz

• Kaktüsün üzerine düştün de kaktüs üzülmedi mi sanki?

• Onlar kırtasiye baronları; daha çok kalem satamıyorlarsa daha ucuz kalemtıraşlar üretirler.

• “At sahibine göre kişner ne demek?” dedim. “At liboştur.” dedi.

• Uzun yıllar optimist ile oportünisti birbirine karıştırdım. Sonra oportünisti seçtim.

• Ey kadınlar, bir mantık suntasına telesiyejde evlilikten bahsetmeyin. Ayaklarınız yere basmıyor diye tersleyebilir.

• “Tasarruf” kelimesinin en başta kendisinin topluma örnek olması gerekir, bu yüzden benim önerim “tas”

• Peder Bey “Senden adam olmaz, çünkü aşırı aptalsın.” diyordu. Çok içerledim. Kendimi okumaya verdim. “Nasıl Zengin Olunur?” diye bir kitabı okurken nerede kaldığımı unutmayayım diye arasına koymaya bir şey aradım. Annemin kedisinin yavrularından birini koydum ama kaçtı. Peder Beyin -sanırım- bankanın birinden hediye edilmiş not defterinden bir kâğıt kopardım. Ertesi sabah kitap kayboldu. Bir hafta geçti, Peder Beyin ansızın kalp krizi geçirdiği gün İsviçre’den imzasız bir kart geldi: “İşte böyle!”

• Düğme deliği söz konusu olduğunda tek sayılar, yalnızlık kederinde ise çift sayılar sevimsizdir.

• Erkekler üç şeyi çok iyi bilir; araba, futbol, siyaset. Türk erkekleri de üç şeyi bilir; araba, futbol, karpuz.

• “Cep telefonu kapı zili gibi çalıyor, açmadan önce gözünü kameraya dayayıp ‘Kim o?’ diyor.” “Kim o?” “Al işte gene yaptı.”

• “Islık çalmayı beceremediğim için otobüsleri hep kaçırıyorum.” dedim. “Helyumu çek ve bütün gücünle fıstık diye bağır.” dedi.

• Tenten, Brüksel tatlısı ve Jean Claude Van Damme dünyaya Belçika’nın armağanıdır. Belçika’nın kafası hep karışıktı.

• Babaannem anlatıyor: “Yirmi çuval gübre parası verdim, onsekiz çuval getirmiş. Nerede iki çuval, dedim. İki çuvalın lafını yapma hacı teyze, dedi bu. Parasını verdim, dedim. Gelecek ay getiririm paranı koca nine, kaçmıyoruz, dedi. Bi gözüm seğirdi, bi elim ayağım kesildi. Dedim, danayı bir hafta bana bırak, hayvan fasulyelerin dibine etsin, helalleşelim. Hangi danayı, dedi. Dana yok mu, dedim. Yok, dedi. O zaman sen kal üç gün, dedim.”

• Mandalin mevsimi gelince birdenbire a harfini daha çok severiz.

• 23:59 Şiiri: Hangi dört rakamı yan yana getirirsen zaman bir hamileye en çok benzer?

• Yemekten Sonra Şiiri: Yoğurdu ıslat ayran, eriği güldür hoşaf olsun. Sar makarayı oyun. Beni sev bir de, cumartesi olsun.

brock d

• “Sinek öldürüyorum yahu” dedi genel izleyici. “Alkışlamıyorum.”

• İngilizlerin bazı şeylere net, dolaysız bakışını kıskanıyorum bazen. En fazla dizlere kadar gelen, kimilerince uzun don denen güdük pantolona kısaca “short” diyorlar.

• Ateşin ve yazının henüz bulunmadığı, saatin de zaten olmadığı yıllarda kadınlarla tanışabilmek için tek bir soru aklıma geliyor: “Ohumbo?”

• Orman dediğin, ağaçların toplantı ve gösteri mevzuatına muhalefeti değil midir? Devlet izin vermiş bile olsa, yakılmadan ya da yerlerinden sökülmeden kolay kolay dağılmıyorlar.

• Sen ne zaman düz bir çizgi çizmek istesen cetvel kâğıda yanaşıp hakkında ileri geri konuşuyor.

• Çocuktum. Dilbilgisi canıma okuyordu. “Allah razı olsun!” diyene “Cümlemizden…” dediklerine şahit olduğumda dolaylı tümlecin alacağı payı düşünürdüm.

• Yıllar önce Max Brod’un mezarını ziyaret etmiştim. Telefonumun şarjı bittiği için mezar taşının fotoğrafını çekemedim ama kırmızı sprey boyayla Almanca “(YAKMADI)” yazılmıştı. Mezarlığın doksan yaşındaki bekçisi bu yazıları defalarca sildiğini ama tekrar yazıldığını, artık bıkma noktasına geldiğini söyledi. “Başka birilerine de yazıyorlar mı?” diye sordum. “Hayır” dedi. “Sadece Bay Brod’un mezar taşına. Hep aynı şeyleri de yazmıyorlar. Her seferinde farklı” dedikten sonra cebinden bir defter çıkardı. Anlaşılan her yazılanı not ediyordu. Gözlüklerini takıp okudu: “DOSTO AZDIR, KAFKA YOKTUR. Bunu geçen yıl yazmışlardı. En tuhafı da şuydu dedi sayfaları çevirerek. Ben pek anlamadım… ADINI BİR DONDURMAYA VERDİLER. AMEN.”

• Nubar Terziyan’ın filmi televizyonlarda her yayınlandığında torunlarına telif ücreti ödenmesini anlayabilirim, sandalyeci Murtaza Usta’nın sandalyesine her oturduğumda ona bir ödeme yapmıyor olmamı kimseye söylemeyin.

• Kadınlar çok konuşuyor diye şikâyet etmeden önce, erkek isimlerine birkaç harf ekleyerek kadın isimleri yapılması üzerine düşünmek lazım. Hüsnü-Hüsniye, Şemsi-Şemsiye… Kadın daha adını söylerken öne geçiyor, ne diyeceksin?

• Tek bir çubukla adamın kafasını patlatabilirsin, iki çubukla iki gözünü birden aynı anda oyabilirsin. Veya üçünü bir araya getirip A harfi yapabilirsin ki galiba bu hepimiz için daha iyi bir başlangıç.

• Korkunu sayısallaştıramıyor musun? Yavaş ol. Trilyarlara, kentilyonlara gitmene gerek yok. Yaklaş. Üç ile dördün tam ortası matematiğe en uzak, kendi titreyen nefesine en yakın yerdir.

• Babaannem dedi ki: “Cenabül Rabbil Âlemin insana kıyametin vaktini söylemez, çünkü bileydik en son düğünde kimse bi’şey takmazdı.”

• Bir teoriye göre analizin senteze ulaşması için kalın bağırsaktan geçmesi gerekiyor.

• Piramitler inşa edilmeden önce dev balonlar dünyanın hâkimiydi. Piramitler sayesinde büyükler patladı. Beş bin yıldır küçüklerle idare ediyoruz.

• “Ekimsin diye eylüle sövme dostum” dedi Aleksi Pavloviç. “Senin de topuğun kurur, kasıma maskara olursun.”

bear

• Susam mı, simit mi daha önce siyasallaşır?

• Paragraf duşa girmiş, üç noktalar gideri tıkamış.

• Kapağı açılmış bir buzdolabı size soğuk gelebilir ama her şeyini paylaşmaya hazır olduğuna emin olun.

• Odanın penceresinden gördüğün güneşin bir medya projesi olmadığına garanti verebilir misin? Kıpırda. Sen orada otururken kim bilir kaç küçük sır dünyayı dolaşıyor.

• Valizlerin tarihsel dönüşümü, tekerleğin icadından bu yana beş bin yılda gelişen medeniyeti seksen yılda özetledi.

• Kulaklıklarımı çıkarıp “Ne dinliyorsun?” diye bağırdı. “Çok acayip, sesin görüntüden sonra geliyor” dedim.

• Sular kesilince çeşmeler konuşmaya başlar.

• Edip Cansever’e mendilini imzalatan birisi, müsait pozisyonda pas vermek yerine şut çeken oyuncuya benzer. Ne olur, en fazla gol olur. Halıları rulo yapmak yerine kâğıt gibi katlayan halıcının gurbete giden oğlundan yirmi yıldır mektup beklediğini öğrenirsen senin de içine bir overlok hüznü oturur. Camdan saray yaptıran kral, halkın sarayını başına yıkmasından önce delirmiş karasinek vızıltısından belasını bulur. Sosyal bilgiler dersi öğretmeninin her dersine konunun uzmanını getirdiğini duyan geometri hocası, konileri anlatması için seyyar çekirdekçi çağırınca kuş sesleri daha net duyulur.

• Kaprisli bir kadına “nar tanem” demek yetmez, onu toptan almadığına ikna etmen lazım.

• “Bu hafta beyazperdede ne var?” dedi gazeteci. “Leke” dedi çamaşır suyu reklamcısı.

• İngiliz şair Rudyard Kipling’in isminden “Paul Dirk Grindy” çıkıyor. Hangisi anagram?

• Kuzey kutup dairesi başkanı üşümüş, kalorifer dairesi başkanı olmuş. Dünya böyle dönüyor.

• Muktedir, fillerin sol arka ayağını düşünmeyi yasaklar. Seçmenlerin bir kısmı neredeyse içgüdüsel olarak fillerin sol arka ayaklarına şiirler yazmaya başlarken, bir filin dört ayağı olmasına rağmen düşünme serbestliğinin üç ayağa indirgenmesinin adil olmadığını iddia ederken, başka bir kısmı da ivedilikle duvarlarındaki resimlerden fillerin sol arka ayaklarını kesmeye girişir, belgesellerde sol arka ayakları mozaikler.  İnsanlar fillerin sol arka ayaklarını düşünmek istediğinde hükümet; “Filleri bu kadar sevdiğinizi bilmiyorduk. Fillerin ayaklarını düşünmek yasaklanmış değil, sadece kısıtlama getirildi. Kimse fillerin sol arka ayakları olmasın demiyor, çarpıtmayın. Kamu yararı adına hayvanlar âlemine yönelik kimi kısıtlamalar getirmek devletin görevidir. Siz leoparların sokakta özgürce dolaşmasını ister misiniz? Maymunların her istediğinde sizi çimdiklemesinden memnun olur musunuz? Ayrıca soruyoruz: Siz ön ayakları acıyan filler için ne yaptınız?” der. Muktedirin her zaman bir bildiği, her zaman yedek anahtarı ve ince uçlu şarj aleti vardır. Taraf olmaya yetecek vakti veya hevesi olmayan vatandaş sorar: “Fil mi? Niye? Ne zaman?”

• “Toprak otu verir, inek otu yer” dedi Aleksi Pavloviç. “Sen ineği yersin, toprak seni alır.”