.

Yazarın arşivi

MUTSUZ ŞARKI

Mutsuz mu görünüyorum?
Aslında sadece uyuyorum
Bu benim yüz ifadem
Muhtemelen rüya görüyorum

Mutsuz olmak ister misin?
Sana öğretmemi ister misin?
Mutsuzluğu kıvırabilirsin
Ama benim gibi egzersiz yapman şart

Talimatlara uymalısın
Öğrenmeye en baştan başlamalısın
Bu işin kestirmesi yok
İçinden gelecek

Mutlu olanlar bir yana
Bilge olanlar bir yana
Hayata dokunanlar
Gerçek anlamıyla mutsuz olan insanlar

Mutsuz mu görünüyorum?
Aslında sadece uyuyorum
Bu benim yüz ifadem
Muhtemelen rüya görüyorum

Çeviri: Hakan Bıçakcı

Not: Fotoğraf “Mutlu Kent” adlı Facebook sayfasından alınmıştır.

Kendini aşırı önemseme çağının gıcıklandırılmış cümle kalıplarından biri de “Ben ……….. bir adamım.” Kesin duymuşsunuzdur. Hatta belki kendinizden bile duymuşsunuzdur. Daha ender de olsa bunun bir de kadın versiyonu var: “Ben ……..… bir hatunum.” Noktaları atıp birkaç örmek vermek gerekirse: “Ben kıskanç bir adamım.” “Ben heyecanlı bir adam değilim.” “Ben de sonuçta hareketli bir hatunum.” İçim kıyıldı daha fazla devam edemeyeceğim.

Dile yeni bulaşan bu kalıp, zihne yeni sızan bir virüsün dışavurumu. Kendini gereksiz yere, fazla ciddiye alma virüsünün. Altı boş özgüven dediğimiz fenomenin. “Ben sinirliyimdir” demiyor adam, “Ben sinirli bir adamım” diyor. “Canım arada ne fark var?” demeyin. Biri kendini anlatıyor diğeri kendini satıyor. Biri kendi hakkında bir bilgi paylaşıyor, diğeri kendini etiketleyip vitrine koyuyor. Ağzında kendini “adam” yerine koymanın yoğun aromasıyla… Bu kalıbı kullanan kendini olduğu gibi değil, bir film karakteri gibi sunuyor. Günlük konuşmada yeri olmaması gereken ancak uyduruk bir Amerikan filminin fragmanında karşılaşılacak türden bir cümle çünkü bu, “O sinirli bir adamdı.”

Neyse, asıl paylaşmak istediğim geçen gün duyduğum başka bir cümle. Kadıköy’de bir köftecide yanımdaki masaya bir çift oturdu. Konuşmalardan yeni tanışıldığı belli… İki taraf da kendini en iyi biçimde sunma telaşında. Biraz sonra garson siparişlerini alırken ortaya piyaz isteyip istemediklerini sordu. Adam karşısındakine baktı, kadın kararsız. Bunun üzerine adam kadına bakıp edalı edalı “Ben piyaz seven bir adam değilim” dedi. Ve yeşil salata söylediler. Onlar sohbetlerine kaldıkları yerden devam ettiler. Ben bir süre kafamda bu cümleyle dolaştım: “Ben piyaz seven bir adam değilim.” Piyaz sevmek gibi alelade bir durum bile bu çakma-epik söylemin tercüme kokan dilinde karşılık bulabiliyordu demek. “Piyaz seven bir adam” ne be babacım? Galiba tatlı tatlı kafayı yiyoruz kendimizle.

NEREDESİN?

Seni seviyorum
Seni sevmiyorum
Seni sevmiyorum artık
Senin beni sevdiğinden ne daha az ne daha çok diyelim
Senin beni sevdiğinden, bir zamanlar beni severken

Tatlı kızların tadı yok
Sıcak eller buz
Saatlerin hepsi durmuş
Gülmek artık sağlıksız ve uzak

Seni arıyorum ışığın ardında
Neredesin
Bu kadar yalnız olmak istemem
Her taşın altında seni ararım
Elimde bir bıçakla uyuyakalırım
Neredesin

Çeviri: Hakan Bıçakcı

“Küçük kurbağalar bir gün büyük kurbağalar olacaklar.
O zaman pazarda iyi para ediyorlar. Özel bir kurbağa
yemi hazırlıyorum. Bu küçük zıp-zıp’ların büyümesini
hızlandıracağım.”

-Vakvak Amca
(çizgi romandan)

TARLABAŞI’NDA SON GECE

“Her şey bir fotoğrafta son bulmak için var olur.”
                                                                      Susan Sontag

En basit cep telefonlarının bile fotoğraf çektiği bir zamanda yaşıyoruz. Günümüzde anlamlı anlamsız her şey, hemen her ayrıntı, yaşanan her an fotoğraf karesine dönüşmekte özgür. Fotoğraflar sosyal paylaşım sitelerini boydan boya süslüyor. Paylaşılıyor, yorumlanıyor, “beğen”iliyor. Böyle bir ortamda yaşam olduğu gibi fotoğraflarala belgeleniyor, hiçbir ayrıntı karanlıkta kalmıyor yanılgısına kapılabiliriz. Hâlbuki insanlar önlerine gelen tabakları, mezeleri, doğum günü pastalarını, kuma bastıkları ayaklarını, kedi köpeklerini ölümsüzleştirirken dışarıda bir yerlerde fotoğrafın yeni-şirin-filtreli dünyasına giremeyen kara delikler büyüyor. Gerçeklikle ilişkisi bulunmayan masif bir tiyatro dekoruyla yer değiştirerek yanı başımızda yok olan Tarlabaşı gibi.
“Ciddi” fotoğraf sanatçıları tarafından eleştirilebilecek bir tutum olabilir usta bir fotoğrafçının eserlerini Facebook gibi lakayt bir ortamda sergilemesi. Oysa işin tam da mecrası burası… Zevzek fotoğrafların arasına gizlenip bakanın boğazına düğüm üstüne düğüm atan bu acayip fotoğraflar paylaşılamayacak kadar tekinsiz, yorum yapılamayacak kadar keskin, “beğen”ilemeyecek kadar iyi…

HEM BELGESEL HEM SANATSAL
Ali Öz’ün Tarlabaşı fotoğrafları serisi kapanmakta olan bu dönemi tüm ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. Belgeyle sanat arasında tuhaf bir tonu var bu fotoğrafların. Bir yanıyla çağdaş sanat müzesinde sergilenecek kadar çarpıcı bir yanıyla da kelimelere sığmayacak bir dönemi belgeler nitelikte. Büyük boyutlarda basılıp fotoğraf sergisine konsa sanatsal içeriği ön plana çıkacak, gazeteye basılsa belge yönü ağır basacak kareler.
(…)

Yazımın devamı ve Ali Öz’ün muhteşem Tarlabaşı fotoğrafları 18 Ekim’e kadar Karşı Sanat’ın duvarlarında asılı olacak.

Yazının devamını internette veya Kontrast Fotoğraf Dergisi’nin 31. sayısında bulabilirsiniz ama fotoğrafları bir daha göremeyebilirsiniz.

Yani belki de yazı kalır, fotoğraf uçar.

Kaçırmayın.

Karşı Sanat /
 Gazeteci Erol Dernek Sokak
Hanif Han, No 11/4
Beyoğu – İstanbul

Dorian Gray yarım ekmek sebzeli dönerini yemiş Bodrum’un çarşısında geziniyordu. Sıra sıra dizilmiş birbirinden frapan karikatür sanatçıları dikkatini çekti. Teşhir edilen örneklerdeki politikacılara, oyunculara, şarkıcılara baktı. Karikatürü yapılan bu ünlü figürlerin hemen hepsi ölmüştü. Dorian Gray’in içi karardı. “Ne fena, keşke tersi olsaydı” diye düşündü.

Sonra kendisi de bir karikatürünü yaptırmaya karar verdi. Pazarlıkla yirmi kâğıda anlaştı. Tabureye çöktü. Karikatür sanatçısı Dorian’a bakıp “bana en iyi eserimi yaratmam için ilham veriyorsun” dedi. Dorian güvenle gülümsedi. Gerçi karikatürist bunu her müşterisine söylüyordu. Nükteli karikatürist işini yaparken bir yandan da Dorian’a bakıp bakıp gençliği ve güzelliği uzun uzun övdü. Ve eserini tamamladı.

Dorian Gray koca burunlu şaşı karikatürüne bakıp hayıflandı: “Keşke her zaman karikatürleşen ben olsaydım da karikatürüm düzelseydi! Bunun için her şeyi verirdim!” dedi. Ve Dorian Gray’in bu tuhaf dileği gerçekleşti. O günden sonra genç adam tipik bir Bodrum işi karikatüre dönmeye başladı. Burnu uzadı, yanakları yuvarlak yuvarlak kızardı, gözleri şaşılaştı, dişleri beyazlaşarak abartılı bir biçimde büyüdü. Klimasız pansiyon odasındaki havasız valizinde sakladığı karikatürse yavaş yavaş düzelerek her geçen gün biraz daha adama benzedi.

Çamurlu sokağın sonundaki kuru temizlemecinin kapısından girdim. Moral bozucu bir buhar kokusu yüzüme çarptı. Yan yana asılmış şeffaf kılıf içindeki takım elbiselerin önünde duran kılıksız görevliye yaklaştım. “Baykuş Ku” ile görüşecektim. Yüzüme dikkatle bakıp asma kata çıkan yamuk yumuk basamakları gösterdi.

Her basamağı ayrı oynayan merdivenin sonunda masasında oturan şişman bir adam vardı. Masanın üzeri bomboştu. Göz göze geldik. Yusyuvarlak gözlerinin rengi tuhaf bir sarıya çalıyordu.
“Baykuş Ku?”
“Benim buyurun. Buyurun oturun.”

Masasının karşısında sadece bir tane koltuk vardı. Oturdum. Oturduğum yerden dükkânın kapısı kuşbakışı görünüyordu.
“Fotoğraf getirdiniz mi?”
“Evet, dört tane… Dört ayrı pozunu getirdim.”

Baykuş Ku gözlerini kısıp fotoğraflara sırayla baktı. İçlerinden birini aldı. Diğer üçünü iade etti.
“Şurada da ev ve iş adresi yazıyor. Bir de sık gittiği restoran var. Bu da ücret efendim.”
“Tamamdır, bunlar yeterli.”
“Şey… Temiz olur değil mi? Sizi özellikle bu yüzden tercih ettim.”
“Merak etmeyin. Kuru ve tertemiz. Kansız, kırık çıkıksız, sessiz… Birden uyumaya başlayacak ve bir daha uyanmayacak öyle düşünün. Haftaya bugün bu saatte gelip fotoğrafın siyah beyaz versiyonunu benden alacaksınız. Bu, işlemin tamamlandığının belgesidir. Renkli fotoğraf alınır, sahibi temizlenir, kansız ve kuru, rahmetlinin siyah beyaz fotoğrafı teslim edilir.”
“Teşekkür ederim. Haftaya görüşürüz.”
“Görüşürüz. Basamaklara dikkat edin.”

SEVGİLİM BANA DÖNÜYOR

Dışarıda çoluk çocuk gülüşmekte
Radyoda en sevdiğim şarkı
Güneş desen pırıl pırıl
Dünya barış içinde
Kimsenin ağzından kötü bir söz çıkmıyor
Hem barış ne hoş bir kelime

Ve sevgilim bana dönüyor
Sevgilim eve dönüyor

Bir yerlerde uyuyakalmış canım sadece
Ve şimdi elimi tutmak için döndü işte
Hemen bir yürüyüşe çıktık
Ayrı geçen onca yıl, hop eridi gitti
Daha dün birlikteydik sanki
Yaz da geldi bak, yağmurlarla vedalaş

Ve sevgilim bana dönüyor
Sevgilim eve dönüyor

Sanki bir düşteyim
Her şey nasıl da bir anda değişti?
Tuhaf ama gerçek
Gördüğün gibi sözlerim gerçek

Çeviri: Hakan Bıçakcı

5 sayfa«12345»Yukari Asagi