.

Yazarın arşivi

Irkçılığa, milliyetçiliğe ya da dini fanatizme prim vermeden İsrail’e ‘Hayır!’ demek mümkün müdür?

Elbette mümkündür.

Aslına bakarsanız, İsrail’in işlediği insanlık suçuna göstermemiz gereken tepkinin bunların hiç biriyle doğrudan ilişkisi yoktur. İsrail, son tahlilde, büyük ağabeylerini yedeğine alıp aşağı mahalledeki cılız oğlanı dövmeye giden zengin çocuğudur. Ve orada nasıl fakir oğlanın yanında duruyorsak, burada da aynı nedenle Filistin’e sahip çıkmamız gerekir. Adaletsizlik orada neyse, burada da odur.

Onun için, Gazze’ye yardım götüren gemiye yapılan saldırıya baktığımda, her şeyden önce şunu görüyorum: tepeden tırnağa silahlı adamlar korumasız insanların üzerine ateş açıyor.

İşte benim için Filistin meselesi her zaman gelip buraya dayanır. Bilirim ki, silahlı adamlar silahsızları öldürmeye başladıklarında, buna ‘Dur!’ demek gerekir.

Yoksa geceleri uyku tutmaz olur insanı.

Havalar

Yine sıcaklar bastırdı. Bu havaları hiç sevmem. Muhakeme becerisini yok eder. Gri hücreleri pembeleştirir, beyni pamuk helva haline getirir.

Güneş tepesinde patladığında, insan bir kaç numara aptallaşır. En basit kararlar bile içinden çıkılmaz hale gelir. Çişe gitsem mi gitmesem mi, sigaramı yaksam mı saklasam mı, parmağımı terliğe taksam mı takmasam mı? Günler böyle geçip gider.

Oysa mesela Danimarka’nın karanlık ve varoluşçu gerilimlerle dolu atmosferi öyle midir? Orada herkes bir alim bir feylezof olabilir. Meseleleri de bambaşkadır haliyle. Ama bunda yağmur çamur ve fırtınanın etkisini unutmamak gerekir.

Koy Hamlet’i koy Kierkegaard’ı bir Akdeniz kasabasına, oturt deniz suyuyla ıslanmış bir masaya, daya rakıyı ver deniz börülcesini, kalıyor mu bak ‘olmak ya da olmamak,’ kalıyor mu İbrahim ve İshak?

Götürüp Kaş’a bıraksak, Kafka bile en fazla bir kaç hafta dayanır. Sonra bir banka oturup bütün gün çekirdek çitleyebilir. Daha da fenası, ne bileyim, plajda şemsiye falan satmaya başlayabilir. Dönüşüm diye işte ben buna derim!

Kuzeye gidiniz, sevgili dostum. Her şeyin bir şeyi vardır. Düşünce de soğuk havada mukimdir.

Yağmurlarla sizin,

Hurşit Seçkin

Düzene Karşı Olmak

Tanzimattan beri düzenden intizamdan yana olan bir ailenin ferdiyim. Karışıklıktan hiç mi hiç haz etmem. Kalemlerimi boy sırasına sokar, çoraplarımı renklerine göre ayırır, her lokmayı layıkıyla çiğnerim. Duş yaparken bile sistemliyimdir: Önce göğüs sonra sırt sabunlanır, ardından da bacaklar ve diğer şeyler.

Kimileri düzene karşı çıkar. Ellerinde pankartlar meydanlarda bağırışır dururlar. Onlara şunu sormak isterim: Nereye kadar?

Her şey nihayetinde düzene meyleder. Bilimadamları börtü böcekte bile bir tertip bir intizam buluyor. Yaprakların dağılımında, kozalakların tırtıklarında, ayçiçeğinin çekirdeklerinde Fibonacci serisini görüyor. İnsanoğlunun uzuvlarının birbirine oranı bile aynı güzelim ölçüyü veriyor. (İtiraz ettiğinizi duyar gibiyim. Elbette istisnalar olabilir ama bunlar kaideyi bozmayacaktır.)

O zaman bir köşeye not edin, dostum! Ona buna karşı duracağım diye heba olup gidersiniz. Boşuna yorulmayın. Kurtuluş nizamdadır.

Muntazaman sizin,

Hurşit Seçkin

Yumurta

İnsanlar ikiye ayrılır. Rafadan yumurtayı geniş tarafından kıranlar ve dar tarafından kıranlar. (Bir de yumurta sevmeyenler var ki, onları insandan bile saymıyorum.)

Ciddi bir meseledir bu. Ne kahvaltı sofraları gördüm ki, bu tartışma yüzünden murdar oldular. Ne çiftler tanıdım ki, bu nedenle yollarını ayırdılar.

Kadınlar estetik meraklısıdır. Göze hoş görünsün diye, yumurtayı dar tarafı üste gelecek şekilde yerleştirirler. Bir su damlası gibi kabında dursun isterler. Oysa sağduyulu herkesin bildiği gibi, yumurta bir su damlası değildir.

Mantık bize şunu söyler: Yumurta yumurtadır. Geniş tarafından kırıp rahatça yersiniz. Doğru olan budur.

Güzellik geçicidir, dostum! Siz bakana kadar vitamini kaçar. Halbuki mantık hem evrensel hem de doyurucudur.

Bütün kahvaltılarda sizin,

Hurşit Seçkin

Şilili müzisyen Victor Jara, 11 Eylül 1973’de Augusto Pinochet’nin gerçekleştirdiği darbe sırasında tutuklanır ve birçok yoldaşı gibi ‘Estadio Chile’de işkence görür.

Olaya şahit olanlar Jara’nın şarkı söyleyerek öldüğünü anlatırlar. Gitarını elinden bırakmamış ve stadyuma girer girmez çalmaya başlamıştır. Diğer tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik ederler. Bunun üzerine askerler bir subayın emri ile Victor Jara’nın ellerini kırarlar. Ama o, gitar çalamasa da şarkı söylemeyi sürdürür. Sonunda bir dipçikle kafasını parçalarlar ve diğerlerine ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne asarlar.

Victor Jara’nın ölürken söylediği şarkı, Unidad Popular’ın ‘Venceremos’udur.

O günden beri birileri bu şarkıyı söylemeye devam ediyor. Bugün Taksim’de de söylenecek elbet.

Dilerim kimsenin canının yanmadığı umutlu ve güzel bir 1 Mayıs olsun!

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Aşkın Kanunu

Newton büyük bir adamdır. Yasalarına saygı duyar, itaat ederim. Biri bana çarpınca öne doğru hamle eder, pencereden atarlarsa serbest düşme ile yere doğru inerim.

Ancak her şey bir yere kadar tabii. Newton da öyle. Mekanik yasalarına göre, masada belli bir hızda kendince ilerleyen bir bilardo topu olsa, onun gidişatına dair her şeyi bilebiliriz. Böyle iki top olsa, sonuç yine değişmez. Bunların da hayat hikayesini yazabiliriz. Buraya kadar her şey yolunda gibi görünür. Ama topların sayısını üçe çıkardığımızda işin rengi değişir. Bu üçünün davranışına dair bir şey söylemek mümkün değildir. Bunun denklemini çözemeyiz. İşte buyrun, Newton’un ‘zart’ dediği yer.

Demem şu ki, Newton’un sarsılmaz yasaları bile hareket halindeki üç topun ilişkisine dair bir tahminde bulunamazken, üç kişinin birlikte nasıl davranacağını nereden bilebiliriz?

Neymiş efendim? Aşk üçgenlerinden imtina ediniz, canım kardeşim. İki kişi zaten yeterince kalabalıktır. Ama üçüncü düpedüz fazladır. Kimin kime toslayacağını, olayların nasıl sonuçlanacağını asla kestiremezsiniz. Biri gelir size çarpar, siz gider ötekine çarparsınız, üstüne bir de yer çarpar. Çok fena olur çok.

Akıllıca sizin,

Hurşit Seçkin

Entelektüel Kadın

Biri var. Çok beğeniyorum. Mini mini elleri ayakları, gülünce küçük bir tavşanınki gibi kırışan burnu ve çimen yeşili gözleriyle bir içim su. Ama hiç susmuyor. Her konuda bir fikri var. Konuşan kadınları sevmem. Yapacak daha iyi işler varken, neden konuşmalı? Konuşmakla kalsa neyse. Bu bir de durmadan yazıyor. Posta kutumda şöyle mesajlar buluyorum:

Aşk birleşmekle ilgili bir şey değildir. Ayrı olmakla ilgilidir daha çok. Aşk bir ilişki olarak, ancak birbirinden ayrı iki birey söz konusu ise var olabilir. Ve acı verir elbette. Çünkü varlığın aşılmaz ikiliği üzerine kuruludur. İlk kez başımıza ne geldiğini anlar gibi oluyorum: aşk, sürekli elimizden kayıp gidenle kurduğumuz olanaksız ilişkidir.

Bunları okudukça afakanlar basıyor. Yere yatıp tepinecek gibi oluyorum. Bu nedir böyle? Makale mi aşk mektubu mu belli değil! Yok efendim aşk birleşmekle ilgili değilmiş, varlığın ikiliği aşılmazmış zart zurt. Rica ederim. Birleşmek mümkündür, bunu tartışmayalım. İnanmıyorsanız, tabiyata bakın. Milyonlarca kırmızı karınca, at sineği, ya da ne bileyim ornitorenk yanılıyor olabilir mi? Tembel hayvanlar bile bunu yapıyor.

Birleşemeyenlerse habire yazar durur. Halbuki hayat kitaplardan büyüktür. Aksaray dolmuşuna binin, Dostoyevski’nin size öğrettiğinden daha fazlasını öğrenirsiniz. Üç gün bir tamirhanede çalışın, Steinbeck yalan olur. Ve bir kadınla seviştikten sonra sessizce — bakın, ne diyorum: sessizce — yatmak, ikibin yıllık felsefe tarihinden daha fazla şey anlatır insana.

Dostum, siz siz olun, entelektüel kadınlara pabuç bırakmayın. Pabucu kapıp sokağa fırlayın. Korkmayın. Muhtaç olduğunuz kudret hemen kapının önündedir.

İçtenlikle sizin,

Hurşit Seçkin

Hayalgücü

Kafası karışık olan kadın (ki ben olmayanını görmedim) onu yaslayacak bir omuz arar. O omzun hangi bedene bağlı olduğunun önemi yoktur. Kadınlar bedensel değildir. Omuzsaldır onlar. Bu uzvun dışında kalanları hayalgücüyle doldururlar.

Kadınların hayalgücü kuvvetlidir. ‘Gözlerin çok güzel’ dersiniz, ‘Bana tapıyor’ diye düşünürler. Oysa siz sadece bir durum tespiti yapmışsınızdır. ‘Bu elbise yakışmış’ diyecek olun, kendilerini dünyanın en güzel kadını zannederler. Halbuki, bu durum yalnızca o elbise ve o gece için geçerlidir. Aksi de mümkündür tabii. ‘Bugün yalnız kalsam iyi olur’ demeye görün, ‘Artık beni sevmiyorsun’ diye sızlanmaya başlarlar. Ve böyle gider bu. Ad infinitum ad nauseam.

Görüyorsunuz dostum, aklın terkettiği yeri boş hayaller doldurur. Bunu kendilerine saklasalar belki idare edebilir insan. Ama kadınların hayalgücü patlamaya hazır bir Smith-Wesson gibidir. Her an üzerinize boşalabilir. Öyle ki, akıllıca oynasanız da kaybedersiniz.

Kadınlarla pokere oturuyorsanız şunu unutmayın: Smith-Wesson ‘kare as’tan her zaman daha iyidir.

Sadakatle sizin,

Hurşit Seçkin

Belirsizlik

Kesin konuşan insanları severim. Belirsizlikler hoşuma gitmez. Mesela Heisenberg diye bir adam var. Belirsizlik İlkesi diye bir şey icad etmiş. Düpedüz sinir bozucu. Belirsizliğin prensibi mi olur?

Bir de takipçileri var bu adamın. Ne yapacak şimdi bu Heisenbergciler? Biraraya gelmeleri bile olanaksız. Diyelim ki, ‘bir münasip zamanda, buluşalım Kordon’da’ dediler. Kordon’u bulabilirler mi? Bulsalar bilebilirler mi? Velhasılı kelam, talihsiz bir teori.

Hayatta prensiplerim vardır. Belirsizlik prensibi bunlardan biri değil.

Kesinlikle sizin,

Hurşit Seçkin

Aydınlanma

Aydınlanma için şöyle böyle diyorlar. Bilemiyorum. Şüphelerim var.

Öyle olsa adını ‘aydınlanma’ koyarlar mıydı mesela? Hiç sanmam. Söylerken bile neşe doluyor insan.

Ayrıca kim bunu diyenler? Bir avuç baldırı çıplak. Paris’te bütün gün tütün sarıp şarap içer, meczup gibi sokaklarda yaşar bunlar. Bir de çok lazımmış gibi kaşkol takarlar. Boynuna bir şey dolayan erkeklere hiç itimadım yok.

İşte buraya yazıyorum, on tanesini toplasak bir Kant etmez.

Unutmayınız dostum, hayatta üç şeyin Almanı makbuldur: 1) elektrikli traş makinesi, 2) fikir adamı. (Üçüncüsünü daha ferah bir vakitte konuşalım isterseniz.)

Her zaman sizin,

Hurşit Seçkin

5 sayfa«12345»Yukari Asagi