.

Yazarın arşivi

Polonyalıların görsel algıları bizimkinden epey farklı. Grafik tasarımı bizde de önemseniyor. Ne de olsa görüntü çağında yaşıyoruz. İyi bildiğimiz bazı filmlerin, Polonya sinemalarında hangi afişlerle sunulduğunu hep birlikte görelim…
[nggallery id=24]


1989’da Nihat Genç ve Hakan Albayrak’ın çıkardığı efsanevi Çete dergisi, tam 21 yıl sonra Güven Adıgüzel ve Yasin Kara tarafından tekrar çıkarılıyor.
Doğrusu ben dergiyi çok beğendim. Enerjik, bomba gibi. Daha önce Son İstasyon dergisiyle ilgi çeken Güven Adıgüzel ve Yasin Kara’yı tebrik ediyorum.
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum Adıgüzel “Ağbi bizim öyle büyük bir iddiamız yok, fakat Çete’de ortaya çıkan delikanlı tutumun, müdanasızlığın hatırlanması gerektiğini düşündük” diyor.
Merak edenler, cetedergisi@gmail.com’a mail atarak dergiyi talep edebilirler.
Derginin satıldığı kitabevleri şunlar:
İstanbul: Mephisto [Kadıköy], Mephisto [Beyoğlu], Ağaç [Fatih]. Ankara: Turhan. İzmir: Eflatun. Adana: Alfabe. Erzurum: Üniversite. Kayseri: Kıvılcım. Bursa: Ezgi. Denizli: Yaprak. Samsun: Endülüs
NOT: Çete elemanlarıyla yapılmış taze bir röportaja buradan ulaşabilirsiniz. 

1997 yapımı Karakter adlı filmi bilir misiniz? Orada insafsız baba rolündeki Jan Decleir, De Zaak Alzheimer’da [The Memory of a Killer] başrolü oynuyor. Angelo Ledda’yı yani. Ledda, bunamanın eşiğinden içeri ilk adımı atmış profesyonel bir kâtildir. Kendisine yeni bir iş verilir. “Biliyorsun aziz dostum, eskisi gibi değilim, biraz… değiştim?” dese de, “Saçmalama Angelo, bizim gibiler değişmez” cevabını alır. İhtiyar kurt, silahı beline takar ve şehre iner. Genç ve heyecanlı polislerle seviyeli bir rekabete girecektir. Kirli işlere bulaşmış emniyet ve siyaset dünyasından kimseler de Ledda’yı ortadan kaldırmaya kalkışacaktır. Gelgelelim, kâtilimiz televizyondaki cinayet haberlerini izlerken “Acaba öldüren ben miydim?” diye işkillenecek kadar sallantılı bir vaziyettedir… Jef Geeraerts’in romanından uyarlanmış, Erik Van Looy imzalı De Zaak Alzheimer, trajik polisiye türünde, seyre değer bir eser.

De Zaak Alzheimer
[The Memory of a Killer]
Yön.: Erik Van Looy
Roman: Jef Geeraerts
Sen.: Carl Joos, Erik Van Looy
Oyn.: Jan Declair, Koen De Bouw
Yapım: Belçika, 2003

“Başlangıçta Allah vardı ve onunla birlikte hiçbir şey yoktu. Bu, hâlâ böyledir ve hep böyle olacaktır.”
[İmam-ı Ali]

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

 

“Okuma alışkanlığı” yerine belki de “Okuma yeteneği / yetisi” demek gerek.


Lübnan asıllı İsveçli yönetmen Josef Fares’in yazıp yönettiği Kopps cidden komik bir eser.
Başrolde The Fakir, Kill Your Darlings [Sevdiklerini Gebert], 7 Millionaires [Yedi Kodaman] gibi filmlerden tanıdığımız Fares Fares var. Yönetmenin akrabası mıdır nedir?
İsveç’in uzak bir köyünde, insanlar tıpkı Gargamel’siz Şirinler gibi mışıl mışıl yaşamaktadırlar. Dert yok, tasa yok. Hayat tiramisu tadında ve kıvamındadır.
Derken, köye Eva Röse, filmdeki adıyla Jessica gelir. Jessica, köyde 10 yıldır hiç suç işlenmediği için, devletin buradaki karakolu kapatacağını beyan eder. Günlerini pasta yiyip şarkı söyleyerek geçiren Polisler önce şoka girer, ardından paniğe kapılır. Köyün derhal suçla tanışması, karakolun ve polislerin vazgeçilmez bir değer kazanması gerekmektedir. Evet, polisler köy halkını suça teşvik etmeye, suça önayak olmaya başlar; giderek bizzat suç işlemeye ve dahası ortalığı cehenneme çevirmeye vardırırlar işi…
Kopps, matrak, Kopps stilize, Kopps afallatıcı, Kopps sürprizli bir film. Kopps.

Kopps
Yön. – Sen.: Josef Fares
Oyn.: Fares Fares, Eva Röse ve diğerleri.
Yapım: İsveç, 2003


Jannik Johansen’in yönettiği ve adamım Anders Thomas Jensen’in yazdığı bir gerilim filmi Morke.
Başrolde, tabii ki Nikolaj Lie Kaas var. Bir de Nicolas Bro. Bro, 2004 yapımı bir politik gerilim olan Kongekabale’de [King’s Game] de gazeteci rolüyle boy göstermişti. İki filmde birbirine öyle uzak tipleri canlandırıyor ki, şaşmamak elde değil.
Jakob, roman yazan bir gazetecidir. Kızkardeşi Julie, başarısız bir intihar teşebbüsü sonucu felç geçirmiştir. Zavallı kızın güzel yüzü ve bedeni çarpılmıştır. Ne yapılabilir? Kader.
Derken, Julie’nin internet vasıtasıyla tanıştığı Anker [Nicolas Bro] zuhur eder. Masumane bir sükunet içinde bakınan dev bir tavuğa benzeyen,  Anker, Julie’yle evlenmek istemektedir. Evlenir de nitekim. Gelin görün ki Julie, düğün gecesi intihar eder. Jakob, tesadüfen fark ettiği çok küçük veriler ışığında, Julie’nin intihar etmediği, öldürüldüğü fikrine varır. Olaylar, Jakob’ın şüphelerini besler ve çoğaltır. Jakob suçluluk duyguları ve matemden ötürü saçmalamakta mıdır? Yoksa “hayırlı bir iş” kisvesi altında vahşi bir cinayet mi işlenmiştir?
Anders Thomas Jensen yine çarpıcı bir senaryo yazmış. Yönetmen Jannik Johansen de temiz iş çıkarmış.
Sıra dışı, etkileyici, insanı tatlı bir gerginliğe sevkeden, pırıltılı bir film Morke.

Morke [Murk]
Yön.: Jannik Johansen
Sen.: Anders Thomas Jensen
Oyn.: Nikolaj Lie Kaas, Nicolas Bro
Yapım: Danimarka, 2005

Ole Bornedal ve Anders Thomas Jensen gibi Alex de la Iglesia da dünya sinemasının yeni kuşak dehalarından. [Bizde bu üçlüye en yakın yönetmen Onur Ünlü’dür.]
Daha önce, 2004 yapımı Crimen Ferpecto adlı başyapıtından bahsetmiştim. Şimdi, 1965 doğumlu ustanın bir başka süper filmi Le Comunidad’da değineceğim.
2000 tarihli film, Türkiye’de Halkımız Avanta Peşinde adıyla gösterilmiş ve dar bir çevrede ilgi görmüştü.
La Comunidad bir komedi – gerilim filmi.
Julia [Carmen Maura] 50’sinde, emlak komisyoncusu bir ablamızdır. Kiracı adaylarına gösteridiği bir dairenin üst katındaki çöp evde, ihtiyar bir adam televizyon seyrederken ölür. Julia, sedyeyle götürülen cesedin cebinden düşen cüzdanı gizlice alır. Cüzdanda, kare bulmacaya benzeyen bir kağıt vardır. Akşam evinde Mister Muscle marka deterjan reklamını izlerken, kağıttaki karelerin aslında yer karolarını gösterdiğini fark eder. Meğerse eski bir loto talihlisi olan mevta, 300 milyon Pesetayı, yıllar boyunca karoların altında saklamıştır. Julia parayı bulur. Fakat 300 milyon Pesetayı apartmandan dışarıya çıkarmak kolay olmayacaktır…
La Comunidad, komşuluğun önemi, paranın gönül ilişkierine etkisi, aptallığın cinai görünümleri ve açgözlülüğün açığa çıkardığı kontrolsüz enerjiye dair müthiş bir film.
Bunca yıl binlerce flim izledim. Artık bir filmin 15. dakikasında, olayların nasıl gelişeceğini çok kolay kestirebiliyorum. Fakat yukarıda adını saydığım yönetmenlerin ve bu arada Alex de la Iglesia’nın filmleri söz konusu olduğunda, tahmin yürütmekten ziyade merak ve heyecanla olup biteni izliyorum.
Gülmek, şaşırmak, yay gibi gerilmek ve ibret almak için, La Comunidad’ı seçin.

La Comunidad
Yön. – Sen.: Alex de la Iglesia [Senaryoda Jorge Guerricaechevarría imzası da var.]
Oyn.: Carmen Maura, Eduardo Antuna, Maria Asquerino
Yapım: İspanya, 2000


BiFırt
; Mehmet Aktuna ve Berkay Güngör’ün müzik grubunun adı.
Ülkü Tamer’i, Onur Ünlü’nün Güneşin Oğlu filmi vesilesiyle fark etmişler. Filmde Alper Canan’ın [Haluk Bilginer] okuduğu Konuşma adlı şiiri bestelemişler. Şarkının arasına, yine Ülkü Tamer’in Utanç adlı şiirinin ilk bölümünü almışlar.
Şarkıyı bizimle paylaştıkları için BiFırt‘a teşekkür ediyoruz.
[BiFırt‘ın çalışmalarına www.myspace.com/bifirt3406 adresinden ulaşabilirsiniz.]

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.