.

Yazarın arşivi


Osaka yöresinden efkarlı bir türkü… Bağrı yanık halk ozanı “Sen gülerken saçların ağarmaya devam eder” diye sesleniyor. Saçında bir tel olsun ak bulunanlar için gelsin… Keller mi? Onlara da elbette. Kaan Çaydamlı’nın da dediği gibi “Bütün keller kardeştir, gerisi hep kalleştir.” Yoksa bunu diyen Michael Keller miydi?..

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.


Emrah Serbes genç yaşında harika iki polisiye roman yazdı: Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat. Türk Edebiyatına güçlü birer katkı niteliği taşıyan bu romanlar, aynı zamanda bize özgü ve çarpıcı polisiye örnekleriydi. Her iki kitabın başkarakteri Behzat Ç., romanlardan fırlayıp ekranları hakimiyeti altına aldı. Şimdi de beyaz perdede. Behzat Ç. –Seni Kalbime Gömdüm, malum, Son Hafriyat’tan uyarlandı. Senaryoda Emrah Serbes’in yanı sıra yönetmen Serdar Akar’ın imzası var.
Dokunaklı, gerilimli, düşündürücü ve ziyadesiyle komik olan film, çok büyük bir hikaye anlatıyor. Gerçek olaylara yaslanmadığı halde, perdeden gerçekleri süzüyor. Devletin topluma ve bireye bakışını sorguluyor. Behzat Ç.’nin şahsında, birey olma çabasının maddi ve manevi bedellerini serilmiyor.
Behzat Ç.’nin cazibesi sadece fiyakasından değil, aynı zamanda hakikiliğinden kaynaklanıyor. Behzat Ç., işleri rast giden budala Johnny English’e hiç benzemediği gibi, James Bond’u da andırmıyor. O geleneklere uygun şekilde hırpalanmış, eksiği fazlasıyla bu toprakta hayat bulmuş bir karakter. Zekasını, kalbini, ruhunu, dilini ve elini bir türlü birbiriyle mükemmelen uyumlu, ahenkli, akortlu bir şekilde işletemiyor. Tam da bu nedenle Behzat’ı çok iyi anlıyoruz. Onu canımız gibi seviyoruz.
Emrah Serbes’in öz evladı [e, öyle] Behzat Ç., sinemalara gelmiş hanımlar beyler. Gitmemek olmaz.
Bu vesileyle edebiyatımızın son dönem en pırıltılı, en güçlü yazarlarından olan, can dostumuz Emrah’ı bir kez daha yürekten kutluyoruz. Bravo Emrah! Ellerin dert görmesin. Bin yaşa!

Behzat Ç. -Seni Kalbime Gömdüm
Yön.: Serdar Akar
Sen.: Emrah Serbes, Serdar Akar
Oyn.: Erdal Beşikçioğlu, Fatih Artman, Cansu Dere
Yapım yılı: 2011


Felaketler bize önceliklerimizi hatırlatır. Seneca sanırım, böyle diyordu.
Van’daki depremin canlandırıcı, harekete geçirici bir etki uyandırdığı kesin.
Gündemde merhamet var. Kardeşlik, cömertlik, paylaşma, kurtarma, yaşatma var.
Dünyanın geçiciliğini gördük. Bir anda patlayıcı bir yetimlik tablosu, kalbe hançer gibi saplanan evlat acılarıyla şoklandık.
Feryatlardan gökler taş kesildi.
Kara toprak daha da karardı.
Kuzey Anadolu fayı, Doğu Anadolu fayı… ayaklarımızın altında birer sırat köprüsü.
Depremi, dünyanın huylarından biri sayabiliriz. Ölümlülüğün, faniliğin bir şubesi.
Alışveriş merkezlerinde, eğlence yerlerinde, ekran karşısında, gündelik koşuşturma sırasında unuttuğumuz hakikati sarsılarak hatırladık.
Vicdanımız alarma geçti. Cömertlik şelalesi yeniden çağıldadı. Besmeleler çekildi, kardeşlik yüklü kamyonların kontağı açıldı, dualar edildi, istikamet Van.
Van’daki babalarla, annelerle, çocuklarla, gençlerle hepimiz bir saniyede empati kurduk. Ruhlarımızı değiş tokuş ettik sanki.
İnsanlık, vatandaşlık, akrabalık, kardeşlik ortak paydaları işleme kondu.
Van’ın haritadaki yeri, kalbimizdeki yeri belirginleşti.
Felaket, berekete yol açtı.
Acıyı, 75 milyon insan paylaşıverdi.
Manevi enerjimiz, gücümüz açığa çıktı.
Yas böyle tutulur. Çığlıklar böyle yankılanır. Acı böyle omuzlanır…
Ölenlere rahmet, yakınlarına sabır; yaralılara şifa, evi yıkılanlara tahammül ve kolaylıklar diliyorum.
***
Acaba, felaketleri beklemeden önceliklerimizi bilebilsek, nasıl olur?
Van’a, Artvin’e, Erzurum’a, Afyon, Yozgat, Mersin, Kütahya, Rize, Ağrı, Sivas, Muş’a… hep cömertçe, kardeşçe, sevgiyle koşsak…
Üç günlük dünyada yoksullarla, mahrumlarla, komşularımızla, tüm halkımızla sağlam gönül bağları kursak…
Evimize Anadolu’dan Tanrı misafirlerini her daim davet etsek…
Afetin, kalbimize tonlarca ağırlıkta gizli bir suçluluk duygusu yüklemesini de engellemiş oluruz hem. Riyasız bir yas tutma imkanına kavuşuruz. Cömertliğimiz ölümle mukayyet olmaktan kurtulur, hakiki bir nitelik kazanır.
Felaket bize önceliklerimizi hatırlatıyor, evet. Ortalık yatıştığında hemen unutmasak o öncelikleri, ne iyi olur.

Behiç Pek -Leman


İktidar bize, gerektiğinde delebileceği zırhlar dağıtıyor…
[Nunchaku, Cuma 22 sularında, Bi’ Nevi Radyo‘da.]

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.


Kaybedenler Kulübü’nün radyosu Bi’ Nevi Radyo‘da, 14 Ekim Cuma gecesi yeni bir program başlıyor: Nunchaku.
Afili Filintalar üyelerinin her Cuma 22’de bir bir belireceği programı http://www.bineviradyo.com/ adresinden dinleyebilirsiniz.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.


Büyük büyük büyük dedem hep “Gal fırtınası [aman vermez] yerden keser ayağı / İrlanda poyrazı [alimallah] uçurur adamı” derdi… Afili Filintalar Radyosu, yayınına Gaelic Storm‘un bir eseriyle devam ediyor: Scalliwag

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.


Adamım Alex de la Iglesia afallatıcı güzellikte bir film daha çekmiş: Balada Triste de Trompeta [The Last Circus].
Yetim palyaço Javier, akrobat Natalia’ya âşıktır. Ne yazık ki Natalia, alkolik bir psikopat olduğu halde çocukları en çok güldüren palyaço Sergio’nun sevgilisidir. Sergio, sudan bahanelerle kan döker. Natalia’yı evire çevire döver. Javier ile Sergio cinai bir rekabete, çılgınca bir mücadeleye girişir. İki palyaço gitgide daha fevri, daha hırçın, daha vahşi tiplere dönüşecektir. Javier aptalı ile Sergio manyağı arasında kalan Natalia sersemi acaba hangi palyaçoyu seçecektir?
Balada Triste de Trompeta [Tpormetle Çalınan Hazin Şarkı] gürül gürül akan, şiirsel icatlarla bezeli, hayrete düşürürken kahkahaya gark eden, dokunaklı ve umulmadık anlarda insanı şoka sokan bir film.
Yanarak uçan motosikletlerin, çocuklarla oynayan aslanların, fil jokeyi palyaçoların dünyası ile doldurulmuş hayvan koleksiyonu yapan diktatörlerin, akrabalarını kurşuna dizen askerlerin ve bombalanan makam otomobillerinin dünyası birbirine epey benzemektedir. Palyaçolar da generaller de seyirciler karşısında gergindirler.
Javier, hislerinin derinliğini; köşeleri savaş, aşk ve aptallıktan oluşan şeytan üçgeninde zırdeli bir hayduda dönüşerek açığa vuracaktır. İşin içinde dev heykellere tırmanmak, toplu mezardaki milyonlarca kemik arasından babasının iskeletini ayıklamak, kış boyu bir mağarada çiğ et yemek, masum sivillere silah çekmek, dondurma kamyonuyla dehşet saçmak, tazı sürüsüne katılmak ve filmlere sızan hayaletlerden talimat almak da vardır.
Balada Triste de Trompeta [The Last Circus]
Yön.-Sen: Alex de la Iglesia
Oyn.: Carlos Areces, Antonio de la Torre, Carolina Bang
Yapım: İspanya, 2010


Sahaf gezmeyenlere, eski kitapların kokusunu içine çekmeyenlere… kitapsever demek zordur. Kitap sevgisi, okumaktan başka, kitabın mazisiyle, mazinin kitaplarıyla haşır neşir olmayı da gerektirir. Yayınevlerinin, yazarların, dilin, kapak düzenlerinin, çevirmenlerin, baskı tekniklerinin… izini geriye doğru sürmeyi, bir kitap bilgisi ve kültürüne yönelmeyi…
Beyoğlu Sahaf Festivali başlıyor. 6 ila 18 Eylül günleri arasında, Tarlabaşı’ndaki TRT binasının önündeki alanda kitapseverler sahaflarla, kitaplarla buluşacak.
Gidelim, gidilsin. Zira zihnimizi, gönlümüzü, ruhumuzu besleyecek gıda kitaplarda mevcuttur.


Cirrus‘un Tunus asıllı solisti Nawel ben Kraiem, “Lâ ilahe illallah” diyor. Kimseye sormadan, kimseden izin istemeden, kimseyi umursamadan. Tam da olması gerektiği gibi.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.