.

Yazarın arşivi

Aralık ayında, Nelson Mandela’nın defin törenini ve öncesindeki anma programlarını izlemek için Güney Afrika’daydık. Anadolu Ajansı’nın usta foto muhabiri Erhan Sevenler ve cevval kameramanı Kenan Yeşilyurt’la birlikte.

Üzerinden 4 ay geçmiş. Dönüp de çektiğim fotoğraflara bakmaya ancak zaman buldum.

Gördüm ki vazifeye gömülmüşüz. Hep bir yere yetişme telaşı içinde kafamızı kaldırıp ülkenin diğer yüzlerine bakmamışız.
Yine de, paylaşacak birkaç parça var elimde. Yazının devamını okuyun. »

İzlemek, bugünlerde bütün gündemi kaplayan istihbarat savaşlarıyla ilgili kavrayışımızı güçlendirebilir: ”J. Edgar”, gayet başarılı bir Clint Eastwood filmi.

FBI’ı kurmuş, başkanlığını da 1972’de ölene kadar kimseye kaptırmamış değişik, rahatsız ve rahatsız edici bir tip J. Edgar Hoover.  Amerika’da fişlemediği kimse kalmamış gibi. 37 yıllık dokunulmazlığını bu cüretle kazanmış.

FBI’ya hiç sempati duymadım. Bundan böyle de bana sadece J. Edgar’ı hatırlatacak.

Bence izlenir.

Filmde sözü edilmiyor ama internetteki ”güvenilir kaynaklar”, “tarihteki en büyük porno koleksiyonu”nun onda olduğunu söylüyor.  Bana ilginç geldi.

Margaret Thatcher’ın hayırhah biri olmadığını biliyordum.  Tarihin değil, gazetelerin konusu olduğu yılları da hatırlayacak yaştayım.  Demir Leydi filmine, o ”demir”in arkasında bir insan bulur muyun diye iyimser bir merakla yaklaştım. Maalesef. Böyle bir insan bu filmde de yok. Eğer bir ateş olsaydı, bu filmde bir parça olsun duman tütmez miydi?  Film, Thatcher hakkında bildiğim ve hissettiğim herşeyi sadece tasdik ediyor.  Thatcher gerçekten de insanda övülebilecek ve övünülebilecek bütün hasletlerin karşı kutbu olarak uydurulmuş bir karakter gibi.  Hakiki olmamasını diliyorsunuz ama belli ki hakiki. İbret için bakılabilir:

The Iron Lady (2011)

Yöneten: Phyllida Lloyd

Yazan: Abi Morgan

Oynayanlar: Merly Strip, Jim Broadbent, Richard E. Grant

Film ayrıca,  Türkiye’nin de ağır şekilde maruz kaldığı ve kalmaya devam ettiği yeni liberalismle ilgili unutmuş olabileceğimiz anları da hızlı bir biçimde hatırlatıyor.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Bir süredir evdeyim. Günde birkaç tane Türk filmi izliyorum. Entelinden arabeskine, aksiyonundan melodramına kadar, hiç ayrım yapmadan, karşıma ne çıkarsa takılıyorum. Hayretle farketiğim birşey var. Mantığı, tutarlılığı, inceliği olmayan filmlerde bile bir sahne geliyor, beni yakalıyor. Ama bu işi beceren ne herhangi bir sinema değeri, ne de edebi kalite. O sahne, bir insanlık değerini canlandırıyor. Sözünde duran, fedakarlıkta bulunan, başka birinin hakkını savunan, başka birinin derdine ortak olan, yardımına koşan bir adam, bir kadın var. Zeka, akıl, “mühendislik” yok;duygu var. Evet, duygu sömürüsü de var. Ama hiç değilse o sömürü anında, bütün kaba sabalığıyla o sahnede, gündelik hayatımızda mantıklı ve makûle kurban ettiğimiz ruh hallerine dönmemiz sanırım iyi bir şey. E tabii bu dönüşü, bu tür sahnelerin en incelikli şekilde karşımıza çıktığı dev edebiyat eserlerinde yaşamak ideal durum.

Bu arada, bir Ferdi Tayfur filminde duygu sömürüsünün suyunun çıkarılışını dehşetle izedim. Baba, Ferdi’ye aşık kızının mutluluğu için büyük bir fedakarlık yapıyor: İntihar ediyor. Böylece, kızı dünyada bir başına kalıyor, ama çok kısa bir süre için, çünkü Ferdi bu durumdaki kızı terk edecek adam değil. Ebediyyen birleşiyorlar.

Facebook 400 milyon kullanıcıya ulaşmış. TV’den öğrendim. Aifilifilintalar.com internet sitesine yazıyorum.

Dünyadaki her 15 kişiden birinin Facebook hesabı var kaba bir hesapla. Evet, istihbarat için iyi bir kaynak. İnsanlar Facebook’ta sadece ad soyadlarıya değil, ilişkileriyle, ilişkilerine dair mahrem detaylarlala da kayıtlı.

Bizim stargazete.com’da son 6 ayın en çok tıklanan haberi de Facebook’la ilgili “kritik” bir meseleyi ele alıyor: Ölenlerin Facebbok hesabı ne olacak? Son baktığımda tıklanma sayısı 100 bine dayanmıştı.

Facebook ölenlerin kişisel bilgilerini kaldıracakmış ama duvarlarına yazı bırakılabilecekmiş. Merhumun sayfası ‘anısına’ sayfası olarak devam edecekmiş.

Benim de bir basit önerim var. Facebook’a bir mezarlık subdomaini (graveyard.facebook.com gibi) açılsın. Mezar, mezar taşı, cenaze merasimi, çiçek çelenk, taziye mesajı uygulamaları geliştirilsin.

Facebook gibi bir de “deathbook” olabilir yazacaktım ki google’a bir sorayım dedim, iyi ki de öyle yapmışım. Deathbook fikri çoktan ele alınmış. Deathbook.com şimdilik park edilmiş, .net ise uyanık bir Türkün blog sitesi şu an. Fakat ölümden sonrası için profesyonel hizmetler de başlamış internette. lastmessagesclub.co.uk sitesi, online vasiyetname işlevini üstlenmiş. Vasiyetinizle diledidiğiniz kişiye Facebook şifrenizi, gmail hesabınızı veya banka internet şubesi giriş bilgierinizi intikal ettirebiliyorsunuz. Site ayrıca insanların öldükten sonra da bazı rutinleri izlemelerine imkan veriyor. Mesela, ölseniz de, karınıza evlilk yıldönümünüzü unutmadığınızı ona “öbür dünyadan” çiçek veya mail göndererek ispatlama şansınız var.

Bütün bunlardan insanlık için derin bir anlam içeren herhangi bir sonuca varamayacağım. Hayat bu, dünya böyle.

Sinema kültürüm yok. Cereyanlar, yönetmenler, yaklaşımlar, oyuncular, ödüller vs. konusunda herhangi bir sınavı geçemem, bulmacasını bile çözemem. Örneğin, fotoğrafından tanıyabileceğim tek yönetmen Onur Ünlü olur. Ha bir de Alfred Hitchcock. Bu verileri göz önünde tutun, şimdi size son bir haftada izlediğim filmlerle ilgili kanaatlerimi aktaracağım.

Up in the air: Zevkle seyrettim. Sonu beni şaşırttı.

All about Steve: Zevkle ve merakla izledim. Coşkusunu da, hüznünü de dozunda buldum. İnternette, özellikle imdb’de uğradığı hücuma anlam veremedim.

Universal soldier next generation: Tam bir vakit kaybı ama son 10 dakikasına kadar seyrettim. Düşünüyorum da jean claude van dam’ın bugüne dek rol aldığı film galiba Sınav.

Whiteout: Antartika’da karın buzun fırtınanın ortasında bir ABD üssünde geçen basit polisiye. Çekirdek çıtlayıp izleyebilirsiniz. Çekirdeğiniz yoksa, boş geçin.

Case 39: Testere 1’den bu yana izlediğim ilk korku filmi. Genelde uzak duruyorum. Filmin başında şaşırdım. Sonrasında pek numara yok. Can sıkıntısı çeken, efor gerektiren meşgalelere giremeyecek kadar yorgun arkadaşlar izleyebilirler.

Armored: İzlenebilir. Filmlerde genellikle soyguncuların sıktığı ilk kurşunla ölmelerine alışık olduğumuz para arabası güvenlik görevlilerine baş rolleri veren bir eser. Bunların bir bölüğü kendi kendilerini soymaya karar verirse ne olur? Eğlencelik bir film olur.

Road: Bunaltıcı. Bitiremedim. Halbuki muhtemelen iddialı da bir filmdir.

Duelist: Saplantı halini alıp yıllarca süren bir düello hikayesi. “Bu iş bakalım nereye varacak” diye seyrettim. Napolyon Avrupasının tarihi dekoru da hoşuma gittiği için zararda saymıyorum kendimi. Hikaye Joseph Conrad’ınmış.

Führer ex: Doğu Almanya’da geçen bir arkadaşlık öyküsü. Başlarken bitirebileceğimden ümitli değildim. Fakat baştan sona izlettirdi kendisini. Hiç fena değil.

Vidoemo’dan son bir video paylaşayım: Bertrand Russel’ın ölümü CBS haber bülteninde. İçinde, uydu aracılığıyla Russel’ın evinden görüntüler bile var. Spiker Russell’dan yüzyılın en konuşkan ve hakkında en çok konuşulan dehası diye söz ediyor.  Modern anlamda sokak gösterilerinin mucidinin Russell olduğunu bu haberden öğrenmiş bulunuyorum.

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.

Bu videoyu buraya tıklayarak sitesinden de izleyebilirsiniz.

Muhtemelen herkes çoktan görmüştür bu videoyu. Olsun, burada da kayda geçsin.  Kaynak sitede başka ünlü entelektüellere  ait videolar da var.

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.

Ayrıca buradan da izleyebilirsiniz.

Yukari Asagi