.

Yazarın arşivi

32. kıpırdama yazıyorum

bir piyanonun önündesin o piyanodan daha güzelsin. sonra zorla götürmüşlerdi fidan dikiyoruz. okul aile birliği hatıra ormanı. tek ağaç boy vermedi orada. zıvanadan çıkmış bu iki kurumun birlikteliğine de ancak böyle bir hatıra yakışırdı. sonra veda balosunda çenemi omzuna yaslamışım. bu veda balolarında tuhaf şeyler oluyor. herkesi birbirine bağlayıp her şeyi kördüğüm etmek isteyen doğaüstü güçlere geliyor sanki sahne sırası. sonra güneş vuran balkonda kahvaltı sofrası. bir elinde kızarmış ekmek diğerinde küçük çaya yirmi şeker atma arzusu. sonra aynı arzuyla iskelenin ucunda kollarını iki yana açmışsın. sütliman denizde tsunamiye hazırsın. sonra yeni yıla girerken yanaklarımızı birbirine yaslamışız. lunaparkta annesini kaybetmiş siyam ikizleri gibi. bir kahkahaya yapışmış iki deli. gözler bile kırmızı çıkmış. sonra ortak bir arkadaşın düğününde orkestranın tam önünde dans ederken sarılmışız. arka planda sıkıntıdan koşan bir çocuk var. işte o çocuk birazdan gelip bize çarpacak. sonra dostlarla bir masada herkes kadeh kaldırmış biz öyle bakışıyoruz. herhalde bu pozu da sonradan bakıp içeriz diye verdik. sonra yoldan geçen mısırcıya rica etmiştik o çekmişti. gün batıyordu neden diye sormuştun. ellerini tuttuysam uçuruma düşmemek içindi. güneşte ıslık çalan çocuklar içindi. aslında tek kişi sayılmaz mı karanlıkta iki kişi. kaybolan olursa elma diye bağırsın. ne çok şey konuşmuştuk orada ama yine sessiz çıkmışız. sonra albümü kapatıyorum zihnimde bambaşka bir fotoğraf. sanki hepsinin karıştığı bir an. onu da yazabilirdim ah böyle kıpırdayıp durmasan.

25. jargonmonoksit

Bazen kiminle konuşsam bilmediğim bir konunun uzmanıyla konuşuyormuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Fıkrayı anlamadığı halde gülmeye çalışan biri gibi, otuz yıldır yaşadığı dünyaya sanki dün gelmiş gibi. Böyle anlarda nefes almakta güçlük çekiyorum.

26. spartakist yaklaşım

BBC belgeselinde seyretmiştim. Spartaküs son savaştan önce ordusunu topluyor, “Bugüne kadar sahiplerimiz için yaşadık, yarın kendimiz için öleceğiz,” diyor. Bugün yaşasaydı şöyle derdi sanırım, “Bugüne kadar hep başkalarının yaptığı yanlışları yaptık, şimdi biraz da başkalarının yaptığı doğruları yapalım.”

27. kundakladığınız yerlere biraz dikkat edin

İskenderiye Kütüphanesi yakılmasaydı bugün üniversite eğitimi on yıl olurdu.

28. biyoloji hocasına elektronik posta girişimi

Omurgasız canlıların bile bir kalbi var hocam, siz daha iyi bilirsiniz. Yumuşakçaların kalbi sırtlarındadır örneğin. Kafadanbacaklıların solungaç biçiminde kalpleri vardır. Bir tek derisidikenlilerde kalp yoktur. Sizi her zaman sevecek olan, homo sapiens 115 Nurettin.

29. ühü ühü ühü

Fiziksel acıları (sobayı elleme merakı gibi) bir yana bırakırsak çocuklukta çektiğimiz acıların iki kaynağı var. İlki, başkası olma isteği. İkincisi, gerçekten başka biri olduğunu hissetmeye başladığın anlar. Önce bu kırılma eşiğini geçiyorsun. Sonra birkaç level daha atlıyorsun sanırım. Artık acıları maddi ve manevi olarak ikiye ayırmak yerine şiddet derecesine göre tasnif etmeye başlıyorsun. Örneğin ben bu son cümleyi omzum çıktıktan sonra tek elle yazdım.

30. acele tepki servisi

Sen gülünce ben de hemen gülüyorum. Sen ağlayınca ben de hemen bir sigara yakıyorum. Sen pazara çıkınca ben de en azından balkona çıkıyorum. Sen bir şey sorunca biraz düşünüp cevap veriyorum ama çoğu zaman yine yanlış oluyor, kimi zamansa susarak boş bırakıyorum o soruyu. Sen tartışmak isteyince bildiğim her şeyi unutuyorum. Sen unuttun mu deyince zaten bildiğim bir şeyi tekrar hatırlıyorum. Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki. Aslında ben hâlâ bu şakaya nasıl karşılık vermem gerektiğini arıyorum.

31. doğum günümde salinger öldü

Pastayı kestik ama fotoğraf çektirmedik.

20. zamanın memleketi

İnsan bir yerde doğdu mu oralı olmuyor, o zamanlı oluyor daha çok. Memleketi o zaman oluyor. Doğduğumuz büyüdüğümüz şehirdeki bütün değişimleri hüzünle kaydetmemizin nedeni bu. Hüzünlenmek için illa somut bir yıkıma da gerek yok. “Eskiden bu okulun kapısı paslıydı ne güzel,” diye üzüldüğüm de oldu. Konu doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. Renkler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır var. Sonsuza kadar yitirilmiş anlar var. İnsan zamanını durdurmak istediği yere aittir.

21. sherwood’dan dönen şuursuz

Şuursuzu Sherwood Ormanı’na göndermişler Robin Hood’un elini kesmiş gelmiş.

22. sen kendine ne yaptın böyle

Raskolnikov kendine fısıldıyor, “Tanrı yoksa her şey mubahtır. Hiçbir şeyden sorumlu değilim. Ama her şeyden sorumluyum da bu durumda. Şu tefeci koca karıyı ortadan kaldırsam, paraları cebe atsam. Tanrı yoksa kim ne diyebilir? Kendi dünyamı kurmak zorundayım.” Balta iniyor. Tefeci kadınla özdeşim kurduğumuz tek satır yok. Bir de arada gümbürtüye giden masum Lizaveta var. Hadi tefeci kadını kötü kalpli diye unuttuk. En ücra karakterlerine bile ruhsal derinlik katan Dostoyevski, Lizaveta’yı niye derinleştirmiyor? Bu iyi kalpli kıza niye replikli figüran gibi davranıyor? Raskolnikov, Sonya’ya suçunu itiraf ettiğinde anlıyoruz niye öyle yaptığını. Çünkü Sonya cinayet itirafını duyunca, “Sen o insanlara ne yaptın böyle?” demiyor. “Sen kendine ne yaptın böyle?” diyor. Raskolnikov ne yaptıysa kendine yapmıştır. Kurduğu dünyanın azabını çekmektedir. Bu vurguyu arttırmak için Lizaveta’nın acısı görünmez romanda. Lizaveta’nın ölümü hukukun konusudur, Dostoyevski ise bize daha yüksek bir hukuktan bahseder. Suçun cezasından kaçabilirsin ama vicdanın azabından kaçamazsın diyen bir hukuktan.

23. ne freud ne lacan

Hayatımızın ilk yıllarını unutmamızın asıl nedeni o yılların utanç verici olmasından.

24. bir körü yumruklamak

Gören bir adamı herkes yumruklayabilir. Esas cesaret bir körü yumruklayabilmekte. Bir kör yumruk yediğinde bunu karanlığın içinden gelen bir mesaj olarak algılar çünkü, kader gibi, gerçek hayatın gerçek sillesi gibi. Kimin için yazıyoruz? Şuuru körleşmişler için. Şuurlardaki kör bölgeler için.

19. haysiyet sınavı

-Hocam sınav nereden nereye kadar?

-1915’ten Hrant’ın vurulduğu yere kadar.

[singlepic id=11 w=320 h=240 float=center]

18. sen gittin ve herkes ölmeye başladı

önce saniye teyze öldü sonra dedem sonra babaannem sonra yengem sonra eniştem. sonra eniştemin ölüm haberini bana veren bakkalı bıçakladılar eniştemin yedisinin okunduğu akşam. sonra sedat amca öldü sonra babam sonra öbür dedem bir de büyük deprem. otuzuma basmadan otuz tabut kaldırdım musalladan. babamdan öncekileri babamla beraber kaldırdık. ama ilk ölen hep babammış gibi geldi bana yıllarca. sanki oydu bu ahret furyasını başlatan. öyle değilmiş yeni anladım. Yazının devamını okuyun. »

1. narkoz edebiyatı

İki türlü edebiyat var, bir narkoz edebiyatı bir de adamı yakadan tutup silkeleyen edebiyat. İkincisinin tanımı yok, kanıtları var. Narkoz edebiyatınınsa belli başlı temaları var, misal, mühim olan insanın içine yaptığı yolculuktur, herkes kendi yolunu kendi bulur. 500 lira asgari ücretle çalışıyorsan kendi yolunu nah bulursun! Güzel bir aşk yaşayın, aşk sizi kurtarır. Bu düsturla yola çıkıp dayak yemiş çok adam tanıyorum. Yazının devamını okuyun. »

4 sayfa«1234Yukari Asagi