.

Yazarın arşivi

Gümüş broş erguvani ruj
Göğün dibinde berduş insan
Kırık tabure gamalı haç
Seni dikizleyen rabb
Sesini kısarak
Sarkarak eğik yapraklar arasından
Nesi var nesi yok fısıldayan
Arşa lars diye çömelerek
Ortalığı karıştıran kerli ferli melek

Kanlı gece kırık toka
Ahı tutmuş kılıbık kavim
Kasılmış yüz mıncıklanmış fidan
Ha yaratılmak ha yara almak
İşte insan türüne has
İnlemek şiirlemek ırlamak
Her şeyin hacmince taşıdığı uğultu
Cirmince sancıdığı acı

Emilmiş dudak yoksanmış tarih
Kürek kemikleri toprağa nazır cin
Höykürmüş dev paralanmış toynak
Bize çıplak yerlerini uluorta
Gösterdi için çıktık için baştan
Bizi kuştüyü karanlık bir yastıkla
Boğdunuz da ne oldu odunlukta

Kart avrat yamuk üçgen
Lal ü ebkem heykel
Tirişkadan balo vanilyasız kek
Ahali ben değil miydim o
atarım kendimi dediğim her yerden atan
tadı henüz tecrübeyle sabit olmayan yemiş
damakta perimsirek bir titreme bırakan

kında kılıç santurda tel
evde peder sokakta işporta
doçlantta kultur çinde ipek
hutbede pot borsada ıskarta
enel hak diyor ordan entel hırt
devlet ebet müddet için
demokrasiye temennadan usandık

Eşitlik taslar bir de bana kibr
ile cevr ile hile ile eyler beni tav
Afsûnkâr kalçası kütürlü bir sihr
Sen sen ol ey busesi aşka sav

Ketenden inceden bir göynekle sine gümüş
Bilincinde uğruna çekilen onca aha linç
Dindarı küllen mürted eyler devrimciyi liboş
On yılda bir sınıf atlar demir ağlarla dinç

Ezilmek altında o kahreden uzak saçlarının
Mezarlıktan geçerken teni toprakla bulaşık
Sunturlu bir bakışla kimbilir kurrasıdır kaçının
Bulaşıka uymaz uyak yazık oldu aşık

Ah alıp rahatlar parmak uçlarında haz
Saçları meçliyken fondatenliyken yanak
Sardunyalar dibinde suyla kurarak temas
Gece öyle demiyordun dün diyorum gece

Atlar gibi süslenip bir çırpıda ofis
Bir çırpıda aşk sonra Emailleri çek
O tadı damakta kalan aşüfteyle nefis
Bir yemiş paylaştık lan sabahlara dek

Bizi bizden eyleyen kıvrımlarına şahidiz
Uluorta o minyon vücudun hem kıvrımlı
İki salkım taşırsın bahçıvandan gizlice
Vur pençe-i alideki şemşir aşkına

Terin hatırlatırdı fena yorulduğumuzu
Fena olurduk görsek seni zaten hep yoksun
Eski matbaalar gibi ağır işleyen öpüşler
Hatimler indirirdik cumhuriyet bayramlarinda

Göte küsmüş bir ceket hadi hayırlısı
O bakış darbesiyle bizler süklüm püklümdük
62’den tavşan yapmayı öğretirdim sana
Terasıma bir gelsen beşiktaş’a nazırdır

Ambulans üsküdar ambivelans serotonin
Bunlar anahtar sözcükler unutmadan hijyen
Temizlik imandandır bre ecnebi sikmiş düşes
Aile var bilader ayıptır fena düştü seviyen

Adam olmaya diyorum bir standart
Kahpe kasığına pusup mertlikten dem
Vurmak kent ahalisi için gaaliba önşart
Gaaliba yine seviye düştü bayanlar önden

Kadınlar ne ince ne saf ne leyli artık
Bir yalnız çiftleşmek arzusu uyandırmakta
Bu yana ta 1839’dan o kadar tantananayla
İşte hürlük işte müsavat neydi lan diğeri

ÜSTELİK DENİZE NAZıRıM DA
BOĞAZ MANZARALıYıM SEVGİLİM
BİR DE TUTUP UZAKLARA BİR BAKMAM YOK MU
NASıL YAKıŞ YAKıŞ GÖZLERİMDEN BAKAN ŞEY
ONU SEN SABAH SULARıNDA
HENÜZ DAHA BOĞUP BOĞMAMAKTA İKİRCİK
BİR ELİ YOK YERE GÖĞE DOĞRU İRONİK
ÇOK SOKAKLıYıMDıR DA ÜSTELİK
ÜSTELİK DANSA KİMİ KALDıRDıYSA
BİN PİŞMAN BU EFSUNKAR VE HÜZNAVER MÜZİK
BU BENİ SEVGİLİM BİR BÖYLE Bİ KARAR Ü NAŞAD
BÖYLE ÇOK ÇOCUKLU BİR ANNE
ÇOK PEYGAMBERLİ BİR DİN

SABAH KATLE GİDERKEN BİR KATİLİN AĞZıNA
DADANMıŞ BİR ŞARKıDıR SESİNDEKİ SEVGİLİM
SENİ BEN KOTARıRKEN AY YAYıLAN YÜZÜNDEN
ÜSTELİK DENİZE NAZıRıM DA YıKANıRSıN BİR GÜZEL
ELLERİNİ YıKARSıN SÜTE ÇALAR ÖLÜMÜN
BİR PERİYİ GÖZÜNDEN TANıRSıN ÜSTÜNDE UÇUŞURKEN
UZAKLARA BAKARıZ ÇATLAR DÜNYA HıRSıNDAN
BİZE GEÇİRDİĞİ DİŞLE ZATEN HıRSıNı ALMıŞ
ZATEN BİZ ÇOKTAN ÖLDÜK BENİM RUHUM ŞAD OLSUN
TOPRAĞıMıZ NEMLİYKEN ELVERSİN İÇİN GÜL DİK
BİZİ O RUYAYA YOR DA İÇİMİZ BİR HOŞ OLSUN
DANSA KİMİ KALDıRDıYSA ÜSTELİK
BİN PİŞMAN BU EFSUNKAR VE HÜZNAVER MÜZİK
BU BENİ SEVGİLİM BİR BÖYLE Bİ-KARAR Ü NAŞAD
BÖYLE ÇOK ÇOCUKLU BİR ANNE
ÇOK PEYGAMBERLİ BİR DİN

Kasılırmış gülleri sinesinde
her şeyi tastamamcık beniz bet
Gül gibi geçinirmiş şayet havasındaysa
Aman cânâ beni şâd et
Gözümle gördümdü bir keresinde
Sütlaç tenine giden
kolyesi yana kaysa
Erinivermiş suya bansın boynunu
örtüsünü sıyırırken bir bakaydın
bir göreydin o periler soyunu
yârin yer yatağı serin
içerisi çifter gözlü kadın
içerisi yosun
bir ırmaktır tez elden girilsin
öte yandan her şey kahrolsun

umrumuzda değil artık
o kıpır tenhâlıkları
o bildiğimiz kızlardan olmayan kızların
bizi bazı yutkunduran o yatık
gümüş bir ırmaktır kolları
ah ki ne atları huylandıran
havadaki elektirik
ne gözlerindeki sis
ne Beyoğlu ne haseki
ne de gloria jeans
tabanı mermer evlerden kalan hüzün
akşam akşam bizi ağlamsı bırakan bu yenilgi
halimi hatrımı sormuş dün
iyi diyelim iyi olsun
öte yandan her şey kahrolsun

bir yandan dellenmiş bir çiçekle
çarpıştığımdan çenem mos çenem mor
kes daha sen beni gözüne zırt pırt
kinle sıvış
kinle göz kırp
kinle bekle
kestiğin meyva durmadan
ikiye ortasından kanayor
sabahın köründe incecik bir gömlekle,
öyle tersi dönmüş
öyle bikes
aman cânâ beni şok et
bin körpe kurbân olsun
toprağına kumuna
öte yandan her şey kahrolsun

kolayında olsun için beni hatırlamak
açılsın için gözlerin faltaşı gibi
aha buraya yazıyorum
saçların fazlaca kullanılmış
kirpiklerin kelepir
demedi deme sonra ahmak
ölüm aşkın işine gelir
kakma başıma sonra güzel havaları
başlatma şimdi avrupasına
başlatma ittihâdına anasına arvadına
al sonra başına çal shostakovich plağını
pardon ama basbayağı delilik be bu
yani sevişirken gözlerini açıyorsun kalaba
açıyorsun asmalarda üzüm
açıyorsun sokak
ama ey sen
yani benim güzel katilim
kanımı seyreylerken gözlerini kapama

galiba gene ağır konuştum
ve suya verilen ceza
bana da verilsindi
beni bir de toprağa bakarken gör
dünyaya ellerken gör
tuğla örerken gör
karıp sıcak şarapla beni
aç karna tadımlık bir yudum al
hem sonra bir saniye bir saniye
her yanın Çerkes olsa kaç yazar
bunları boş verin de siz anam
şehri çileden çıkaran
güzelliğimize
üşenmeden bakın bakın sevaptır
ve yüzümüzü gözümüzü çekinmeden
öpün öpün şifadır
vurduklarımız önümüzde
yaraladıklarımız te şurdalar
tepeledik hepsini çukurdalar
çıkarmazız zırhımızı yatarken dahi
gıcırdasın da kaçsın uykusu için yarin
korkmazız güllenirse şakağımızdaki yara
sızlanmazız burun kıvırdı için yaşamak
keskin bir kokudur berimizde
fink atsın gözlerimizi sürmeli kılan ölüm
yokmuş diyecek endamına
öve öve bitiremezlermiş seni
şöyleymiş cânım boyun
yok böyleymiş cici huyun
aman istemez kalsın
sahibine bağışlasın Allah kuzum
Öte yandan bu minvâl üzre
Her şey kahrolsun

Bak aklıma ne geldi
diyorum sende gıdım yürek varsa
Yıkıp beni yerime
Yağmuru koy
Bak bakayım olacak mı
çüş yani okur gibi
nikahta âyât-i talak
bana maval okuma
Göğü kaldır yerine
Kara bir muşamba çek
Bak bakayım olucak mı
Bir ikisini sallandır
Fıstık gibi olur memleket
Sonra acımayacaksan böylelerine
revaniye unutma vanilya bir ölçek
biraz keserle vur konserveler pıs
naftalin ek de haşeratın kökü kurusun
Onu bunu siktiret nazeninim
gözü kalan tâhâ kulun olsun
öte yandan biliyorsun
her şey
kahrolsun

tamam derdim dünya kirli
bulaşık ve leğen gibi ferci
ama hadi varsayalım
alındı öcümüz
yanına kâr komadılar
sen misin bunu yapan
sonra uzandık lavanta kokan çarşaflara
bastırdık bizi altetmeye kararlı ifriti
yetti gücümüz çullanan karabasana gece
düşmanımıza vay bee dedirttik
sonra olmuşken bir punduna getirip
işedik leşlerine gevur eniklerinin
ama ya bu yazı ansıtan rüzgar
bu hançeremizde boğulup boğulup duran harf
ya yüzümüzdeki bu akşam çürükleri
onları kime açıklasak
bize hak vermeyecek
bu diyorum sana ders olsun
öte yandan her şey kahrolsun

soğuk bir yanılgıdır
sular düpedüz bir kandırmaca
üstümüzde baskısı o saydam bakışların
o latif kollarını beni sarmalarken çemre
beni bir defasında unut da gebereyim
alıştık da ne oldu bunaltan inceliğine
kendinden söz ederken aman ha beni es geç
ben ki o hikayenin hep mi eksik kısmıyım
bir briketim ki çukurda daha kırık
elmacık kemiklerim çıkık
tırnaklarımı yerken hırslı
ama canım bu kadar da olmaz ki
yani elmalar biraz daha bulanık
biraz daha mayhoş tatları ısırırken
biraz daha manidar yatarken el şakaların
höt deyince pus
ö deyince iğren
şu haline bak efendim
midenizde ülser başınızda migren
felaket de sadesin
çiçeği burnunda sen bir gelinsin henüz
avcunda papatyalar patlamalıydı daha
tomur tomur olmalıydı
oranda
o sevgili şeylerin
kütür kütür olmalı her yanın yürürken
ah korkuttun gene
beni katleder gibi yapışına şakara
huyun kurusun
öte yandan
her şey kahrolsun

hassiktirsin ordan nazım
kısa sürermiş 20.yüzyılmış daha neler
onu gel sen külahıma anlat
ne ki herkeslerin yüzüyle arasında
kurduğu ünsiyetten bana ne
bana ne terli terli içilmeyen sulardan
destursuz bağa girmiş bulunduk bir kez
sor bakayım ne işi varmış burda
haberdar mıymış linyitin
nerede çıkartıldığından
sonra nasıl çıkarmış ketçap lekesi
bir de şehir görmüş adammış
yazları sıcak ve kurak
kışları ılık ve yağışlı
deyince her türk evlâdı
bilir hocanın akdenizi kastettiğini
sonra isimden isim yapan
yalama yapmış cı eki
gözlükten gözlükçü
nerden nereye
sonra düşürülür ama
neden mesire yerlerinde mendil
bir boy versin bakalım
dediği kadar var mıymış
ulan püf desek yıkılacak
ellemeyin allahından bulsun
oldu mu şimdi çok ayıp
hem haydin kurtuluşa
kurtuluşta aile
kurtuluşta rum
neyse nerde kalmıştık
öte yandan her şey kahrolsun

NEFES

(Cem’ evinde okunmak niyyetiyle söylenmiştir)

Büyük acılar içre kırdığım ekmek
Bir mağra olsa da kapansak bari
Bir dudak eni konu ruj sürerken ağlamış
Ve doğrar gibi bozulmuş şol gülleri ortadan
Boyun büktüren kara çullar esvabında kir
Yalguz etimizde o cenkten kalmış temren
Gün ağarsa da görsek neye malolmuş aldığımız nefes
Neye böyle hasret iken yarısı yok endamının
Yarısı kimde kaldı onsuz eylenmez denen
Bağrımızda kan vücudumuz saplı bir korkuluk
bitmez insan başına bu kendimizi vurduğumuz yol
Bize be harfiyle başlayan şiirler oku
Acıktık sofranda yer aç aklımız haram
Sonra ağlaya ağlaya bin minnetle boğazımızda düğüm
Sonra meleklerin tepkisi uzun banka tirenlerine
Biz
şehirden kalırsak arta
bulursak bir fırsat
elimizdeki balta güle karşı koz
bizdik
kıt bütçeleri zora sokan ardışık kahkaha
bizle dünya çerçeve
bir de bizden sorun gördük mü diye kaç bucak
gördük gördük
yeridir tükürsek üstüne küllerinin
bize mi yar olucaktı kehkeşanı dünden güm
bizle mi mukimmiş yazgı denen ağ
bırağ bunları mirim bırağ Allah aşkına
Kim ki bir parça ekmek için
Ve için bir gıdım şehvet eve
Eve dönmek için çürük bir delil
Yataktaki ölü fıldır fıldır dönenen
Göze alsak aceba
Aceba toprak sonrası merhale
Sonraki aşamada dehliz
Dehlizde yetmiş kollu şamdan
ve çakır gözleriyle iri bir su
bir suysa bakır şarapsa yudum
ateşe yaslanıp ey deniz çalkalayıp
ey şehir darmalayan ay dünden hazır
inden mi cinden mi bu yükseklikte kar
biz de bilirdik elbet kattan sepet sarkıtmak
bir çocuğu oturtmak bir kadın galeridir
bir gün de güllük gülistan tireldik de yaz geldi
yaz gelmesi bir yana aliyel murteza geldi
hoş geldi de varlıktan bir noktaymış dinelen
biz de bilirdik iç çekmek bir gençten kız etine
kaymak gibi yufkacık ya tenine al düşsün
ya ben gibi garipten içerin bak muamma

ب

Sana bir kötü bir de beter haberlerim var fa
Yetmezmiş gibi kızın burcu akrep olması
Bak buna ister inan ister mendilini çıkar hüngür
Sevdiği de olması cabası
Ağırdan alması ondan imiş
Bir düşünsünmüş
Şak diye aklına nasıl gelsinmiş
Nereye dökülür kızılırmak
Israr ettim çayı bitirsin de kalksın için
Yok babam
gözü garsonun papyonunda
Garsonla kaş göz edip kitlettim kapıları
Dedim ulan boşaltın türkiyeyi
Sevgilimle yalnız
Sevgilimle özel konuşacaklarım var
Açmadığım konu kalmadı kıza
Dedim sana erguvani tişörtler beğenirim
Ünaytıd kalırsdan ya da nayktan falan
Dedim konversten ayakkabı alırım sana
Dedim teleferiğe bindiririm seni maçkada
Yok babam
kızın gözü garsonda
Papyonunda mor papyonunda kadife
Sonra sevgili şeytan kap dedi kızı
Sinek kızı al çık hiltonun en tepesine
En aşikar yerine
en civcivli saatinde nişantaşında
Kendini boşluğa bırakmakla tehdit et
Olmadı kızı aşağı atmaya çalış
valla dişli çıktı taze
laflar etti boyundan büyük
neye yalan söyleyim ödüm bokuma karıştı
dedim kızım bak şair sevgilisi olucaksın
sana kasideler dizicem
uyaklı muyaklı mısralar döşeyeceğim
seni allı pullu bir imge yapcam daha ne
allandıracam seni ballandıracam
ı ı billahi yok fa
kızın dediği dedik
papyon da papyon
şeytan da sustu
tık yok şerefsizde
çelişkili konuşuyor
meçhul ve karanlık bir yerden
susuzluğunu gideren bir gül gibi kız
rastgele kapıp şimdi bir çalgı
kendiliksizce kopmuş sen san bir çağla
bana kalırsa
-ki bana kalacak belli-
bir de gözlerinin ağzı aranmalı hin
bakışı ey göğe möğe eşit
gök olmasa da olur ama sen
kaç gök edersin üst üste bil
zorlasak kaç isyan çıkar fikrinden
işte bundan ve bir sürü sudan bahaneden
seni kıskıvrak ele geçirmek gerek
bir çiçekle tehdit etmek gerek
arkam güçlü karanlık elimde koz
sen bulursan kendini
birden
bire
benlen sar
benlen maş
benlen do
benlen laş
gidi gecenin en yarısı bize
mavi tonda görünen peri
ne anasının gözüsün sen sıvış
kırpılı kalsın o en solundaki göz
üstüm başım leş gibi sen koksun
kim korkar o şen kahkahadan o şuh
bu arada şahsen ben korkarım
akrepsi adımlarında zehir
ne yap et bir yol aklımı çel
beni koynuna al nüfusuna geçir
ben allem eder kallem eder
saçlarını sabunlar sırtını keselerim

öyle dilrübasın öyle dil-sitansın
ki gör sana hangi eki getirsem
cuk diye oturur bak
desem ki bir afetsin
desem ki fitne fesatsın
göstere göstere yanlarımdan
içler çekerek geçtiğini tüm elalem biliyor
dedikodumuzla içiyorlar ikindi çaylarını
evde kalmış iktisatçı kızlar
evladına öğüt verirken baba
üşenmiyor bizi örnek vermeye
yeni çiçeklenen erik ağaçları
sonra fistanlarında kıyasıya
böğürtlen ezen gelinler de
bitiyor o iç burkan salnışına
sanki bir su testisi sol da sol omzunda yüklü
altında eziliyorsun sana göz koymuş göklerin
sanki bir limon yaprağı sana hükmedebilir
sanki içimden taze kemiklerine ilişmek geçiyor
sanki kanına girmek için bir bakır sofrasın da
annen sen henüz bir gülken iskenderun’da
gezme derdi her dikenlikte
sen de biliyorsun hadi ordan
ama ağzın sıkı laf çıkmaz senden
biliyorsun ki bahsedilince akar akmaz sulardan
konu dönüp dolaşıp
uzayan da uzayan saçlarına geliyor
saçların ki bu aralar ani bir kararla küt
sensin ey bize dargın kalmayı başaran ahu
sensin ey kıyısında tekneleri kararsız bırakan su
ay ay ay
ey serin yerlerini paylaşmakta cimri
ey ellerini avuçlamak için her zaman daha erken
ey hep bir gören olur yerlerde dolaşan
yaltaklanmamızı nazıyla boşa çıkaran körpe
dibini göster biz de bilelim kuzum
nedir seni böyle sırlandıran renk
seni bir içim su kılan kimya

Yoğ iken Âdem’le Havvâ âlemde
Hakk ile Hakk idik sırr-ı mübhemde
Bir gicecik mihmân kaldık Meryem’de
Hazreti îsâ’nın öz babasıyız

Bize peder dedi tıfl-ı Mesîhâ
“Rabbi Erini” diye çağırdı Mûsâ
“Len terâni” diyen biz idik ona
Biz Tûr-i Sîna’nın tecellâsıyız

“Küntü kenz” sırrının olduk âgâhi
Aynelyakîn gördük Cemâlullâhi
Ey hâce! bizdedir sırr-ı İlâhi
Biz Bektâş-ı Veli’nin fukarâsıyız

Zâhidâ! şânımız “İnna fetahnâ”
Harâbî kemteri serserî sanmâ
Bir kılı kırk yarar kâmiliz ammâ
Pîr Bâlım Sultân’ın büdelâsıyız

II.

Düşse mapus damına
Hüsn-i halden çıkardı hemen
Kimse daha sormamış
Yapmış mı diye vatani görevini
Belki de yapmamıştır
Belki de yapmıştır
yapmış mı yapmamış mı
çürük raporu mu var
iyisi mi toplanıp konu komşu
Gidip kendisine soralım
Dalgın mıdır şimdi yoksa
Düşüncelere mi dalmış
Neydi ruyasında gördüğü
Yıkılmış o pasak karga
Böyle kendisi yan yana ben
üst üste ben oğlu ben
Böyle istif edilmiş ruhla

Yalakanın tekiymiş lise birde
Edebiyata meraklıymış
Törenden kaçarken bir kasım günü
Fizik hocası jaleli bir şey olan adı
Yaz çatınca o çiçekli elbiseler giyinen
çökmüş tepesine
O gün bu gündür
Bu gün o gündür
Gün bu gündür gün bugündür gün bu gün
Toplu fotolarda hep yanda
Hep bir suç işleyecekmiş gibi mücrim
Sökülün sösünü duysa
çözülür bağı dizlerinin
Yahudilere kalırsa alık
Ehl-i sünnet fikir beyanında çekimser
Protestanlar içinse İngilizce
Çat pat bildiğinden Allahlık

Eline bazen okunmuş da dürülmüş
İki gün öncesinin gasteleri geçiyor
Kim kimi vurmuş
Kimle kim yatmış
O da herkes gibi alelade
Yani bildiğiniz herkes gibi sıradan
Rüzgar sert estiğinde yakalarını kapatsa
Ne var o da herkes gibi
parkta

Ne var yani fani her memur gibi
Yani tekaüte ayrılmazdan bir ay evvel
Beylik tabancasını yağlarken kazara
Yakın mesafeden tam üç el
Fizik hocası jaleli bir şey olan adı
Yaz çatınca o çiçekli elbiseler giyinen

Ne oldu bana böyle de böyle
Gıkım çıkmazdı çiftleri çiftleşirken
Göğü böyle bem böyle kıp böyle masmavi görünce
Yaşamak küllen bir sendrom
Beni her şey cezbediyor lal la
Hayata yapılacak en iyi iyilik ölmek
Bu sözü tuttum
Göğü dür ve yuvarla lal la
Ne umduysan unut
Ey söz rica ederim
sen de beni tut

Ben erinince bakmağa pencereden
Kan gövdeyi götürüyormuş bana ne
Bana biri vektörlerin sırrını açıklasın
öyle kaçı kaçla çarp bükey mükey aynalar
Madem öyle göğü iki eşit parçaya böl
Höst
Varlık bölünmez bir bütündür
Hayda
Bir bok yediysek beraber yedik birader
Bahçelerden beraber turunç aşırdık
Beraber atlattık onca badire onca hastalık
E si yok sıra senin

Hey gidi seslendikçe içerleyen kuyu
Kavladıkça daha da değere binen ten
Biz göğü onardıkça ellerimiz daha yara
Sen biz ıkındıkça daha gür
Suratımız kartlar açıldıkça asık
Yün kumaşlara diş biliyoruz
Biliyoruz fena tufaya geldik
Ah bulsak da seni bir tenhada
Yüzüne gözüne dik dik baksak
Bir şeyler ima etsek yere bakarak

Okul aile birliğinin tertip etmiş olduğu
O hoş gelinen müsamerelerde mevsimleri temsilen
Herkes bir şey olmuştu ondan gayrısı bahar
Rolünü sular seller gibi okurdu ezberden
O geldiğinde sahne boşalırdı
kış kış

ÇİRKİN

I.

Ne zındık ne putperest ne laik
Jenosit deyince içi giden tiplerden değil
Bağlı değil nerden baktığına
Nerden baksan mahzun
Nerden baksan çirkin
Pıhtılaşmaz kanasa parmağındaki kan
Kırılsa kaynamaz kemikleri
Biliyor yastık kimse koymaz sırtına
Biliyor ısrarla çağırmaz kahvaltıya dostları
Annesi değmez bulur emzirmeye ağzını
Çirkinliği bir menkıbedir çünkü
Sorsan kız oğlan kızlara
Ballandıra ballandıra anlatır anneleri

O da haberdardır mutlak
Kendisinden sırlanan bir bazı şeylerden
Mesela haberdardır
Yaşayarak vakit kaybettiğinden
Haberdardır elinde gevur ölüsü
Gibi durduğundan bir demet karanfilin
Yani demeseniz bilmeyecekti
İyi bok yediniz
Doğum gününde ona
ikinci el bir cep aynası almakla
Ama bir bildiği olsaydı
Ya da bir takım politik
Olaylara karışsaydı adı
öne dobralığını sürselerdi bari
Onu her fırsatta çekiştirenler
Yüzüne bakacak kadar dürüst olsaydı
Yatarken son öpücüğü kondururken yastığa
Vurmasalardı kafasına
Bölüşecekti ekmeğini zaten
Konuyu bir hatırlasaydı
Elbet o da bulurdu
Edecek okkalı bir çift laf

Onca sükut-ı hayal
Onca abuk sabuk armağan
Hırlar gibi sevgiliye yalvarışlar
Başı göğe ererdi
O veremli sesine
Bir kulak veren çıksa
Yüzünün bir küresinde heyelan
Bir kadının rahminde unuttuğu o cenin
El yordamıyla seçtiği elbiseler çul
Baştan almak için her şeyi çok geç
çünkü fena yaralanmış soğuktan
çünkü soğuk düşüncesi onu soğuktan
Daha fazla üşütüyordu

Bir zamanlar bir kitapta görmüştü
ölülerin başına gelenleri
Hani kardeşi gideceği gün askere
Anlamıştı düşmanın uyduruktan bir şey
Dünyanın osuruktan bir yer olduğunu
Varlığını özdeşleştirip
Bazen yokluğundan kuşkulanacak bir rabb
Ta gençliğinden bulamamıştı
Bildiği tüm dualar ters tepmiş
Hışm ile ara ara göğe bakışı ondan
çünkü bilir o kadarını ki
Yani varsa
Yani daire-i imkanattaysa
Kesin oralarda bir yerde olduğunu
Kimbilir belki gıptayla
Baktığı da oluyordur thomas aquinas’a
Canı güzel bir hatun çektiği de oluyordur
Neden olmasın hadım değildi ya

Desen ki sevgilisi
Zat-ı şahaneleri pek naz
Kaş göz burun sair hakgetire
Desen ki hamarat mı nerde
Yatakta dindar öpüşürken bağnaz
En çok da kışlardan mustarip
En az çünkü üç gün cenabet
En az çünkü üç gün güğümde su
ısıtmak ona ağır geliyor
Evi iki oda on salon
Tepsiye hep bir fincan fazla koyuyor
Yemen harbinden kalma bir huy
Duvarlarına sinen is
O cennet tasvirleri o büyük ressamların
Karışık gül seslerine kapalı gönlü
Bir kelebekten alıyor bazen hırsını
Sonuna kadar açık
Havalardan artık haz
Etmediğini saklamıyor

Cılkını çıkarıyor bir latife yaparsa
Sıkıysa gülmeyin suratı tam bir karış
Olmadı mahkemeye veriyor
Karınca duası gibi
Kargacık burgacık el yazısı
Dilekçeyle dolu çekmeceleri
Bir zaman senaristliğe heves etmiş
Bir zaman bağlamaya
Sonra sırasıyla
Perküsyon violin batari
Endüstriyel çalıyor
Pencereden görünen söğüt
Şimdi çok daha uzak
Ve uzak şimdi onu
Çok daha korkutuyor

Kanırtılmış bir etin tende sancıdığı dem
Bir sarsıntıyla hüzne bandırılmış yatak
Toz pembe şarkılarla sesimizi kısarak
Her canlı cimadan sonra sakardır madem

Öpüşmeler ve baygın ve işlek ve kostak
Gülüştükçe enginden yeşiliz sen ve ben
Ayrışırken buluyoruz bizi bir puta tapınırken
ben ve seni bir enlem gibi bölüyor o kıstak

çarşaf şimdi tenha ve ter ve muzlim ve beden
bir şeye saplanıyor bir şeyin akordunu bozarak
dünyaya sataştığımız o hey günlerli o ıslak
yaz günleri bir kız yüzükoyun siftahsız bir sütyen

ekşi elmalar yuvar yuvar ellerimiz yatalak
yavan bir yemişten arta kalan nem
gidemem mor kirpiklerinle sürgülü her yörem
oraların mütemadiyen engebe ve pıtrak

ne uzak fikri cazip ne yakınlar sevecen
her şey birbirinden kopuk birbirinden muallak
ki kumpaslarla inilen gövdede gergin tuzak
değdikçe birbirine değişen genşeyen gen

kara bir çalılıktır o dikenlerle gür ve dağınık
ezilen böğürtlenlerle bağırda bas bas tepinen
ölü bir dilde inleyen denizler heceleyen
çürüklerini toplar sonra yüzü eğik bir çocuk

gecenin bize güttüğü bu kindir güce giden
bir sevişmeden arta kalan o kaşlardır ki çatık
o tartışmalı omzun bükülü o dudak
bizi sütüyle besleyen azarlarla eğiten

3 sayfa123»Yukari Asagi