.

Yazarın arşivi

Ahmet Haşim Bey’in “O belde ” şiiri için remix

>

Ve mehtaba sırt dönüp bir sırtlanla anlaştık
Bir kirli sarık marık bir fes ki fularla enfes
çeng ü çegane yetişir bir bozgun yanınsıra
Seni arraptan bozma türk şairi
Rap rap rap
Şarkılar söylerdik beraber
şarkılar tram tram tam tam
değmeye görsün saç telin kordan
çığlık ataraktan dört yandan
gram gram gram
dağdan iner tramvay
lambur lumbur lambur lumbur
kaç defa dedim nezahat
benle lanlu lunlu konuşma
ulan ulan ulan
elma yesek iyi gelir hummaya
iyi gelir gripin her türlü hülyaya
ya ya ya
göle maya çalam mı
ummana gark olam mı
sarkam mı aşağısına suratımdan sonra trompet
dam dam dam
gülü kevgire vur da seyret çıkan cümbüşü
haşa derime ten değmiş de zakkum örümceğe küf
hey gidinin kara kara evreni
kimden dul kalmış da kefareti bize düş
blump blump blumb
sanki gevur kaşuğuna biz bulgur doldurmaduk
sanki ekşi ayranı içip gezmedik hiç küs
gele gele geldik mi kıyısına bu var gidi varın
havar havar havar
çinko kölemen demirdöküm
kana kan dişe diş
üç al bir ödeş
anti depresanlarla geçti ömr-i azizim
aşk ile üç defa ahali
yaylalar yaylalar
alp er tunga mortu çekti mi
felek öcün aldı mi
ha hayfa ha Diyarbakır
ha Ankara ha Selanik
imdi yürek yırtılır
geçti bize gel deyip özü gölgelik gündüz
marş marş marş ileri
ne aşağ ne yukar ne orta ne vefa
ne dündendir içimde fırdır dönen silindir
hırlayan zaman bilmem ne nişanesi
adam mısın sen be
daha kağıt diyemeyon
kağıt kağnı kağan
dam üstünde revolver
dam üstünde saksağan
dam üstünde dam
onun üstünde dam
dam dam dam
elleşmeyin yakarım
kıpraşmayın gülerim
depreşmeyin gülerim
ben ne yapsanız gülerim
hah hah hah haaa
oysa kesinlikle hüzünlü
beni yolladı selam falan etmedi
önüne gelene ana avrat düz git
yedi vadiyi aş karanlık ve güz git
söğüt gölgesi mi belledin oğul sen dünyayı
dünyaya tarafımdan reverans eyle
dünyayı hor görgil
sorgıl nice daha cevrine eylicekmiş devam
gitgil gönlünü hoş tutmagıl
şart olsun ben de paraya pul dersem
sana taha dersem tahaya da kul dersem
iplik iplik olsun çürüsün de cesedi
kabrime çelenk bırank
bir de çaput bağla rengareng
medet um ruyanda seni bastıran ruyadan
um um um um
ama neden albayım
bize ter döktüren başkasının kolayındadır
bayım bayım albayım
neden sarpalaşan yol göze alınır
bir çocuk neresinden katledilse ölür değil mi albayım
big bang big gang ping pong yin yang
her şey biraz körkütük her şey birazdır yatık
biraz daha üstele mora falan çalar gök
ordan bize telgraf çek mektup yaz
okunaklı olsun gözlerinin civarı
şeriat tarikat marifet trafik
zaman diye bir şey uydurduktan beri
ya hep geç ya hep erken
ya zerdali ya fayton ya taksim ya vart
ya ben ya ben ya ben ya ben
ama zamanında uyanan bu memur taifesi
bu memur taifesi bu ifritli kalaba
nereye imza atcağını ezberlemiş kara kravat
ulan katip ulan hırt katip ulan gavat
ahvalımı İngilis maslahatgüzarına aynan böyle yaz
de ki ölüm güzeldi de ahrat olmayaydı
gibi şeyler yaz bir de dibinde kulağının
patlat bir gazel de bilsin biz de hani şeyiz
şey şey şey
dil-i naçarıma darbedilen bu iksle ben mukayyet
iks iks iks
yeni bir açmaz için kollarımı sarmala
bir eski sunağa değer bul beni
bir eski drahmi bir yeni sterlin
çivisini kim çakmış ki çıktı böyle destursuz
hey gidi ne günlerdi bıçağımızda koç başı
sun sun sun
ama albayım terhisimde kaç pare
kaç pare top atılsın
kaç defa demem gerek ki ahım
ki ahım yerde kalmasın
ah ah ah
bırak yerde kalsın
gözlerim bir de açık gideyim
bir son kerre şu denizi getirin
bakayım doya doya
son isteğimdir ha yerine getirile ivedi
belki kafama dang eder
dang dang dang
insan kırılganmış bir dalmış yok skandalmış
yok kanmış bir imkanmış
sıfır iki yüz on iki
yüz sıfır iki on tekrar iki
iki yüz on iki çift sıfır

sıfır sifer şifre şimendifer
ahan da bulduk kelimeyi gerisi şöyle olsun mısraın
şimendifer çuf şimendifer çuf
burda kadınlar ne ince ne saf ü leyli
şimendifer çuf şimendifer çuf
aradım gözlerinde hüznü of fakat hayfa
hayfa ki ne yeats buluverdi onu ne nefi
kıvırt be köçek kıvırt da gitsin melal
biz biz biz
metali anlamayan nesle aşina değiliz
oy heybesinde tavansız gökler taşıyan yar
bu muydu ahd ü peymanın
bu muydu paktın naton
beton karton jeton hatun
ay elinde mendille bize afra yapan yar
ah tafrası alengir ey saçları aşüfte
heykeli dikilesi karısın jerussalem

ey hektor
ey banka tirenini soyacağımıza ve sınırı geçip sert içkiler ve
latin kadınlarının bacaklarında sardığı püroları içeceğimize içimizde en inanmışımız
ey daha çetenin niçin ve hangi akla hizmetle kurulduğunu bilmeden ortaya atılan canım hektor

Öylesineydi konuşmalarımız hektor
yani o akşam ateşin başında rom içerken hani bir vurgun yapsak
ya da bir şarkı daha söylesek
her şeyin düzeleceğini falan konuşuyorduk
herkes aklına eseni ağzına geleni tartmadan ölçmeden biçmeden ortaya atıyordu.
kasabanın ileri ve geri gelenlerinden haz etmiyorduk
tamam buraya kadar el hakk doğru
buraya kadar hakikat payı taşıyordu az buz her şey
ama biz
akmakta olana kendimizi teslim etmiş ve yakamıza yapışandan paçamızı kurtarmak ile mükellef olduğumuzun abuk sabuk bilincindeydik
yerlilerden şu kadar at çalsak cukkayı doğrulturuzlar
kasabanın barını haraca bağlasak köşeyi dönerizler
şerifin karısını dağa kaldırsak şantajla turnayı gözünden vururuzlar
vadiye yapılacak yol ihalesine fesat karıştırıp paraya para demeyizler
sonra sadece kulağa hoş geldiği için lafa konu edilmiş onca herze
onca patavatsız kahkahalarla şunca köpürtülmüş biralarla geçen geceler
red kit kılığına bürünüp ortalığı velveleye veririzler
oraya buraya tehdit içerikli isimsiz telgraflar çekerizler
yedi kurşunlu tabancalar alıp sevmediğimiz o ilkokul öğretmenlerimizi
mermi manyağına çeviririzler
mississippi nehri tüccar kanlarına karışırlar
yaşlandığımızda “hey gidi ne günlerdi” diye başlayıp torunlarımıza anlatacak bir sürü palavramız olurlar
Herkese yeni bir takım elbise alırızlar
bir sürü sığırımız
rengareng kementlerimiz olurlar
daracık kot pantolonlarımızda çıss edip parlatacak kibritler temin ederizler
kara kara banka tirenlerinin hülyasıyla yanıp tutuşuruzlar
içimizde mapus damına düşenimizi kurtarmak için hücrenin korkularını atlarımıza kalın sicimlerle bağlayıp vınlarızlar
yok eğer dünya halidir hani, kaçıramazsak ya da kaçamazsak
mapusa arap sabunu temiz don sert tütün ve kaçak çay getiririzler
izimizi kaybederizler
Bold karakterle yazılmış gaste ilanlarıyla her yerde aranırızlar
Başımıza büyük ödüller konulurlar
Aranmanın ve gizemli olmanın baş döndüren adıyla türbesiz los angeles şehrini arşınlarızlar
Amma ve lakin
Yer yarılsa da yerin dibine girecek işler yapmayızlar

Çünkü bilirdik şehrin batı yakasında karanlık adamlar vardı
ve bu karanlık adamlar bir böyle karanlık gecelerde
taze kadın mezarlarına dadanıp
onların altın dişlerini levyeyle kırarlardı
ve gider o dişlerden kazandıkları parayı borsaya yatırırlardı
Ama biz hiçbir karanlık gecede
hiçbir taze kadın mezarına dadanıp
altın dişlerini levye ile kırmayacak
gidip borsaya para yatırmayacaktık
parayı istif eden puştlardan olmayacaktık
Belki evet “banka tireni göründü” narası koyverilince
pavlovun itleri gibi salyamız akmaya başlayacaktı
elimiz ayağımıza dolanacaktı sevinçten
ama ele geçirdiklerimizin hepsini o dakkada har vurup harman savuracaktık
istavroz çıkarana secdede olana ve yom kippurdaki kimseye bulaşmayacaktık
kimsenin diz kapağına nişan almayacak
faraza alsak bile şamatasına havaya ateş açacaktık
salona girdiğimizde
ispiyoncular görmesin diye bizi
o bizim de tuhafımıza giden ama racondandır hesabı giydiğimiz şapkamızı
burnumuza kadar indirecektik
yan masada bizden bahsedildiğini duyunca hafiften kasılacaktı koltuklarımız
ama hiç renk vermeyecektik
oralı olmazlanacak gerekirse biz de okkalı küfürler savuracaktık şu haydut sürüsüne
ve sanirsam gerekecekti
işler boyuna yolunda gidecekti
o banka senin bu banka benim şu banka o arkadaşın diğeri falanın
şeklinde devam edecekti hayatımız
anneler bizimle korkutacaktı sığır gütmekte inat eden veletlerini
literatüre geçecekti adımız
namımız yürüsün diye boy boy resimlerimiz asılacaktı meydanlara
ulusal güvenliği tehdit eden en şirret unsurların başında gelecektik
sosyologlar ve pisikologlar açtığımız yaraları sarmak için teşrik-i mesai harıl harıl çalışacaklardı
kara bir leke ağır bir vebal es geçilmesi olanaksız bir boyun borcu olarak anılmak istemeyecektik
bize faydası dokunmayan kilisenin papazından Pazar ayinlerinde lehimizde açıklamalar yapmasını sağlayacaktık
adımıza hutbe okutacaktık
göbekleri çıkmış kızlara silahların gölgesi altında fal baktıracaktık
eyalet valisinin kamusal alan addedilen odasında fütursuzca osuracaktık
pencereyi açmayı teklif ederse alınganlık yok ısrar ederse namlunun uçcağızını gösterecektik
Vali mali vız gelecek tırıs gidecekti
Biz şehre indiğimizde şehrin bütün kızları pısır pısır “bak bunlar onlar değil mi” diye aralarında fısıldaşacaktı
Başımıza büyük dertler açacaktık
Beyaz kıçımızdan başka nur topu gibi sorunlar edinecektik
şehirlerden tiksinecek şerifin şapkasına pisleyen kuşlara allah rızası için yem dağıtacaktık
biz dahil kimse ne yaptığımıza bir anlam veremeyecekti
kültürel bir tabana oturtamayacaktık belki yaptıklarımızı amma
amma
tarihi .ötünden anlayanların makatından damacanayla kan alacaktık
bilimsel bilmeyimsel tezlere konu olacaktık
bize ilmi metodlarla yaklaşanların kaşlarını alacaktık
akademik deformasyona uğrayan cücelerin geçtikleri yollara pusu atacaktık
elimize ikinci el bir pelerin geçirirsek at üstünde daha fiyakalı görüneceğimizi sanacaktık
özellikle bir yeri havaya uçurduktan sonra patlamaya sırtımızısuratımızı dönüp
alın dik kaş çatık göt kalkık el tetik göz çekik
bir vaziyette kameraya doğru ilerleyecektik
kamera yaklaşırsa bir iki gözyaşı döküp
çete ayağına ne acılar çektiğimizi bilmeden bizi izleyenlere duygusal anlar yaşatacaktık
öldürdüklerimizin leşlerine silah atmayı asla kendimize yakıştıramayacaktık
centilmen bulmayacaktık yan taburede oturan barmenin manitasına iş atmayı
metal yuvarlakların altın olup olmadığını dişlerimizle ısırıp test edecektik
şayet sahteyse, “bu sahte!” deyip hışımla uzağa fırlatacaktık
daha kuzeye gidecektik
olabildiğince kuzeye
sel yatakları boyunca at sırtında kilometrelerce yol tepecektik
apış aralarımız yanıp yanıp duracak ama bunu erkekliğin kahreden bir alamet-i farikası olarak metanetle kabullenecektik
sonra altın aramaya çıkacaktık belki
kesin bulamayacaktık
bulsak da içimizden biri bir punduna getirip bir çuval inciri bok edecekti
belki bir define haritası da ele geçirecek birkaç dolar için birbirimizi satacaktık
bankayı soyduğumuz gece vadinin kayalıklı bir yerinde
atlarımızı suvardıktan sonra uykuya dalıyormuş gibi yapacaktık
oysa hiçbirimizi uyku tutmayacaktı
herkes alesta
herkesin kulağı kirişte
herkes menfaatinin olduğu kapıda ne anasının gözü olacaktı
en ufak tıkırtıya gereksiz oranda tepkiler verecektik
yanımıza almışsak birkaç şıllık içip içtirip sonra duygularıyla oynayacaktık
içine toz toprak kaçan armonikamızla bizden uzaklarda çıkan iç savaşın rağmına evlere şenlik bir türkü tutturacaktık

ve evet hektor
içimizde kimse inanmıyordu bunlara
senin tek sorunun buna en çok inanan kişi olmandı ahbap!
ha belki ahrette yakamıza yapışıp diyeceksin ki “siz de konuştunuz!”
ama azizim!
canım hektor !
gece valla uzundu
ve rom etkisini göstermeye başlamıştı
ve şerifin vurulmasının bize hiçbir faydası yokken gittin vurdun şerifi

hektor sınırı geçtikten sonra da dalgın ve düşüncelidir
hektor silahını yağlarken uzaklara bakıp iç çekerken de yakışıklıdır
hektor geç kalmanın eve dönmüş halidir

Ve hektor sen ölsen biliyorsun filmini yaparlar berbat bir müzikle Ve çetede ilk ölen olduğun için halivudun yılışık seyircisi film daha bir zevklenecek diye beklerler inan sen vuruldun diye kimse beyaz perdeye saldırmaz hiçbir taze sen vuruldun diye ortopedik yatağına teatral bir hareketle kendini atmaz ve meksika sınırı çok uzak hek çok uzaktı ama sen tuttun sınırı geçebileceğimize inandın siz gidin ben onları onbeş yıl oyalarım dedin

Ve hektor ispanyol aksanıyla konuştuğun ingilizcenden hiçbir zaman hazzetmeyecek şerifin adamları şerifin adamları ki cumaya gideceğiz diye izin alırlardı şeriften sonra kasabanın dışına çıkıp içerlerdi ve sen bunlara bir anlam veremezdin

behey hektor
behey iki doğunun ve iki batının en hızlı ah çeken haydutu
behey içimizde ilk vurulan

tut ki tuttu ağrım
arazide kaybolduk
içtiğim şaraplardan ağzım buruş
avurtlarım çökük
içim içerim bihuş
geciktin eyvah eyvah !
ensende şamar topuklarında palaska
içimde sızım sızımken böyle jerusalem
bilesin dönmem yüzümü kabene intikam!
ah senin başın ne güzel ağrırdı istanbulda
bir nehre dur derdin dururdu
sıkıysa durmasın
alnının çatından vururdun
ne vardı öyle bodoslama abanacak aşka
aşka sır bulaştırmadan edemez misin
huyun kurusun
etrafın sarılmış
bir damın orta yerine pusmuşken hele
ellerin kurusun
sırası mıydı yeşil elmaları hatırlamanın

ah senin başın ne güzel dönerdi öyle oralarda
büyük irlanda hulyasıyla koyun koyuna
yatan ira’lı kızlar gıcır gıcır bir makas
gibi açmışken sana bacaklarını
sen gidip bir arapla sabahladın
namütenahi ahlamaların şuramda düğüm
yetişir günde on kerre küfre girdiğim
öyküm bölük pörçük
yarım yamalak uykum
üstüm açılmış
taze yaralarımdan anlaşılıyor
yok yere vurulduğum Yazının devamını okuyun. »

TA EZELDE BÜYÜK AVCI
TUZAĞA TANEYİ KODU
BİR AV BELLEDİ KENDİ ÖZÜNE
ADINI DA ADEM KODU
HER NE VAR EVRENDE
EYLENEN İYİ YAHUT KÖTÜ
KENDİSİ EYLEMEKTE DE
SEN Ü BENİ BAHANE KODU

GüZELLiK SALONU

Ki parfüm baygındır ki ıtır pişman
Havaya bulaşmış tomur tomur gül
Tertemiz fayansa yansıyan bayan
Birazdan kan tutar ölür ve virgül

Tüyleri yumşacık elleri narin
Saçları kabarık ora bura şiş
Bir şarkı dilinde ince baharin
Göz yuvarlağı dar dudaklar geniş

Kılı kırk yaran o bakıştaki kin
O süzüşler o o kulak memesi
Göğe sığnak sinen sinen pek engin
Sana ne güzel ey bühtan etmesi

Modaya pek uygun ısırdığın şey
Afferin nazına bravo sesine
Yanağın kamaşık her yanın güney
Ellerin rimelin ilk hecesine

Çelişkili bakış karnı tok aşka
Bize şarab içir tersimiz dönsün
Aşka sır bulamış ve basmış faka
Fer kalkmış gözlerde sarkık sağ göğsün

Gözlerinden sonra başlayan boşluk
Aşka denk geliyor hayat bahane
Beni ey durmadan yoklayan yokluk
Burdayım şairim ses ver daha ne

Pişmanlık ve yasa gereği üzre
Sen anneni iste bense hakkımı
Bakteri gibi sen çoğal art üre
aşkla bölünürüm ben böyle aşkı

Zaman aleyhine işliyor kadın
Aleyhine büyür baldırda varis
Orana solüsyon orana saten
Parizyen bir çorap ilk aşktan bir iz

Yüzünde velasr yok elbet evde kal
Muşmula suratlı son duyduğu şey
İlk kocası moron görümce çakal
Çocuğu çelimli aydın bir birey

Dedim avro nedir dedi kıblemdir
Dedim döviz düşdü dedi yalandır
Dedim aşka şike dedi hadi be
Dedim ver öpeyim söyledi ya şiir

(aslında tabi ki burda bir mısra daha gerek/bir mısra /kızın canyakan yerlerinden /şiddetle bahseden/ hem uyağın selameti açısından /hem bir nar kırılırken dağılan/taneler gibi)

oy gözünü devin bozuk elma kok
tene ten ezişek dize diz değin
kirpikler rokoko parmaklar barok
bize ey dil döktüren nerde eteğin

sabahın uyanıp gördüğüm sensin
ne zaman sokuldun koynuma körpe
yosundan saçların o kaypak lensin
içimi bir hoş et ey öpe öpe

titriyor görünce beni tam ortan
sırtın ter içinde derin bir perde
seğiriyor kaşın hele avurtun
sen de haklısın kızlık var serde

ruyalı gözleri her fikre açık
konken küt saç derken maymun iştahlı
şizofren kuzeni hep açık saçık
müzikler dinliyor capjazzlı bachlı

kaşında bir yay var ağzında mühür
fena kız değildir zevkleri matrak
kandilde pek dindar fikir vicdan hür
kışın çok yağışlı yazlayın kurak

ne giyse yakışır gevurun kızı
o şeffaf tenine zeytuni sabun
eskiden periymiş elde cımbızı
tanıyanlar dedi dişliymiş hatun

Releri yuvarlar aman da aman
Bir kendisi cicim gerisi rüküş
Bir kokusu var ki iç gıcıklayan
Firkatli bakayor alnı hep yokuş

Bir de nazla kırıt sev de sevmezlen
İşin gücün fiskos sonra magazin
Ya çocuk ne olcek ya halk ezilen
Ölümü gör sus der ah hazin hazin

Pencere dolusu saksıları boş
Son umudu oydu o da fiyasko
Ziyaret ettiği mezarlık salaş
Bir kadın leşine saklamış oku

Bir yemiş düşürür gülerken hatra
Sıkı dokunmuş saç gevelenmiş laf
Öpmekten katiyen mest arasıra
Konuşmak kirletir bulduğu son sav

Düşümü hayra yor beni aşka yor
Tenimi teğet geç beni gülle tart
Nasıl da sarsılmaz mağrur durayor
Bir kezden ne çıkar şu kulu şımart

BAB-I EVVEL

[Esasında yazar bu yazıyı önce arap harfleriyle klavyeye almayı fikretmiştir. Ilkin çok parlak gelen bu fikir, yerini daha sonra bir takım siyasi kaygulardan ve ! korkusundan ötürü latin harfleriyle yazma fikrine bırakmıştır. Bu da böyle bir anımdır]


Kalas beyler, yaşında eşek kalmayan zırtapozlar, kabzımallar ve şehrimizin ter ü taze, etleri öpülesi koklanası cancıklar!
hele sizler..hele sizler.. 


Puta tapmak her ademizadin harcı değildir ha! Puttur, takla atar pandik atar taparız, taş değil mi anlamaz anasını satayım, “biz ellerimizle yoğurup yapmadık mı lan kefere seni” falanlarla bu iş yürümez.. Putlar insan elinin bezedigi perdahlanmış bir berzahtır: Maddeyi manadan en mustehçen biçimde ayıran en kesif perdedir. Beri yandan put ile kat’-ı merahil edip özge alemler temaşa eylemek arzusu ham bir hayaldir.

öyleyse ey kari,

Herkes biraz putperesttir. Biraz daha hatırlasak o varlık çarşısında seni kaybetmiştim. Suratlar dudaklar çeneler sonra bin türlü tebessüm bin türlü ağlama şekilleri asılı duvarların önünden başım eğik geçtim. Hiçbirisine sen diye bakmadım. Yüzünün kıvrımını bir kızın tam tramvay bileti alırken yüzünü çevirişinde buldumdu. Sonradan çıktı bu sıratlar, tatlar, damaklar, geç kalmaklar, latlar menatlar…

Putperestlikte kimse tanrılık iddia edemez. Zira tanrının her bir yeri belli. Desen ki tanri o büyük resmin ressamı. Diğeri der ki tanrı resmin ta kendisi..oysa putperestlikte tanrılık iddia eden taş olur taş! Diger yandan putperestlikte ateizm resmen abesle salak sulak işlerle iştigaldir. Düşünsenize herif tanrı yok diyor, bir solukta eve koşar putçağızı kaparız ve sozkonusu kişinin gözüne sokarız putu. Kadim Yunan’da zaten tanrıya inanmayanlar kafadan psikopat ilan edilirmiş. Yani o kadar tanrı arasından tapacak birini bulamadın mi be yegenim?

Puta beddua da bir tur putperestliktir. Binaenaleyh ki tav’an ev kerhen herkes bile isteye yahut bilmeye istemeye bir şekilde putperesttir. Putperestlik en az kadınlardaki baş ağrısı kadar bakidir. özellikle yatmadan önce başgösteren katastrofik baş ağrıları.

Ve put insanlık durumumuzun sınırlarını tayin etmekte olan en kaba kıstastır. Ve put maddenin koşa koşa olup olabileceği ve iltica edebilecegi yegane melce’dir. Işte oh be burada Marx çuvalladı. çünkü put buharlaşmadi. Aksine o putvar saydam peri yanımızdan geçtiğinde birleşik devletlerin letafetleri resmi makamlarca tescilli hatunlarının oturduğu masalarda hummalı bir tartışma başladı. Herkes güzelliğini sigara paketini çıkarıp masaya lars diye koyar gibi koydu. Bir bazısı ahududu aromalı café lattesini çiçekli elbisesine döktü. Garsondan çığlık çığlığa peçete istendi. Garson da katıldı tartışmaya. Bir iki tanesi masadan uzaklaştı. Ikindiye kadar hilaf u cedelle geçirdik zamanı. sonra devasa bir ihaleden eli boş dönen kodaman iş adamları gibi döndük evlerimize. Puta gelince, put sırra kadem bastı.

Bu sınıf mücadelesi, bu medeniyetler toslaması hep senin gül yüzünden çıktı ey put.
çünkü ey put. Seni överken boynumuza bileklerimize taktığın zincirlerden başka yok kazancımız.

Put bir süreçtir; kahve çekirdeklerinin espresso olmak için can attığı bir koşuşturmadır. Tabiri caizse put, gördüğümüz ve görmek istiyor olduğumuzun dudak dudağa geçmiş durumudur. Kendi kendini gösteren bir ayna. Azıcık bizi de göster desek hemen çatarsın kaşlarını ayrılıkçı IRA gerillarının ingiliz yapımı otomatik silahlarını çattığı gibi.

Put esasında maddenin en devingen halidir; insan telakkisiyle madde formunun yaptığı muvakkat bir mütarekedir. [modus vivendi] Put bizim de içinde bulunduğumuz dışımızdaki dünyayı algılayış modumuzun boynuna asılan bir baltadır. o yüzden daima sürekli şimdiki zamandadır. Yani put var oluyorluğunu öncesiz ve ertesiz bir noktada bina etmiştir.. bu an-ı ebedi dile dahi sinmiş zaman algısına yönelen gramatikal bir şiddettir aynı zamanda. Görüyoruz taştan. Duyuyoruz taştan. Dokunuyoruz taştan. Sanıp onu sen. Tapıyoruz taştan.

Putlar hakkında atıp tutan tek tanrılı din mensupları da biraz daha temkinli olmalıdırlar. Zira bu put neyimlerin çakma da olsa korsan da olsa böyle bir iki tane cehennemleri falan varsa adam kadın yaşlı çocuk demezler iflahını sökerler adamın! mızıkmanın alemi yok! bir yandan huşu içinde putcağızın önünde in kalk, sonra mabetten çıkar çıkmaz fındık kır! 

bir defa her şeyden once favete linguis! Dindarane bir sükunete müstağrak bir halde sürdürün kendinizi. Oysa benim dünyaya zırnık borcum yok iken tepemde fıldır fıldır dönmesinin anlamı nedir? Güç bela kendisini bana sevdiren üstümdeki mavi gök kubbeyi anladım. Eyvallah. Bir pagan gibi hoşlandım kırlara yalın ayak basmaktan. Tamam. Elime bir baltayı yakıştırana kadar döktüğüm terlere bir anlam yükledim. Indirildiğim gövdenin boynunu bir teberle geçmeliymişim. O kadar edepli olmalıymışım ki tek vuruşta mağdur etmeden avımı katletmeliymişim. Oysa dünyaya benim zırnık borcum yok. Baldırı çıplak putlar önünde dizlerimin bağı çözüldü. Dilim damağım kurudu. Yanlış nesneden yanlış bir şey umdumsa ve talebim yerine getirildiyse şimdi ironic bir el hareketiyle dünyaya orta parmak.

Ve kadınlar mabette erkeklerin sükunetinden daha manidar ve daha maddidar bir sessizliğe bürünebildikleri kadar bürünsünler. Ağızlarına bir çakıl taşı alıp mabede öyle adımlarını atsınlar. Kadınlar akıllı olsunlar. Tapınağa börek çörekle gelmesinler. Emzikli ve savaş malülü kadınlara yer ayrılmamıştır. Aksi yönde hareket eden kadınlara henüz yazının icad olunmadığı karanlık çağlarda yapılan muamele icra olunmalıdır. Kurban etmek. Haddi zatında kadınların mabede gelmesi zaten bidattir. çünkü kadın çoğalır. Bir kadın hiç bir zaman 1 kadın değildir. Bir kadın birkaç kadındır.

öyleyse ey kari!

puta tapmak ciddiyet ister. hele muhafazakar camialarda endazeli yürek ister! istediğimiz, somun bir ekmek kadar somut olarak dokunabileceğimiz, makara yapacağımız, dalgamıza bakacağımız, gerekirse asimetrik bir kafa atacağımız bir tanrı değil mi? değil mi lan!..al sana put. tapacağın vakitleri kendin belirle. sistemini kendin kur. tahrif et taltif et tezyif et tekfir et testis et teslis et temcit et terfi et tenzil et tekmil et terhis et tenbih et telkin et tetris et teshir et tenzih et teskin et tescil et teşhir et teksir et siktir et!



KAN DÖKMEYE ÇAĞRI
Senin kan dökme tutkun canımıza can katan
tabancaya taptıran secdettiren baruta
bu ağırdan alışın kaatile gül derdiren
meleğe taş çıkartan haruta ve maruta

sana bir lakap taktım narlardan daha ekşi
daha gürlek ve torlak katmerli küfürlerden
ağlak gözünden aksın yaşların dördü beşi
yağmur güya sıvışmış alaman tentelerden

ne yaran kapanası ne öykün kanasıdır
ben olmasam kim açsın o telli duvağını
sen hiç türk olmadın ki bu ne yaygarasıdır
o sırrı sen aşırdın kolla solun sağını

tene gün değmeden bilemezsin kırba ne
bu kartadak ısrılan al şeyin kurtlusunu
arkasından bel bel baktığın gölgesine
bir görksüz cenazeydi bırak şusu busunu

içimizde bir ses var küseğen bir ses sesi
bir çocukken kalleş bir pusuda sus olmuş
kulağında cıyak bir kapı menteşesi
bir kapı menteşesi gürültülerden oluşmuş

tırlatmış herhal şair ölümü şey zannediyor
bize arka çıksa ne güle köstek olsa ne
tut sen çiçek gibi kızı orasından cart ayır
ölüm yaramadı sana bir de aç karna dene

çekeceksek çekelim serbest şiirin ipini
tiyatronun balenin şeytan görsün yüzünü
yare soyut yaklaşan o ressamın tipini
çıktık erik dalına da nerde bunun üzümü

Kaçarı yok avımsın öyle ordan kaş göz et
Bıçak üşür üstüme o kuşu yerle bir et
Varlığım varlığına tuz olsun biber olsun
Bir seni çeker canım gerisini siktiret

Neye değse fos çıkmış yerinde bir yılan leş
Yükte yeğin olanlar geçti yanından vahla
Şeytan tüylü redingot papaz kılıklı gebeş
Artık devam edemez insansı bu günahla

Batıya ordu sürdük hehey ne şahane gün
Elimizdeki yayla neye değsek öldürdük
O toynağı rengarenk o anlı şanlı düğün
Ertesi pek yaslıydık ah ellemeyin güzdük

Bir taşı düşünürdüm bir hal gelip çıldıran
Bir kızı da yazlayın yüzü koyun uyurdu
Bir yüze aittin sen kargılar barındıran
Sonra da üşüdüğünü dev bir melek duyurdu

Şimdi orda her şey kor her şey biraz ateşin
Tutkal gibi bir şey var ölümle aramızda
Ölümle aramızda bir görgüsüz bir haşin
Yaşamak diye bir suç hiçlik olan sonunda

ey daha yaz gelmeden bizi neden terk ettin
neden gömdündü bizi öyle nefes nefese
anadan doğma üryan nedir senin hikmetin
nedir bu güttüğün kin uluorta herkese

bir sen kaldın bıkmayan böyle kan şorlatmaktan
ah leylaklar ağlardı bahçe görünce seni
ey yoku da yaratan o biçimsiz hiç yoktan
kan yalaşmış varlıktan ver kıssadan hissemi

bizde adet böyledir çığlıklı bu çarşıda
günlerimiz teleftir gözümüz kan çanağı
işimize gelmezse sallarız hem arşı da
yırtarız bir çırpıda mis kokan bir yanağı

tav olduğum doğrudur saf gümüşten bir tene”y
bakışları pek yırtı pek arsız ayartıcı
ey gönül bileyleyen burnu aşka sürtene’y
damara diş geçiren ölüm biricik harcı

HİKAYET-İ HERASİDEN-İ DUHTERİ  EZ SADA-YI YAREŞ  VE GÜRİHTEN-İ HEMAN DUHTEREK EZ AŞIKEŞ

VE PENAH BÜRDEN-İ U BE TARAF-I RAKİBAN

Sırf sevdiğim kız ayrıldığı için benden
Bir iftar sofrası biraz sonrasında
Trakyada ki özellikle tekfur dağında
Soğusun diye içlerine buz konmuş
Minyon minyon rakı bardaklarında
Serinletsin şimdi boğazlarını göçmenler

Sırf sevdiğim kız ayrıldığı için benden

Şayet sevdiğim kız ayrılmasaydı benden
Ta beytüşşebaptan duyardık ezanı hala
Ve şehvetli bir adam gibi gelişini yazın
Anlamazdık çıtırların işli dantellerinden
Muhakkak bir şeylerin olacağı tutar
en az üç gün çalardık felekten
ve belki  yaşaya yaşaya aşındırdığım
O kadının küçümen gözleri sen

şayet sevdiğim kız ayrılmasaydı benden

gel gör ki sevdiğim kız göze
aldığı için ayrılmayı benden
ağır gelecek kanatlılara
o canım boyuncağızlarını taşımak
ağrına gidecek akşamın çökmek
ağrına gidecek atın çatlamak
ağrına gidecek ruyalanmak ergenin
ufacık tıkırtıya uyanacak çoğumuz
çoluk çocuğunu kahir çoğunluğumuz
aşktan şiddetle men edecek
sevdiğim kız göze

aldığı için ayrılmayı benden

eğer sevdiğim kız ayrılmasaydı benden
dünyaya bir şans daha allahın anısına
ben bir yandan uzaklara yakışıklı bakar
daha derli görünürdüm aynaların oralarda
yoracak biri vardı var iken o yorgunluğumu
şimdi ne yalınızlık ne şarab ile dolar yeri
eni konu izah ederdim siz ulu’l elbaba
bir gülün bana bir gürz kadar ağır geldiğini

eğer sevdiğim kız ayrılmasaydı benden

hayfa ki sevdiğim kız ayrıldığı için benden
belimizden aşağlarda gezinen hayvan
besmelesiz ve destursuz boğazlanacak
sonra çirkin kızların  kuvvetle muhtemel
alayı cehenneme vesair gidecek
tüm bir yaz bütün tatil beldelerinde heyhat
sayfiyelerde ve hamaklarda heyhat
fingirdeşsin aşüfteler işadamlarıyla
kına yaksın diğer yandan .ötlerine
zen-meşrep şairleri bu şehr-i stanbulun
hayfa ki sevdiğim kız ayrıldığı için benden

GAZELLEME

der ta’rîf-i sehî kaddeş  ve çeşmhâ-yı dürüşteş ve bûy-ı anberîneş

درتعریف سهی قدش وچشمهای درشتش وبوی عنبرینش

Denizi arkasına aldığından olucak
Kahveyi göğüs hizasında tutuyor
Saçından zırt pırt azar işitmiş belli
Ellerine dokunsan kalbi çıt kırılıcak

Nasıl beyaz her yeri özellikle her yeri
Bir tüle çağrışımlı bir göle eğilimli
Kanırtılmaktan memnun ayartılmaya hay hay
Tam öpmelik ağzıyla ağzıma değinmeli

Öyle değil mi ama ey topumuza toptan küs
Kıskançlıktan çatlicam günahımı savun
Ey cildi kadifeden dişleri ey ak ak
Kokusu gül içerikli yürüyüşte rahvan

Sana ben yılışmadan bu hendeği geçersem
Beni bir hortlakla an bir periyle değil
Senin üstünde titremeli çalmalı bam telinden
Haspamlı konuşmalı canım cicimli değil

Hakkını yemiyeyim var sen beni hor gör
Tırnağın etmez senden üç önceki sevgilim
Bakanlarda bir iş yok hışmına uğrayana sor
Bir de dindar geçinir mumu sönünceye değin

Rüzgar bir arbededir gastelerle güreşen
Körpelerle süslenmiş sahifelere tos
Eteklere ilişir ve okur kadın denen
O en kutsal kitabın en ayıp ayetinden

Tâhâ’ya ne dedin de böyle afra tafralı
Son asırdır pek şair pek havalı duruyor
Bir ziyafet vaat etmiş şöyle geniş sofralı
Adama o değil de yaşaması koyuyor

pelin batu’ya

Ne şuh ne tüh sadece yağmurlu havalardan

Bir zaman çok çekmiş de yüzündeki kuraklık

Bir kumrunun su içmesi o derin kurnalardan

O boğuk rüzgarlarla saçların gayetle ne şık

*

Bir internet sayfasına dadanmış kitap kurdu

orda bir yanlışlık var bir kıtlık söz konusu

Ey zebercetten kürsü lal ü epkem puttan gül

Tut tapın sen kendine günahın boynumuza

*

Ellerimiz biz onlarla seni bahçelerde avuttuk

Bir pergeldir kavradık seni ta en belinden

ta başından aşikardı puf desen tepetaklağız

Bizi gözlerinle destekle gözlerin ki güverte

*

Damalı bir eteklik bir de rüzgar esmiş hoş

Ey her uzvunda dertten yekpare ince bir gam

Akıl dolu bir endam bir endam ki bize hep yan

Bizle hep alay geçen  dudakların kanasın

* Yazının devamını okuyun. »

3 sayfa«123»Yukari Asagi