.

Yol ayrımına gelmişlerdi. “Buraya kadar artık” dedi baba oğluna. “Sana bir gerçeği açıklamam gerekiyor oğlum. Ben aslında senin baban değilim” “Biliyorum” dedi oğul. Baba şaşırdı: “Nereden biliyorsun?” “Baba sen çekik gözlüsün. Ben ise bir zenciyim. Annem de kahrolası bir beyaz!” Baba bir saniye düşündü. Bir saniye sonra: “Annen hakkında böyle konuşmamalısın” dedi. “O benim annem bile değil!” dedi çocuk hırçınlaşarak. Baba kaşlarını büzüştürüp yukarı bakarak, “Aslında haklısın…” dedi. “Annenle biz evli de değiliz aslında. Ama konumuz bu değil. Asıl konumuz şu. Ben birazdan çok uzaklara gideceğim. Bir daha dönmeme imkân yok” “Nereye gidiyorsun?” dedi oğul. “Göreve beni de dâhil ettiler” dedi baba. “Uzay görevine mi?” dedi çocuk şaşkınlıkla. “Evet” diye cevapladı Baba. “Vay canına!” dedi gözleri parlayan çocuk. Baba çocuğun başını okşadı gülümseyerek. Bu arada söylemedim yıl Hicri 2594 idi. Düşünün Miladi bile değil. Hicri 2594. Şimdiden çok sonra geçiyordu bu olaylar. Uzakta bulunan gezegene bir koloni gönderilecekti. Bunun için seçilmiş kişiler bu göreve dâhil edilecektiler. Bu projede geriye dönüş yoktu, yıllar sürecek bir yolculuk olacaktı ve dünyadan sadece seçilmiş insanlar ve onların kuracakları aileden olan çocukları yetiştirilerek bu göreve devam edeceklerdi. Dünyayı neden terk ediyorlardı? Gelecekte dünya yaşanmaz bir yer mi olmuştu? Hayır. Bakın şimdi, şöyle: Her şey yanlışlıkla bir bilim adamının uzaydan gelen anlaşılamayan bir dalgayı çözmesiyle başladı. Uzaylılar bize sinyal gönderiyorlardı. Biz de onlara sinyal yolladık. Bu sinyal yollamalar kısa mesajlaşmalar şeklinde devam etti. 430 yıl kadar. Fakat mesajlar uzak mesafeden dolayı geç iletildiği için 430 yıl boyunca konuşulanların tümü şu kadardı:

(Hicri 2100) Bu sene sinyalin alındığı senedir.

– Varmia test! Varmia dışındaki canlılara sesleniyoruz. Varmia dışındaki canlılara sesleniyor…

Bu haber dünyada bomba etkisi yarattı. İnsanlar çok heyecanlıydılar. Hemen uzaylılara cevap verme komisyonu kuruldu ve kurulun aldığı karar gereği uzaylılara bu cevap verildi:

– Varmia burası Dünya gezegeni. Sizi duyduk! Sizi duyduk!

(Hicri 2186) Uzaydan cevap tam 86 yıl sonra geldi.

– Duydunuz mu? Siz kimsiniz?

Bizimkiler ümidi kesmişken aldıkları bu yanıta çok sevindiler ve anında cevap yolladılar.

-İnsanız bizler! İnsan!

(Hicri 2272) Sonraki sinyalin de cevabı 86 yıl sonra geldi.

– Ne?

Anlaşılan ortada bir anlaşmazlık vardı. Bu anlaşmazlığı çözmek için kurulun günlerce düşünüp taşınıp aldığı karar gereğince daha yüksek sesle bir mesaj daha yollandı.

-Bizler insanız!

(Hicri 2358) 86 sene sonra beklenen zamanda cevap geldi.

– İmsan ne?

Çok uzağa giden sinyalin kalitesi elbette ki düşüyordu ve DUİK yani Dünya Uzaylılarla İletişim Kurulu ses kalitesini daha da arttırılarak tane tane söylenmesinin bu sorunu çözeceğine karar verdi. Ve yeni mesaj uzay boşluğuna yollandı.

– İm-san de-ğil in-san!

(Hicri 2444) Beklenen cevap beklendiği zamanda tekrar geldi. Tam 86 sene. Fakat sonuç hayal kırıklığıydı.

-Hiçbir şey anlamadım.

Bu olay üzerine dünya uzaylılarla iletişim kurulunun sinirleri bozuldu. Kuruldakiler bir önceki mesajı dinleyen kuruldaki kişilerdi. Hepsi de yaşlı aksi ihtiyarlardan oluşuyordu. 86 yıl beklemenin sonucunun böyle olması dolayısıyla doğal olarak hepsi de sinirliydiler. Verdikleri cevap şu şekildeydi.

– İnsan dedik ulan! İnsaaan!

(Hicri 2530) Uzaylılarla iletişimimiz bu sert cevapla tehlikeye girebilirdi. Sonraki 86 yıl zor geçti. Yeni DUİK üyeleri uzaylılarla kurulacak doğru iletişimin gezegenimizin geleceğini kurtaracağını ya da sona erdireceğinin farkındaydılar. Nihayet cevap geldi.

– Anlamıyorum. Buradan anlaşılmıyor. Siz gelsenize buraya…

– Tamam. Geliyoruz!

Çok geçmeden kurul uzaya bir koloni gönderilmesi kararı aldı ve belli başlı bilim adamları, önemli kişiler seçilerek bu göreve dâhil edildi.

Baba oğlunun alnından öptü. “Annene iyi bak oğlum” dedi. “O kadın benim annem değil! Üstelik sen benim babam bile değilsin!” diye çemkirdi çocuk. Haklıydı. Baba bunu üzerine, “Haklısın” dedi, “Gerçek babanın kim olduğunu bilmek ister misin?” diye sorması üzerine çocuk başını öne eğerek, “Hayır” dedi. “Ciddi misin?” dedi baba. Çocuk, kaşları çatık biçimde yere bakarak: “Bilmek istemiyorum!” dedi. “Emin misin?” dedi baba, “Gerçekten bilmek istemiyor musun?”
“Hayır”
“Benden başka kimse bilmiyor ve şimdi binip gidiyorum. Emin misin son kez soruyorum”
“Evet, eminim.” dedi çocuk.
“Peki” dedi baba ve uzay hazırlıkları için alınacakları kampa doğru yola çıktı. Çocuk da hava aracına binip uçarak hızla oradan uzaklaştı…

, 23 Ocak
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi