.

Hatırlarsınız; geçenlerde Murat Menteş bir belediyenin düzenlediği kitap fuarı programından son anda çıkarıldı. Sebebi de kendisinin aylar önce yaptığı bir konuşmaydı.
Birileri konuşmanın görüntü kaydının bazı kısımlarını cımbızlamış ve bağlamından kopuk bir şekilde basına servis etmişti çünkü.
Bu arada, “Bağlam” sözcüğünün Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğündeki tarifini hatırlayalım: “Herhangi bir durumda olaylar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı, kontekst.”
Aynı sözlüğün dil bilimi açısından tarifiyse şu: “Bir dil birimini çevreleyen, ondan önce veya sonra gelen, birçok durumda söz konusu birimi etkileyen, onun anlamını, değerini belirleyen birimler bütünü, kontekst.”
Yani ettiğimiz kelam ya da ileri sürdüğümüz fikir ancak kendi bağlamı içerisinde anlam ifade ediyor ya da etmiyor. Onu çevreleyen dilsel ya da düşünsel ilişkiler kapsamında. Karşı çıkmak da desteklemek de ancak o bağlam içinde kaldığımız sürece mantıksal açıdan mümkün.
Murat Menteş’in başına gelense, Türkiye’nin bugünkü fikir ortamının trajikomik bir özeti: Ülkede genel bir bağlam krizi yaşanıyor. Üzerinde tartışacağımız herhangi bir bağlam yok. Bu yüzden söylenenen bütün sözler, ileri sürülen bütün fikirler, yazılan bütün kitaplar boşluğa savrulup gidiyor. Bunların yerini bulacağı hiçbir zemin yok çünkü.
Köşe yazarlığı yaptığım yıllarda en çok buna şaşırmışımdır. Bir kavramı tartışmaya çalıştığımda kel alaka cevaplar alırdım hep. Mesela “ulusal kültür sentezi” hakkında mı yazdım, hemen “Sen asıl karının giydiği kıyafete bak!” düzeyinde tepkiler geliyordu. Hem de ciddi ciddi “kanaat önderi” kabul edilen isimlerden!
Yıllarca şaşkın ve çaresiz hissetim kendimi. Ta ki bir sohbetimizde Alper Canıgüz durumu şahane bir kavrayışla “bağlam özürlülük” diye tanımlayana dek. Bu benim için epey aydınlatıcı oldu.
Ortada bağlam olmayınca ne oluyor? Bütün tartışmalar kişiselleşiyor ve “Ad Hominem” düzeyinde cereyan ediyor. Yani ileri sürülen fikirden çok fikri ileri sürenin kişiliği üzerinden abes bir polemik doğuyor. Hiçbir tartışma hiçbir yere varmıyor. Herkes birbirinin işaret ettiği yere değil parmağına bakıyor. Giderek fikir tartışması yapmak, yeni kavramlar geliştirmek imkânsız hale geliyor. İnsanda hal de kalmıyor zaten.
Türkiye’nin içinde bulunduğu cendere bu: Bağlam özürlülük. Hiçbir konuda işe yarar bir bağlam yok çünkü ne hazindir ki aslında Türkiye’nin bağlamı yok.
Acı ama gerçek: Ülke iki yüz yıl önce bağlamından koparılmış. Cumhuriyetin ulusal kimlik ve kültür üzerinden yeni bir bağlam yaratma çabası da sonuç vermemiş. Haliyle, artık bu topraklarda niye bir arada yaşadığımızın bile üzerinde uzlaşılmış bir açıklaması yok.
Boşu boşuna tartışmalar yapıyor, fikirler ileri sürüyor, kitaplar yazıyoruz. Şu okuduğunuz yazı dahil hiçbir zihinsel performansın yerini bulması mümkün değil.
Geriye birbirimizin kaşıyla-gözüyle, ne yiyip içtiğiyle, nasıl yaşadığıyla, hangi tribünde oturduğuyla uğraşmak kalıyor ki dikkat ederseniz bugünkü köşe yazılarının ya da siyasi polemiklerin çoğu bu minvaldedir. Kısır ve anlamsız çekişmeler. Kahredici bir çoraklık.
Artık hangi “mahalleden” olursa olsun aydın kişiye düşen bağlam yaratmaktır diye düşünüyorum. Üzerinde tartışabileceğimiz zeminler inşa etmek. Bunun niye elzem olduğunu bıkmadan usanmadan anlatmak. Yoksa zihinsel çölleşme belki yarından da yakın.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi