.

Ayının karnı açtı… Ne de olsa oldukça uzun bir süredir ağzına tek damla bal sürmemişti zavallı… Arı kovanlarındaki tüm balları bitirmişti ve şimdi de her yerde bal arıyordu. Köstebek kardeşe sordu: “Köstebek kardeş, köstebek kardeş! Balın var mı acaba?” Köstebeğin yanıtı çok sert oldu: “Hayır yok! Defol git!” Bunu demesiyle birlikte ayının kendisini kaybedip, pençesinin köstebeğin boynuna çarpmasıyla köstebeğin kafasının kopup yerlerde yuvarlanırken etrafa kanların saçılması bir oldu. Sonra ayı köstebeğin bu haline çok üzüldü, kafayı yerden aldı ve cebinden çıkardığı yapıştırıcıyla kafayla gövdeyi yapıştırdı. Köstebeğin gözleri açıldı ve şöyle söyledi: “Göremiyorum! Göremiyorum!” Ayı ani bir hareketle kafayı yerinden söküp çok uzaklara fırlattı.

Ayının çamurdan heykel yapmak gibi bir merakı vardı ve aklı fikri hep balda olduğu için çamurdan bal heykelleri başladı. Heykel yaparken düşünmeye de fırsat bulmuştu aslında. Ama o hep şöyle düşünüyordu: “…Çünkü ben bal heykeli yapıyorum ama bu sadece kendimi avutmak için oysa bal heykeli yenmez ama kendimi avutmak için ben bal heykeli yapıyorum çünkü…” Aradan uzun günler geçmiş, ayının saçı başı dağılmış ve sakalları uzamıştı ve artık canına tak etmişti gidecek ve konuşacaktı. Diyecekti ki: “Benim karnım aç, ben bal istiyorum.” Ama bu lafı kime diyecekti. Ya kendisiyle dalga geçerlerse, ya alaya alırlarsa onu… O ayı yüreği buna dayanamazdı.

Bir gün kapı çalındı ve içeriye çok güzel ve zarif, alımlı dişi bir yılan girdi. Ve dedi ki: “Af edersiniz ayı bey, siz bal arıyormuşsunuz duyduğuma göre.” Ayı uzun süre sosyal hayattan kopuk yaşadığı için iki lafı bir araya getirip konuşamıyordu. Ağzından çıkan laf şuydu: “Haa…” Çok utanmış, yüzü kıpkırmızı olmuştu ayının ama tüylerinin ardından yüzünün gözükmediği için yılan bunu fark edemedi. Konuşmayı şu şekilde devam ettirdi yılan: “Bizim eski yuvamızda bolca bal var. Hatta ve hatta bayaa bayaa bolca bal var.” Yılan konuşmasını bitirince ayı düşündü. “Bir yılanın balla ne alakası olabilir ki? “Ve şöyle konuştu: “Sizin ne alakanız var balla?” Yılan: “Valla, bizim eski yuvamız bir arı kovanının altında bulunuyordu, bir gün arı kovanına bir köstebek kafası çarptı ve bütün ballar bizim yuvaya döküldü” dedi. Ayı bu duruma çok sevindi. “Demek öyle ha!? Hemen beni yuvanıza götür!” “Peki gel peşimden” “Haydi gidelim.” Yola çıktılar, aynın keyfi yerindeydi. Hatta giderken yolda yılana şaka bile yaptı. Şöyle söylemişti: “Ayağa kalksana niye yerlerde sürünüyorsun?”

Yolculuk sırasında ayı ile yılan arasında hafif bir elektriklenme oldu sanki. Yoksa yılan ayıya aşık mı oluyordu? Birden ayı bir taşa takıldı ve yılanın üzerine düştü. Göz göze geldiler. Yılan ayıya: “Üstümden kalk lan ayı! Nefes alamıyorum!” dedi. Ayı üzerinden kalktıktan sonra: “Af edersin böyle demek istememiştim. Lütfen beni bağışla” diye ekledi. Aralarında hoş bir muhabbet başladı. Bir ara ayının “Bana yılanlığı anlat!” demesine karşılık yılan; elleri olmadan yemek yemenin zorluğundan kulakları olmadığı halde her söylenileni anlamasının acayipliğinden falan bahsetti. Bu sefer yılan ayının kendisinden bahsetmesini isteyince ayı kendisi hakkında bahsedilecek fazla bir şey olmadığını sadece işte bir ayı olduğunu söyledi. Yılan birden ayıyı çok sevimli bulduğunu kaçırdı ağzından. Ayı da: “Bende seni çok sivri dişli ve düz vücutlu buldum” dedi. Ne yapsın, diyecek söz bulamamıştı, ayının tekiydi çünkü… Yılanın yüzü kızardı, bakışlarını başka yöne çevirip: “İşte geldik!” dedi. Karşılarında kırılmış koca bir arı kovanı, kopmuş bir köstebek başı ve ağzına kadar bal dolu bir yılan yuvası vardı. Ayı hayvan gibi bağırarak hızla bala doğru koşmaya başladı. Gözü hiçbir şey görmüyordu, yılanı ezip suyunu çıkardığını da fark etmedi zaten. Yuvanın içindeki tüm balı kısa sürede mideye indirdi. Doymuştu artık…

(Nisan 2000)

, 17 Nisan
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi