.

İnsanların günleri birbirine benzemeye başlayınca, gördüğü rüyalar da donuklaşıyor. Mesela ben çoğu zaman, günlük hayatta ne yapıyorsam, rüyamda da onu görüyorum. Ama istisnalar da olmuyor değil. Mesela geçen gün, bir proje için bir süreliğine Brezilya’daymışım. Küçük bir dairem var, mutfak, banyo ve yatak odasından ibaret. Mutfakta oturmuşum, tavuk-pilav-domates’ten olma güzel bir yemeği bitirmişim, üstüne Kolombiya kahvesi içiyorum (malum, Kolombiya komşu), müzik dinliyorum. Derken tavanda çember şeklinde bir delik açılıyor, koca bir silindir yere düşüyor, oradan robokopvari adamlar iniyorlar ve beni apar topar, uyku tulumu gibi bir şeyin içine tıkıp götürüyorlar.

Beni bir binaya sokuyorlar, bir koridorda koştur koştur gidiyoruz. Ellerinden kurtulmak için debeleniyorum ama her yanımdan ayrı bir kol kavramış, kıpırdayamıyorum. Uzaktaki bir odadan sesler geliyor, biz odaya yaklaştıkça sesler yükseliyor. Master of Puppets çalıyor, bir yandan da tavuk gıdaklamaları geliyor. Odaya giriyoruz, beni uyku tulumundan çıkarıyorlar. Ellerim ve ayaklarım bağlı, ne ara bağladılar hatırlamıyorum. Odada, tavandaki çengellere ayaklarından başaşağı asılmış insanlar var. Ortalıkta tavuklar koşuşturuyorlar ve başaşağı insanların aşağıda olan başlarını gagalıyorlar. Tavukların her gagaladığı yerde bir delik açılıyor ve oradan kan süzülmeye başlıyor. Bangır bangır Master of Puppets çalıyor. Yerler, tavuk tüyü ve kandan oluşan bir bulamaçla kaplanmış.

Beni de başaşağı çeviriyorlar. Ayaklarım bir zincirle birbirine bağlı, beni o zincirden boştaki çengellerden birine asmaya çalışıyorlar. Çırpınıyorum, bir ara ellerinden kurtulur gibi oluyorum, ama yine yakalıyorlar ve zinciri çengele geçiriyorlar. Hızla çıkıp gidiyorlar.

Odadaki diğer elemanları gagalamakla meşgul tavuklar, yeni ve taze bir kafayı, beklediğimden çabuk fark ediyorlar. Bana doğru gıdaklayarak koşturuyorlar. Gayri ihtiyari gözlerimi kapıyorum.

Gözümü kapayınca, gözümün önüne başka bir görüntü geliyor. Bir avludayım, çepeçevre iki katlı bir binayla çevrili. Avlu ağaçlar, çimenler ve çiçeklerle kaplı. Çimenlerin üzerine bölük bölük uzanmış insanlar, birbirlerinin saçlarını okşuyorlar, öpüşüyorlar, hatta adamakıllı sevişiyorlar. Kadınlı erkekli her türlü kombinasyon var, üçlü, beşli, sekizli, artık ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Avludan ah-oh sesleri yükseliyor. Aralarından geçiyorum. Bir çalının dibinde bağdaş kurmuş, aşağı yukarı bir şempanze boyutunda bir kız var. Başını önüne eğmiş, uzun kıvırcık saçları yüzü dahil her yer yanını kaplıyor. Hafifçe kafasını yukarı aşağı sallıyor. Gidip karşısına bağdaş kuruyorum, volkmenle müzik dinlediğini fark ediyorum. O da beni fark ediyor, başını kaldırıyor. Gözlüklü, soluk benizli, on yedisinde gösteren bir kız. “Ne dinliyorsun” diye soruyorum. Bir kulaklığını bana uzatıyor, alıp kulağıma götürüyorum: Master of Puppets…

Gözlerimi açıyorum, ve anlıyorum ki aslında hiç uyumamışım, baştan beri uyanığım. Evimdeyim, müzik dinliyorum, Kolombiya kahvesi içiyorum (burada da satılıyor). Battery’nin finali çalıyor. Tavuklar gagalamaya devam ediyorlar hâlâ. Küçük bir sessizlik, ardından Master of Puppets başlıyor.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

, 5 Mart
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi