.

Sebeb-i telif: Bir arkadaşa bakıp çıkacaktım

Orta ikiden beri, siyaset ve din hakkında tartışmamaya yeminli olsam da, çarh-ı felek fakiri zaman zaman buna icbar ediyor. İlm-i siyasette ve ilm-i tevarihte ehliyet sahibi olmadığım halde bu mevzuda kalem oynatışımdan sual eden ahbaba halimi arz etmek isterim evvela: 7 Ocak 2012 gecesi TV24’te yayınlanan “Kafa Dengi” programında, Ermeni katliamı hakkındaki tutumlarına karşı, Fransızların Cezayir’de yaptıklarını öne sürmenin yanlışlığından bahisle başladığımız tartışmada, Türkiyeli sosyalistlerin katliamlar karşısındaki tavırlarının deux poids deux mesures[1] olduğunu söylemiş; Balkanlarda, Kafkaslarda ve Anadolu’da katledilen milyonlarca Müslüman’ın acısını suskunlukla geçiştirirken, ―emperyalistlerin Türkiye’nin boynuna geçirdiği bir tasma işlevi görmeye başlayan― Ermeni katliamı hakkındaki telifatlarının pek velûd oluşunu çifte standartçı ve samimiyetsiz bulduğumu anlatmaya çalışmıştım. Program sırasında gelen eleştirilere cevaben, eski yoldaşım Sinan Dervişoğlu’nun “Yurtseverlik: Egemen sınıfa ve ideolojiye rağmen ülkeyi ve halkı savunma” başlıklı makalesini, aynı gecenin sabahında, sitede[2] yayımlamıştım. Mesele fakir için tam kapanmışken, bahsettiğim eleştirilerden birinin sahibi, “Twitter” nam site marifetiyle fakiri, Etyen Mahçupyan beyefendinin 8 Ocak 2012 tarihli, “Rumeli’nin sürülmüş çocukları”[3] başlıklı yazısından haberdar etti. Bütün bu anlattıklarımın arasında bir günden uzun bir süre olsaydı, Mahçupyan’ın fakire cevap verdiğini sanırdım. Öyle olmadığını bilsem de, hem fikr-i takib hem de dostane bir uyarı için, bu cevabı yazmak zorunda hissettim kendimi. Yoksa siyaset ya da tarih tartışmaya ne halim ne de vaktim var.

Evvela

Kafkasya’da ve Balkanlar’da katledilen Müslümanları mevzubahis etmeye başlamak, Türkiyeli Sosyalistler ve demokratlar için müspet bir gelişmedir. Ama maalesef Mahçupyan, tam da yazısının girişinde eleştirdiği, “psikolojik denge yaratmak” ve “kaçış” olarak nitelediği işi yaparak başlıyor yazısına. Amenna, Ermeni katliamı meselesi tartışılırken, savunmaya geçen her türden milliyetçinin ilk başvurduğu argüman, Doğu Anadolu’da, Balkanlar’da ve Kafkasya’da Müslümanların katledilişidir. Peki ya siz neden bunları birer karşıt argüman olmaktan çıkarıp müstakilen tartışmıyorsunuz da, ancak Ermeni katliamıyla mukayese halinde ele alıyorsunuz?

Etyen Mahçupyan’ı retorik olmayan bu soruya ne cevap vereceğini düşünmek üzere bırakıp, Türkiyeli milliyetçi, devletçi çizginin, Anadolu’da, Balkanlar’da ve Kafkasya’da katledilen Müslümanları neden sadece bir karşıt argüman olarak kullandığını, Sinan Dervişoğlu’nun yukarıda zikrettiğim makalesinden okuyalım: “’Batı’yla dostça geçinme’yi temel stratejik rota haline getiren TC, yukarıda saydığımız Batı nefretini her zaman bastırdı. 93 harbinin, Balkan savaşının, 1. Dünya Savaşı’nın gözyaşı dolu anıları asla açığa çıkarılıp ortak kamu bilincine yansıtılmadı ve aile sohbetleriyle sınırlı kaldı […] Özetlemek gerekirse, TC, Batı ile olan tüm geçmiş hesapların tek taraflı kapatılması, ‘sıfırlanması’ üzerine kuruludur. Bu, TC’nin kurucularının Batı’ya verdikleri zımni bir taahhüttür.”[4] Cumhuriyet’in kurucu kadrosu, bu taahhüdüne mukabil, Batı’nın da eski hesapları kapatacağını ümit etti. Ama Batı bu ümidi kısa zamanda boşa çıkardı. Bu kadronun günümüzdeki mirasçı olan ―solcu, sağcı ya da İslamcı― her türden milliyetçi ve devletçi zevat, her fırsatta eski günahlarını sayıp döken Batılılar karşısında çılgına dönüp, onları eski hesaplarını kurcalamakla tehdit ediyor. Aynı yazısının dipnotunda Dervişoğlu, emekli bir diplomattan yaptığı alıntıyla bu tehdidi mücessem hale getiriyor: “Onlar Ermeni meselesini bu kadar deşerlerse, biz de Balkanlar’da ve Kafkasya’da ölen Türklerin dosyalarını açarız.” Milliyetçi ve devletçi zevatın hali pürmelâlken, Sosyalistlere dönüp “Siz neden bu mazlumların hukukunu savunmuyorsunuz” demek pek naif görünse de haklı bir tavırdır.

Saniyen

Mahçupyan Rumelili Müslümanları Ermenilerle kıyaslamaya başlarken, garip bir “otoktonluk”  tartışmasıyla işe başlıyor. Tarihçi olmadığım için, Mahçupyan’ın “Müslümanlık Rumeli’ye son üç yüz yıl içinde girmişti” derken üç yüz yılı hangi “son”a göre hesap ettiğini tartışmayacağım. Ama Müslümanlığın Rumeli’de yaygınlaşmasının on dördüncü yüzyıla kadar geri götürülebileceği, fakir gibi meslekten tarihçi olmayanların dahi malumudur. Aynı şekilde “bazı küçük bölgeler dışında Müslümanlar hiçbir zaman oranın gerçek anlamda ‘yerlisi’ haline gelmediler” ifadesi üzerinde de fazlaca durmayacağım. Çünkü yine malumdur ki, iskân ettirilenler dışındaki Müslüman nüfus, Rumeli’nin yerli ahalisi arasından İslam’ı seçenlerden müteşekkildi.

Oysa Mahçupyan, basit birer maddi hata gibi görünen bu garip çarpıtmalarla, katillerin yurtsuzlaştırdığı Müslümanları evvela “yersizleştiriyor”, tarihsizleştiriyor. Böylelikle, yurtsuzlaştırıldıklarında talep edecekleri hakların pek de “doğal” olmadığını iddia edebiliyor. Diyelim ki Mahçupyan’ın hesabıyla Rumeli’yi üç yüz yıldır mesken tutan ahali yeterince “yerli” değildi ve “işgalci”ydi; peki ya milyonlarca Makedon, Boşnak, Pomak, Arnavut ne zaman yerlilikten çıktı? Müslüman olduğu anda mı?

Salisen

Mahçupyan yine akla ve matematiğe mugayir bir hesapla, küçük bir kalem hatasıyla, Rumelili Müslümanları Osmanlı’nın “yönetici zümre”si yapıveriyor. Bu hesapla Osmanlı “sömürgeci merkez”, Müslüman ahali de “ona bağlı hâkim sınıf” oluveriyor. Mahçupyan’ın iddiasına göre, Osmanlı öyle büyük bir bürokratik teşkilat kurmuş ki, Rumeli’deki yönetici zümresi ancak milyonlarla ifade edilebiliyor. Kendisi de bu hesabın içinden çıkamayacağını bildiğinden olsa gerek, Müslümanların içinde toplumsal anlamda ezilenleri de barındırdığını söyler söylemez, “Ancak siyasî sistematik açısından İslam bir üstünlüğü, birçok zaman hak gaspını ima etmiş ve yerel halkın tepki birikimine yol açmıştı” ve “Müslümanlar artık sömürünün ve adaletsizliğin de öznesi gibi algılanmaya başlanmıştı” diyerek, yönetici zümreye dâhil olmayan Müslümanların neden hesaba katıldığını ve katledildiğini izah etmeye çalışıyor.

Burada sorulması gereken iki soru var: İlki, Hıristiyan komşusundan farklı sınıfsal bir konuma sahip olmayan gariban Müslüman köylünün mü “sömürgeci merkeze bağlı hâkim sınıf”ı teşkil ettiğidir. İkincisi ise bu yazıyı kaleme almaya fakiri icbar eden asıl vahameti açığa çıkarmaya yöneliktir: Milyonlarca insanın katledilmesini ve yine milyonlarcasının yurdundan kaçmak zorunda kalmasını sınıfsal bir kine dayandırmaya çalışmak, Sosyalist bir tavır olabilir mi? “Olabilir” diyen “Sosyalistler”, tarihte isimlerinin başına bir sıfat daha almışlardır: “Nasyonal”!

Bunu iddia ederseniz, Yahudilerin Avrupa’da ticarî burjuvazinin büyükçe bir kısmını ve malî oligarşiyi teşkil ettikleri ve uyguladıkları tefeci politikalarla halkı sömürdükleri için katledildiğini söyleyen ve soykırımı meşrulaştırmaya çalışan Nasyonal Sosyalistlerden ne farkınız kalır? Ya da İttihatçıların hâkimiyetindeki Osmanlı’da ve Cumhuriyet’in başlarında, ticareti ellerinde tutan gayrimüslimlerin kovulmasını meşrulaştırmaya çalışanlara ne diyebilirsiniz? Ya da Varlık Vergisi’ni, zengin gayrimüslim unsurların elindeki sermayenin Müslüman ahaliye transferi olarak gösteren ulusalcılara nasıl itiraz edersiniz?

Velhasıl-ı kelam

Sizin de dediğiniz gibi “Hiçbir katliam veya soykırım, unutulmayı hak etmez. Yaşanan acıya saygı duyulması insanlığın gereğidir”. Her birinin arkasında “farklı bir tarih” olsa da hiçbirinin arkasında “o yaşanmışlığın ürettiği, açıkça ifade edilmese de bilinen bir hakkaniyet” olamaz. Bir katliamın arkasında “hakkaniyet” duygusu aramak ancak katillerin ya da katil adaylarının işi olabilir. “Katliam” ve “hakkaniyet” kelimelerinin aynı cümle içinde geçmesi ise Hakk’ı incitir.


[1] Yarattığı yabancılaşmayla, tavrın işbirlikçiliğini vurgulamak ve yazıyı havalı göstermek için böyle yazdım. Yoksa bildiğiniz “çifte standart” bu.

[2] http://www.afilifilintalar.com/yurtseverlik-egemen-sinifa-ve-ideolojiye-ragmen-ulkeyi-ve-halki-savunma

[3] http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1225919&title=rumelinin-surulmus-cocuklari

[4] Dervişoğlu, Sinan. «Yurtseverlik: Egemen Sınıfa ve İdeolojiye Rağmen Ülkeyi ve Halkı Savunma. » Fabrika Temmuz 2005: 27-37

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi