.

bebek kafası

 

Vedat Özdemiroğlu halis bir yazardır bence. Birkaç hafta önce, henüz 29 yaşındayken yayımladığı “Vedat Bey’in Görkemli Hayatı” kitabını yeniden okuduğumda buna karar verdim. Yıllar evvel, Beşiktaş’ta bir sahaftan almış, sayfalarını karıştırıp bir kenarda unutmuştum. Vay benim toyluğum! Onu zamanında anlasaydım bugün Real Madrid’de oynuyordum.

Peki nedir halis yazar?

Halis yazar, okumaktan gelir. Edebiyattan anlamakla kalmaz, edebiyat olur. Bir miras devralmıştır. Bu mirası getirir, önümüze koyar. Taşıyabileceğimiz kadarını alırız. Halis yazar önce çok sağlam şekilde kendisi, yazdığı sayfalarda ise kolaylıkla başkaları olur. Hatırlar, hatırlatır. Kıymetler, kıymet verir. Sorar, sordurur. Saptar. Tanımlar. İcat eder.

Bebek Kafası’nda bütün bunları görüyorum.

Elbette ve öncelikle bir mizah kitabı Bebek Kafası. Pek sevdiğimiz Uykusuz Dergisi’ndeki köşesinin adı. Mizah dergilerinin büyük, renkli karikatürleri arasında görsel çekiciliği olmayan, ufak puntolarla yazılmış, bir manada çileli metinlerin müellifinin küçücük fıçıcık yazılarından kotarılmış bir kitap.

Geçen gün metroda elimde tükenmez kalem, altını çizerek Bebek Kafası’na dalmışken, yanımda oturan yolcu bir an kıpırdanınca adamın yabancı ülke vatandaşı olduğunu fark ettim. Sonraki dakikalarda beni izlediğini hissettim. Amcanın “Türkler de ne güzel millet, metroda ders çalışır gibi kitap okuyorlar” dediğini hayal ettim. Sevindim. Kitabın iklimi bunu gerektiriyordu.

Bebek Kafası’nı başlıklara ayırarak kısaca anlatmak isterim.

Vedat Özdemiroğlu saptıyor.

“Memlekette palmiye var, fakat içinde palmiye geçen bir halk türküsü yok.” cümlesini okuduğumda elim kafama gitti. Tatlı bir hayıflanma. Neden böyle şeyler bizim aklımıza gelmez? “Tüm kız çocuklarının kendilerini prenses gibi hayal etmesi ve hiçbir oğlan çocuğunun prenslik üstüne düşünmemiş olması.” Ben kralım diyen duydum da prensim diye gezen görmedim hakikaten. Meslek lisesinde prenslik bölümü olsa giden olur muydu acaba? “Tarihe geçmek için işini çok iyi yapman yetmez, tarihçinin de işini çok iyi yapması gerekir” cümlesini okuduğumda bir kenarda tembel tarihçiler, bir kenarda gayretkeş karıncalar geldi gözümün önüne.

Vedat Özdemiroğlu soruyor.

“Namerde muhtaç olmak, biraz da mertlik fırsatı vermek değil midir namerde?”, “Cetvelle sınır çizenler arasında o cetveli saklayan olmuş mudur acaba?”, “Niçin seçmen totalda yüzdeli de bireyde blok? Oyumun tamamını aynı partiye vermek zorunda mıyım?”

Vedat Özdemiroğlu tanımlıyor.

Ansiklopedi için “tüm kitapların müdürü gibi” diyor. Evliya Çelebi; “Usta ayak, sahada basmadık yer bırakmıyor.” Lacivert;  “mavinin ablası”, Endülüs; “akşamdan ıslatılmış İspanya” imiş mesela.

Vedat Özdemiroğlu hikâye yazıyor.

“Evrenin kısa tarihi: Olan oldu.” Bundan daha şık bir kısa hikâye okumadım uzun zamandır. “İlk kendi kalesine gol atan adam epey bir müddet bu durumu komple şahsi algılamıştır.” İşte size kendi kalesine gol atan ilk adamın yaşamöyküsü… Islıklandı mı? Ağladı mı? Hırs yapıp aynı maçta bir tane de karşı kaleye attı mı? “Tarihin tek gazetesi çıksa, manşet insanın iki ayağı üzerine kalkması olurdu bence.” Bebek Kafası tek cümle olsaydı bu olurdu. “Yaşlı kahraman: Süpermiş.” Yılmaz Gruda geldi aklıma. Bu kısacık hikâyenin filmini yapsam Gruda’yı oynatmak isterdim. Ne oldu şimdi? Bir satırdan kendimize bir dünya kuruverdik. “Kaç asırdır söylüyorum, reenkarnasyon diye bir şey yok.” Tertemiz bir espri. Kemiksiz, löp. Halis yazarın içinden çıkan yüzlerce matrak adam varken mizah sevilmez mi?

Vedat Özdemiroğlu şiir yazıyor.

“Sen varsan malı mülkü neyleyim, sen yoksan malı mülkü neyleyim, demek ki ben malı mülkü neyleyim.”, “Bahar sana da güzel, bana da güzel. Ama en çok bahar çobana güzel.”

Vedat Özdemiroğlu felsefe yapıyor.

“Güzel farklı leziz ayrı, ermiş başka aziz ayrı.”, “Söz konusu teferruatsa konu dağılmıştır.”, “Zekâ zulümle baş ettiği kadar kurnazlıkla baş edemez; kurnazlık vasatın zekâsıdır.”

Vedat Özdemiroğlu dil üzerine düşünüyor.

“Mesut oldum ile mestoldum nasıl aynı olabilir, çok farklı gibiydi.”, “Tezatla paradoks arasında çelişki yok.”, “Sumru Yavrucuk’un U içinde kalması.”, “Sosis’in %60’ı S.”

Vedat Özdemiroğlu bilgi paylaşıyor:

“Umut kelimesini dilimize Yaşar Kemal kazandırmış.”, “Sümer tabletlerinde ‘Tanrım beni yavaşlat’ diye dua varmış.”, “Efendi kelimesi Yunanca’dan gelir.”, “Anadolu’da şişmansan domuz sıkısı derler, zayıfsan zekât keçisi.”

Vedat Özdemiroğlu icat ediyor.

Bir hatırasını anlatırken bir yerde “N’apıyonuz demekli oldum.” diyor.  Demek istemiş ama diyememiş derseniz bunun içinde duygu azdır. “Demekli oldum” derseniz duygunun damarını bulmuşsunuzdur. “Sultan üçüncü hamur” diyor bir yerde. Cümlenin gerisini sonra okurum, gülmekten düştüm bile. Osmanlı’dan bahsettiği bir paragrafta “Sarayda yangın olarak çalışmak” ifadesi var. Bunu böyle bırakayım ki merak edin, sarayda yangın olarak çalışmak nasıl bir şeymiş. “Çok saçma lan insanın kaçırdığı treni okşaması.” cümlesi geçiyor bir yerde. Tek başına edebi kudret macunu gibi. Tren gidiyor, siz okşuyorsunuz. Binemiyorsunuz da. Binseniz yolcu, binemediniz mi hikâye kahramanı oluyorsunuz. “(…) duydum ve yıllık iznimin bir bölümünü hemen kullandım.” Şaşırmanın dereceleri vardır. Bu da V.Ö. cetvelinde üst noktalardan biri. “Düşük yoğunluklu merak içindeyim.” aynı cetvelde orta sıralarda.

Bebek Kafası’nın -aynı zamanda dergideki köşesinin- vinyetlerini çizen Behnan Shabbir’e parantez açmak gerek. Çok yakışmış kitaba. Gördüğüm kadarıyla çizerler arasında bir benzeri yok. Gün gelecek, çizdiği bir kadına âşık olan gençler çıkacak. Duvarlarına asıp şerefine içecekler mesela.

Bebek Kafası. Kitap.

Kitap mühim arkadaşlar. Kitap, sahip çıkmak. Kitap, miras. Hele de Bebek Kafası gibi evladiyelik kişisel antolojiler için. Bugün gözünüzden kaçanı yarın yakalayıp kucağınıza getirir. Dün görmediğinizi bugün anlatır, dün sevdiğimizi bugün kalbinize mühürler.

Bebek Kafası’nı çantanıza atıp veya koltuğunuzun altına alıp da çıkın dışarı.

Hava çok güzel.

 

 

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi