.

Doksanların başıydı… Yeni yeni dinlemeye başlasak da kısa zamanda dinimiz imanımız heavy metal olmuştu. MP3’ten başlayarak sayabileceğiniz hiçbir müzik dosyasının olmadığı yıllardı bunlar. CD yoktu, kasetler vardı onların yerine… Kasabaya haftada bir kez kaset dağıtımcısı gelirdi ve Hasan Hüseyin’in müzik dükkânında beklerdik gün boyu. Gözlerimiz yollarda ve heyecan içinde… Ne zaman geleceği belli olmazdı, ama o yaşlarda bile hatırlı müşteri olduğumuzdan kimse ses çıkarmazdı dükkânda ya da pasajda oturmamıza… O günlerden birinde yeni çıkan kasetlere bakarken Iron Maiden’ın bir albümü dikkatimi çekmişti. Kasabaya müzik getiren masum gençten albüm hakkında bilgi isteyince yeni çıkan bir kaset olduğunu (onlar albüm demez kaset derdi) ve kendisinin çok beğendiğini söyledi. King Diamond ve Alice Cooper arasında seçim yapmak üzereyken bir de o eklenmişti kararsızlığıma ve ilk Iron Maiden albümü Killers’a böylelikle sahip oldum…

Normal görünen bu manzaranın altında, aslında çok kötü bir şekilde kandırılmıştım. Yaş itibariyle kandırılmaya müsaittim ve bilgiye ulaşmak şimdiki kadar kolay değildi. İnternet yoktu misal… Google’a bir şey sorulmadığı yıllardı o yıllar unutmayalım… Iron Maiden’ın ikinci albümü Killers’ı, Fear of The Dark’lı yıllarda son albüm diye almıştım. Bruce Dickinson’ın bile daha Iron Maiden’la çalışmaya başlamadığı bir albümden bahsediyorum gerisini düşünün işte… Bu hatayı da gençlik yıllarımızı yanlış bilgiler ve kötü çevirilerle zehirleyen Rock Kazanı’ndan öğrenmiştim. Ne yıllardı yahu…

O albümden sonra hayatımın her devresinde muhakkak Iron Maiden dinledim… Rezilliği unutmamak için değil, sevdiğim için… Şimdi sahnede oradan oraya Killers diyerek koşan Paul Di’Anno çok heyecanlandırmasa da sekiz dakika boyunca Mother Russia diye bağırabilirim hâlâ… Tepelere koşabilirim ansızın…

Sarhoşken, sızmışken, sevinmiş, bir şeylere üzülmüşken dinledim Iron Maiden… Kendimi vazgeçilmez sanırken ansızın yalnız kalışlarımda… Kasabadan büyük şehirlere uzanan yolculuklarda… Hiç tanımadığım insanları özlerken ve ille de bir aidiyet ararken dinledim… Sarhoşken “Fear of the dark” diye ağlayan bir insan varsa muhakkak daha yakından anlar beni.

Ben Iron Maiden dinlerken grup yeni albümler çıkardı, dağıldı… Toplandı… Doksanlar bitti milenyum saçmalığına kapıldı evren… Bir gecede bütün dünyanın değişeceğini sandık, ama olmadı… Aşıp çektik bunu da, arkamıza hiç bakmadan yaptık bunu hem de… Hükümetler, insanlar, binalar, kentler, kasabalar, yıllar değişti ben Iron Maiden dinlerken… Uluslar tarih denen bu topraklardan sildiler atlarını. Savaştı insanlar. Durmadan, üşenmeden savaştı… Ben Iron Maiden dinledim…

Şimdi yirmi yıl öncesine bakıyorum… Killers kazığından sonra aldığım No Prayer for the Dying yayınlanalı tam yirmi yıl olmuş… Bazı grupların son albümleri geçen tüm zamanın izlerini taşır ya hani işte Iron Maiden’da bu yok. Onlar zamanın izlerini taşımıyor… Zaman onları değiştirmiyor. Yeni yayınlanan The Final Frontier tam bir Iron Maiden albümü işte, zamansız bir şey yani… Yirmi yıl önceki gibi, çocukluğum gibi ilk gençlik yıllarım gibi…

İşte yirmi yıl önce Iron Maiden dinliyordum, hayat çok karmaşıktı… Seksenli yıllar yeni bitmiş, biz de bitirilmiştik. Biz anlamıyorduk ama öyle diyorlardı. Şimdi seksenli yılların iyice biteceği söyleniyor, Erkan Yolaç parodisi gibi devam eden bu “evet/hayır” karmaşasının arasında yirmi yıldan beri Iron Maiden dinliyorum ben ve mutluyum bununla…

Evet ve hayır, hiç birinin önemi yok… İşte nihilizm tam da bu… Avalon Adası’nda yer ayır bana Bruce…

, 14 Eylül
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi