.

[Sosyoloji ve edebiyat arasındaki ilişkiye dair zihin açıcı tespitler içeren bu metin, yazar-sosyolog Besim F. Dellaloğlu‘nun hazırladığı ders notlarından, kısaltmak suretiyle elde edilmiştir…]
Mr Collins didn't read novels

TECRÜBEDEN KOPUK TEORİ
“Edebiyattan uzaklaşma”
ya da yirmi yıl sosyal bilim metni okuduktan sonra artık roman, şiir okuyamama sendromu aslında biraz da dâhil olunan akademik, bilimsel, sosyolojik zihniyetten kaynaklanmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında edebiyat olsa olsa sosyoloji sofrasının sosu olabilir, asla ana yemeği değil!
Bu, bizlerin sadece maruz kaldığı değil, aynı zamanda bizzat ürettiği bir zihniyetti. Olguyu her zaman, olgunun yaşantılanmasından daha fazla ciddiye almak. Bence bu bakış sosyolojinin Türkiye’de ve dünyada en büyük özelliğidir. Üstelik değerden bağımsız bir olgusallık mümkünmüşcesine!
Modern toplum, öznenin maruz kaldığı bir gerçekliktir ve bu “maruz kalma” durumu belki de en iyi “ebedileşmiş” hâlinden okunabilir.

EDEBİYAT: SOSYAL VARLIĞIMIZIN YANSIMASI
Memleketin edebiyatını yeterince önemsemeyen sosyoloji, giderek bir tür teknisyenliğe dönüşüyor sanırım.
Oysa bu ülkenin Batı’yla modernlikle romanla sosyolojiyle teması zamansal, mekânsal ve insani olarak çakışmıştır. Bunu görmek için Namık Kemal, Ziya Gökalp, Yahya Kemal, Tanpınar isimleri bile yeterlidir. Siyasetçi, edebiyatçı, düşünür ve sosyolog kimliği Türkiye modernleşmesinin aydınlarında birleşmişti. Üstelik Ortodoks ya da heterodoks fark etmeden. Bugünün sosyologları olarak bizler, arkamızda böylesi bir gelenek olduğunun farkında olmalıyız. Bugün artık böyle entelektüeller pek çıkmıyor. Neden acaba?
“Edebiyat ki bir bakıma, sosyo-kültürel kişiliğimizin söz ve yazı hâlinde kendini dışa vurması demek; kah kendisi toplumu belirleyen kah toplumla biçimlenen fakat hangi suretle olursa olsun sosyal varlığımızı olduğu gibi aksettiren ifade ve sembollerin toplamı olarak önümüze seriliyor.” (Sabri Ülgener)
Türkiye benzeri modernleşme ülkelerinde bilindiği gibi toplumsal olan değil, siyasal olan daha güçlü olmuştur. Türkiye bir ulus-devlet olmaktan çok bir devlet-ulus’tur. Örneğin, bizim gibi ülkelerde “toplumsal” olanın içinde ütopyanın, kurgunun payı çok önemlidir. Bu nedenle modernleşme ülkelerinde olgu-değer ayrımı yapabilmek Batı’dan daha zordur.

TÜRKİYE SOSYOLOJİ DEĞİL, SİYASET BİLİMİ ÜLKESİ
Bizim gibi ülkelerde, bir toplumsal çözümleme ile bir edebi metin arasında sanıldığından çok daha az fark vardır.
Bizde edebi metnin yani kurgusal olanın sosyolojik statüsü bilimsel olanın hiç de gerisinde değildir.
Türkiye bir sosyoloji ülkesi olmaktan çok siyaset bilimi ülkesidir. Modernleşme ülkelerinde, toplumsal olanın siyasal olana etkisi daha sınırlıdır.
Aslında Türkiye Batı toplumlarından çok daha karmaşık ve çok boyutlu bir toplumdur. Dolayısıyla biz çok daha derin, nüanslı bir sosyoloji yapabiliriz. Ama Türkiye’de sosyolojinin bunu ne kadar başarabildiği oldukça tartışmalı bir konudur.
Türkiye’de sosyoloji edebiyatla daha sıkı fıkı olmak durumundadır.

SOSYAL OLMAYAN SOSYOLOJİ
Kendimizi ifade ederken seçtiğimiz dil, ifade etmek istediğimiz içerikten tamamen bağımsız değildir. Bu Sosyoloji için de geçerlidir. Bugün bu dil öylesine dogmatikleşmiş, öylesine kurulaşmıştır ki artık hedeflerini gerçekleştirmesinin önünde en önemli engel hâline gelmiştir. Artık ortalama bir sosyoloji tezinin, o tezin jürisi dışında birileri tarafından okunması giderek imkânsızlaşmaktadır. Akademik olanın, hayatla ilişkisi neredeyse kopmuştur. O zaman ne cüretle hâlâ “sosyal bilim” kavramını kullanıyoruz? Kendisi sosyal olmayan bir sosyoloji ne anlama gelir? Ne işe yarar?

besim dellaloglu

Besim F. Dellaloğlu

MEŞRUTİYET’LE MEŞRU BİR MÜNASEBET
O zaman Edebiyatla sıkı fıkılık sadece içeriksel değil, biçimsel açıdan da elzemdir. Önemli bir dil problemimiz var. Geçmişle bugün arasında kalın bir duvar gibi. Bu belki de manevi bir duvar ya da bir zihniyet duvarı. Zihinsel bir duvar. Mesela, Meşrutiyet ile ilgili bir çalışma için Osmanlıca bilmek gerekir. O dönemlerde yazılmış romanların kaç tanesi bugünkü alfabeyle mevcut?
“Bilgiyi sunmanın yöntemleri, kanalları ve araçları da en az bilginin içeriği kadar önemlidir.” (Johannes Fabian)

, 13 Mayıs
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi