.

“Ahtapotun kol ya da bacağının kendi düşünceleri vardır.”  İkinci Cahillikler Kitabı / J.Lloyd-J.Mitchinson

Leblebi Gibi İnsan Yağıyordu / Dün akşam çok tuhaf bir şey oldu. Yukarıdan süzüle süzüle bir şey indi. Süzüle süzüle indi diyorum çünkü galiba batıyordu. Arkadaşlara bunun bir denizaltı olduğunu, ağır silahlarla donatılmış insan yapısı bir gemi olduğunu söyledim. Anlayamadılar önce. Geminin su altında ne işi varmış. Su altında gitmesi için tasarlanmış olduğunu izah ettim. Hangi memleketten olduğunu seçemedim. Tayfur ve birkaç arkadaşı hızla aşağı batığın peşinden gittiler. O makinelerin on santimetreye kadar kalın çelikten bir zırhları oluyor. Akılları sıra ekmek çıkar mı diye bakıyorlar. Hiç zannetmem. Hatırlıyorum da buzdağına çarpan şu meşhur transatlantiğin batışına şahit olmuş Rıza Kaymak adlı bir kaplumbağa ile tanışmıştım. Birkaç sene önce öldü toprağı bol olsun. Dediğine göre gemi batarken arkasından bütün leş yiyiciler koşturuyormuş. “Zemine ulaştığında etrafına toplanan meraklı kalabalık ve fırsatçılardan güverteyi göremiyorduk” derdi. “Yukarıdan da leblebi gibi insan yağıyordu” derdi. Tabii oralar soğuk. Yiyemediklerini saklamak zor olmamış. Bu Tayfur gibileri aylarca bayram etmiş. Rıza Kaymak çok şeker ve çok bilge bir kaplumbağaydı. Tavşanla yarışmasından bahsetti bir keresinde. “Dalga mı geçiyorsun, o hikâyedeki kara kaplumbağasıydı” diye itiraz ettim sırıtarak. “Düşün işte, o kadar kibirli bir tavşandı.” dedi. Yarış bitmeden boğulmuş gitmiş.   

Alman Paraşütleri / Denizanaları bazen mahallece gezmeye çıkıyorlar. Sanırsın Nazi Ordusu Varşova’ya hava indirme başlatmış. Aralarından bir tek Piraye’yi tanıyorum. Bunları görünce sesleniyorum: “Yüz kişi dolaşmayın vallahi ödüm patlıyor, Alman paraşütü sanıyorum sizi” Gülüyor. Haa, paraşüt deyince aklıma ne geldi bakın: Dünya Sağlık Örgütü, 1960’lı yılların başında sıtma salgınını önlemek için birçok ülkeye DDT sıkmış ancak işler ters gitmiş. Malezya’da yalnızca sivrisinekler değil hamamböcekleri de cortlamış. Zehirli hamamböceklerini yiyen kediler ölünce fareler inanılmaz artmış. Hayvan, verem ve tifüs gibi hastalıkların taşıyıcısı olduğu için de köyler birdenbire bu hastalıklarla baş başa kalmış. Örgüt tutuşmuş, sağa sola “Yetişin, acil kedi lazım” diye mesajlar bırakmış. “Nasıl kedi istiyorsunuz? İran mı, Van mı, Cihangir mi?” diye soranları “Faşist misiniz?” diye terslemiş. Birkaç gün içinde yüzlerce kedi bulunup, İngiliz uçaklarından paraşütle iç kesimlerdeki uzak köylere bırakılmış. Buna “kedi bırakma operasyonu” denmiş ve başarılı olmuşlar. Aradan elli yıl geçti. Cihangir kedilerinin atalarının tavşan olduğu da hesaba katılırsa Malezya’ya şimdi de birkaç elektrik süpürgesi fabrikası açmak gerekiyor olabilir.

Vazop Kılıklı / Vatoz balıkları hakkında çok şey söylüyorlar. Balık dediğin oradan oraya gezermiş. Bu uçuyormuş, havada süzülür gibi kanat çırpıyormuş. Hakikaten öyle. Diken gibi kuyruğu var ya akrebe benzetiyorlar. Eskilerin “Vatoz belası gibi dikilmek” diye bir deyimi vardır. Şimdiki çocuklar bilmez. “Cebine vatoz yapışmak” “K.çına vatoz kaçmış gibi dans etmek” laflarını da duydum. Kafanın büyükannesi gizli işler çevirip yakınlarını üzenlere “vazop kılıklı” derdi. Onların köyünde vazop derlermiş. Bu tuhaf yaratıkların deniz kuvvetlerinin ajanı olduğuna inanlar da var. Tevekkeli değil sinsi sinsi dolaşıyor aşağılarda. Dokunanı da yakıyor. Geçen hafta salı günü kollardan biri değecek oldu da zor tuttum. Bu kafadan çıkan on sekiz kol var. Birçoğu saf. Doğruyu yanlışı bilemiyorlar.

Mute / Kollardan birine Mute ismini taktım. Çünkü hiç konuşmuyor. Uyum sağlıyor. Sızlanmıyor. Ama bu hali çok tehlikeli. İçinde biriktirdiğine inandığımdan bir gün gelip her şeyi kusacağından korkuyorum. Gevezelikten hoşlanmadığım doğrudur ama zevzek birini içine atan birine tercih ederim. Mute’ye böyle söyledim. “Kendi iyiliğin için biraz konuş. Derdini aç bana, futbolun artık futbol olmadığını yeni bir fikirmiş gibi söyle, bazı kitapların edebi olup olmadığına mahkemeler karar vermelidir de, kurban olayım, her cinayet sonuçta iki kişiliktir de razıyım ama susma, ne olur iş işten geçmeden fışkırt” dedim. Vantuzlarıyla oynamakla yetindi. Tutup sarstım. Önüne baktı. “Senin vantuzlarının sülalesini s…” dedim. Küstü. Eyvah ki eyvah! 

(İllüstrasyon: Wesley Edgebrecht /ABD)

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi