.

brook anna - angry fortune teller

 

“Romanya’da verilen yeni bir yasa teklifine göre, falcıların kehanetleri doğru çıkmazsa, ceza alabilecek, hatta hapse girebilecekler. Taslak yasa, geçtiğimiz hafta Senato’da kabul edildi. Yürürlüğe girmesi için parlamentonun onayını alması gerekiyor. Ocak ayında ise, Romanya hükümeti, falcılık ve büyücülük mesleğini vergilenebilir meslekler kapsamına almıştı. Buna çok kızan cadılar, Tuna Nehri’ne zehirli adamotu atarak hükümeti lanetlemişti.” 9 Şubat 2011, Radikal

“Bu zamanda falcılık yapacağına git bir lokantada bulaşıkçı ol” dedim, komşunun oğluna. “Falcı olmak isteyen gençlere ne öneriyorsunuz?” diye sormuştu balkondan. Sigara içiyordum. Beni görünce her zaman yaptığı gibi, gelecek kendisine fısıldanmışçasına sırıtmıştı. Cevabım tabi ki hoşuna gitmedi. Bu sefer de gelecekte kendisini çok şişman ve yaşlı bir kadın ile evlenmiş olarak görmüş gibi büzüldü dudakları. “Hava çok soğuk” dedim. “İçeri girmek istiyorum” “Yarın da soğuk olacak mı?” dedi. “Olacak” dedim. Cennetle müjdelenmiş bir papazın topuk selamını vererek perdenin arkasında kayboldu.

Bir falcıdan çok fazla şey beklememeli. Hele yaşadığımız şu günlerde. Yılda yüzde yirmi beş gelir vergisi ödüyorum. Yüzde on sekiz de katma değer vergisi. Kaç ediyor? Yüzde kırk üç. Bütün varımızı yoğumuzu alacaklar fırsat geçse ellerine. Hükümetten bahsediyorum. Kaç arkadaşım hapislerde çürüyor biliyor musunuz? Geçen yıl Cabrina’yı aldılar içeri. Mahkemesi devam ediyor. Bundan dört sene evvel bir sigortacıya önündeki küreden bakıp “Sen çok önemli bir pozisyona geleceksin. Sabahları dolmuşa binmeye devam et” demiş. Adam da heyecanla beklemiş o önemli pozisyona geleceği günleri. Bu arada çalıştığı şirket öğle yemeği ve SSK’nın yanında servis hizmeti de sunmaya başlamış. Adam dolmuşu bırakıp servise binmeye başlamış. Tamam, adam haklı. Ben de olsam ben de aynı şeyi yapardım. Fakat bu durumda bileşenlerin düzeni bozuluyor. Servise biniyorsan kehanetle arana mesafe koyacaksın. Geçen üç senede işinde bir değişiklik olmayınca Cabrina’yı dava ediyor adam. “Söylediği çıkmadı. Kandırıldım” diye. Ayıptır. Belki de Cabrina dolmuşun etkin olduğu bir istikbal vaat ediyordu. Bunu bilemiyoruz. Hem Cabrina’nın bir vade belirttiğini de sanmıyorum. Hiçbir falcı net bir vakit vermez, veremez. Zamanla oynamak mümkün olsaydı hiçbir cadı yaşlanıp, kırışmazdı. Zaten falcı dediğin geleceği sunmaz, sadece söyler. Onu almak insanın kendi bileceği bir iştir.

Bakın aklıma Grefa geldi şimdi. Grefa bizim çaylaklardan. Bükreş’te büyük hocalardan özel dersler almış. Yetenekli ve kendini geliştirmiş bir çocuktu. Balkan kupasında finale çıkmıştı. Bazı Ortadoğulu kralların, generallerin kendisine gelip “Devrim sağanağı başladı, sırada hangi ülke var?” diye sorduklarını duydum. Peki ne oldu? Vergi borcu yüzünden altı aydır demir parmaklıklar ardında. İşleri iyi idi. Neymiş vergi levhasında eksik varmış. Kendilerine göre bir şey hesap ettiler, “Bilmem şu kadar borcun var” dediler. Otuz yıl çalışsa ödeyemez.

Büyücülük biraz daha farklı. O zaman işin içine otlar, tütsüler filan giriyor. Eskiden çift anadal yapanlar vardı. Adrian usta mesela, hem falcılık hem söz bozma, bağlama, yağ çıkarma gibi işler yapardı. Yağ çıkarma dediğim de bizim meslekte bir tabirdir. Birisinin başarı kazanabilmesi için etrafındaki insanların biyoenerjileri emebilme yeteneği veriyor. Aslına bakarsanız ben denemedim, ama faydalı olduğunu söylüyorlardı. Adrian tam bir üstaddı. Evinden müşteri eksik olmazdı. Kimine göre büyü denilen şey kötü niyetli bir operasyon. Öyle sanmıyorum. Çünkü tıpkı falcılık da büyücülük gibi tek başına var olanı yok etmez, yok olanı var etmez. Potansiyelleri yaşatır. Büyütür. Örneğin, sana takan öğretmeninin ölmesini istiyorsan büyünün ne suçu var? Anlayacağınız kötülük varsa o içimizde. Doktor da, ressam da aynı şeyle yaşamıyor mu? İnsanın içi oldukça karanlıktır.

Bu hükümet bizim meslektaşlardan hoşlanmıyor. Geçen gün bunu odada dile getirdim. “Çağa ayak uydurmalıyız, bu öfkeyi başka türlü önleyemeyiz” dedim. “Genel kurul yapalım” dediler. “Durumu masaya yatıralım, ortak bir tepki oluşturalım.” Ben de gittim. Kuru pasta ve meyve yedik. Dargınlar barıştı, barışlar küsüştü. Başka bir şey olmadı. Yayınlanan bildiride; “Yıllardır siyasal otoritenin baskıcı rejimi altında inim inim inliyoruz, buna tepkisiz kalınamaz, Tuna Nehri yeni eylemlere gebedir” gibi bir şeyler yazıldı. E bunu herkes biliyor. Daha etkin olmalıydık. Biz sindikçe semer siparişi veren çok olur. Bir tane Bakan çıkmış; “Büyü yapsınlar da bütün kabineyi kurbağaya çevirsinler o zaman. Adamotu olayı bizi çok yıpratmıştı. Bazı arkadaşlarım o günden sonra ayakkabılarını kendi başlarına bağlayamaz oldu” diyerek gevrek gevrek gülmüş. Utanmaz herif. Adamotunun işe yaramış olduğunu biliyordum. Hiç sıkılmadan mide bulandırıcı şakalar yapar olmuşlar. Orada olsaydım yüzüne uzun uzun bakar ve ona şöyle derdim: “Senin kurbağaya dönüşmene gerek yok ki!”

Efkarlandım gene. Hafakanlar basıyor. Şimdi balkona çıkacağım, kar yağıyor olacak ve o yavaş zekâlı komşu çocuğu anında belirip; “Bu sene kiraz bol olacakmış diyorlar sen ne diyorsun?” diyecek. Dostlar başına. Ailesinde birinin kiraz bahçesi filan olsa anlayışla karşılayabilirim. Yok, bizimkinin meselesi başka. Zevzeklik. Bir gün de kapımı çalıp bir kâse kiraz getirse, “Annem kiraz pişirdi de, kokmuştur” dese vallahi kurban keseceğim.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi