.

Memleketinin içinde bulunduğu siyasi çalkantı ortamının en can sıkıcı yanlarından biri, ilgilenmeme özgürlüğünüzün elinizden alınmış olması. Olan biteni sinirleriniz kaldırmıyor olabilir, ya da o kadar ilginç bulmuyor olabilirsiniz, ama bunu yüksek sesle söyleyemezsiniz, ayıplanırsınız. Dahası, halihazırda başlamış olan ekonomik kriz yüzünden, şu anda ilgilenmiyorsanız bile onlar sizinle ilgilenecek yakında. Komplo teorisi kuracak kadar bu meselelere kafa yoracak değilim, ama bir yandan da eninde sonunda bizim cebimize el atacaklar ve her şey de bunun için tezgahlanıyor gibi bir hissim de yok değil.

Bu arada yaklaşan yerel seçimler için “illa ki oy ver” kampanyası yapan meşhur simalar gözüme çarptı. Bunun üzerine; çokça bilinen, bilinmese bile hissedilen “oy verme paradoksu”ndan bahsetmenin tam zamanıdır, diye düşündüm.

Eğer, “tek bir oy neyi değiştirebilir ki” diyorsanız, söyleyeyim, evet haklısınız. Hiçbir şeyi değiştirmez. Sizin vereceğiniz tek bir oyun seçimin sonucunu değiştirmesi için (özellikle belediye başkanlığı gibi en çok oy alanın kazandığı, diğer herkesin kaybettiği seçimlerde) sizin oy verdiğiniz adayın, en yakın rakibinden sadece bir fazla oy alması gerekir. Diğer her durumda, siz oy vermeseniz de aynı kişi kazanırdı. Sizin seçimi istediğiniz adayın kazanmasından elde edeceğiniz maddi-manevi kazanç çarpı seçim sonucunun tek bir oyla belli olması ihtimali, sizin oy vermek için kıçınızı kaldırıp mahalle ilkokuluna gitmekle girdiğiniz külfetin, yaktığınız kalorinin yanında ihmal edilebilecek kadar küçüktür.

Tam burada sazan okuyucunun (ya da okuyucu sazanın) itirazı gelecektir: Ama ya herkes böyle düşünürse ne olacak? Herkes böyle düşünürse hiç kimse oy vermeye gitmeyecek demektir. Böyle bir durumda seçim sonucu ne olur, yasada bunun yeri var mıdır, bilemiyorum. Ama en azından aday olanların kendilerine oy vermesini beklemek gerekir. Kendi oyuyla hiçbir şey değişmeyeceğini biliyor olsa da, kendine oy vermeye bile üşeniyor görünmesi siyasi geleceği açısından hayırlı olmayacaktır. Ya hiç kimse aday da olmamışsa? Orası olsa olsa cennet olmalıdır. Gerçekten, cennette böyle olmasını beklersiniz, orada da iktidar mücadelesi yapacak değilsiniz. Düşünün, cennete gitmişsiniz, yetmemiş, bir de oranın belediye başkanı olmak istiyorsunuz. “Pardon, bir yanlışlık olmuş, sizi alt kata alalım” derler adama.

Neyse, asıl demek istediğim, seçim sonucunu etkileyebilecek kadar çok insan böyle düşünürse dahi, tek bir oyun anlamı açısından bu durum ortadan kalkmayacaktır. Yani çok sayıda insan, bir oyun bir şey değiştirmeyeceği inancıyla (ki bu inanç doğru olduğu için buna inançtan ziyade tespit demek gerekir) sandığa gitmezse, sizin sorumluluk sahibi demokrasi aşığı bir seçmen olarak sandığa gitmeniz, yine seçimin sonucunu değiştirmeyecektir, oy verdiğiniz kişi sadece tek bir oy farkla seçimi kazanmadığı sürece.

Buna paradoks denmesinin nedeni, düpedüz ortada olan bu duruma rağmen insanların oy vermeye gitmesi, hatta bir çoğunun sabahın köründe gidip kuyruğa falan girerek ekstra külfete katlanması. Aslına bakarsanız, ben de defalarca oy verdim, çoğunlukla da barajın altında kalacağını kesin olarak bildiğim partilere verdim. Oy vermenin seçimi kazanmaktan başka anlamları, bundan alınan başka tarz bir tatmin duygusu vardır. Çok ayrıntısına girmeye gerek yok. İnsanlar daha çok böyle bir şey için oy verirler. Eğer kendi oylarıyla seçimin sonucunun değişeceğini düşünseler, daha çok kendi çıkarları doğrultusunda oy vermelerini beklerdik. Ama çoğu insan öyle yapmıyor, kendi çıkarından bağımsız olarak, siyasi görüşüne göre oy veriyor.

Doğrusu, kimse oy vermek zorunda değildir. Oy vermemek, olan bitene duyarsız olmak anlamına gelmez. Ayrıca, siyasi sistemin pratikte çökmüş durumda olduğu şu günlerde oy vererek demokrasiyi kurtaracağına inanmak için fazla naif olmak gerekiyor. Oy vermemek de bir tepkidir. Yaşar Kurt “oyunu verme anneeeee” derken böyle bir şeyden bahsediyordu (herhalde). Sizin tepkinizden kimsenin haberi olmaz, orası ayrı. Ama oy verseniz de kimsenin haberi olmayacağına göre, tepki açısından da pek bir şey fark etmiyor.

Bence, bu “oy ver” kampanyasını yapanların, yanlış hesapladıkları bir şey daha var. Bu kişiler, az çok hükümet karşıtı olarak bilinen kişiler olduklarına göre, oy vermeye niyeti olmayanları ikna ederek, AKP dışı partilerin yüzdesini arttıracaklarını düşünüyor olmalılar. Yoksa, niye böyle bir kampanya yapsınlar? Türkiye’de zaten seçimlere katılım dünya ortalamalarına göre bayağı yüksektir. Daha da fazla çıkmasının kime ne yararı var? Bundan çıkarılabilecek siyası bir anlam da yoktur. Halkın olan bitene tepki duyduğu da iddia edilebilir, olanlardan hiç etkilenmediği de.

Öyleyse, dediğim gibi, bu kampanyanın yüzdeleri değiştireceğini düşünüyor olmalılar. AKP seçmeninin her şart altında oy verdiği, CHP’lilerinse akşamdan kalma oldukları için oy vermeye gitmeyeceği yönünde yaygın bir inanış var, ondan etkilenmiş olabilirler. Ama bence, şu şartlar altında, içinden hiç oy vermek gelmeyenler, asıl, önceki seçimlerde AKP’ye oy vermiş olanlardır. Onlardan, birden dönüp başka bir partinin taraftarı olmasını bekleyemezsiniz. Öyleyse, bırakın evlerinde otursunlar, niye kurcalıyorsunuz?

, 1 Mart
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi