.

 http://www.afilifilintalar.com/bizi-ayiran-duvar-1-bolum

 http://www.afilifilintalar.com/bizi-ayiran-duvar-2-bolum

 http://www.afilifilintalar.com/bizi-ayiran-duvar-3-bolum

Merhaba desem içimden gelmiyor, sevgili desem haddine değil Uwe,

Hayal gücüne hayran olduğumu söylemiştim galiba. Bir Anglosakson polisiyesinde okumuştum: Kumarbazların, katillerin ve yazarların hayal gücü yüksektir diye. Ben buna bir de seni, yani yalancıları da eklemek istiyorum. Gerçi kumarbaz olmanı es geçemeyeceğim. Katil olup olmadığını ise zaman gösterecek. Ama yazar olmak sana gelmez. Çünkü sabırlı olmadığın gibi Almancan Goethe’nin çorabı kadar bile değil. Sarımjak, misket filan gibi harikulade buluşlarına hiç girmeyeceğim ama Çinlilerin tadilat raporunu “badana” diye yorumlaman enteresan. Senin çocukluğun nasıl bir yerde geçmişti çok merak ediyorum. Adamların bize yazdığı mektup dosyamda. Bir tadilattan bahsediliyordu ama bu badana ya da dam aktarma filan değildi, eminim. Allah aşkına Uwe etrafına bir bak, duvarlarda boya görüyor musun sen?

İnan mektupların beni yordu. Nasıl bir yüzsüzlüktür hiç anlamıyorum. Benim üzerimden kadınlara sallıyorsun. Adil mi? Seni feminist derneklerin eline verirsem duvarın sonunu bulamazsın bilmiş ol. Bu satırları okuduğunda ‘tehdit’ ediyorsun diyeceğine eminim. Mektubundaki ‘tehditler’ yanında benimki ‘teh’ kalır.  Yaptığın duygu sömürülerine yıllarca katlandım. Gene aynı yola başvuruyorsun. Ama sevgili dostum, papaz her zaman pilav yemiyor. Öncekilerden çok taş çıkmıştı da ses etmemiştim.

“Yolculuğumuzun ayrıntılarından bahsetmeye vakit kalmıyor” diyerek arnavut kaldırımı gibi laf döşenmeye gerek görmüyorum. Mevzuu daha fazla uzatmak tarzım değil. Birbirimize söz verdiğimiz gibi yolda başımıza gelenlerden, gözlemlerimden vs. bahsedeceğim. Seni bilmiyorum ama ben sözünü tutan, tuttuğu sözün de bir fotokopisini alıp dosyasında saklayan biriyim.  

Bugün yolculuğumun 17. günü. Bilmiyorum senin kaçıncı günün? Belki de şu an sarhoşsun ve toplam sarhoşluğu saymazsak 3. günün filandır. Aha! Şaka yapıyorum tamam. Merak etme biliyorum ki sarhoş bile olsan birkaç kilometre yürüyebilirsin. Neyse. Bu satırları yazdığım şu anda saatim 23.12’yi gösteriyor. Hava öyle karanlık ki büyük ayıyı bile göremiyorum. Düşün yani o kadar kocaman bir şeyi… Aha! Bu gece havamdayım. Nedeni basit aslında. Gayet formda bir gün geçirdim. 27 kilometre yürüdüm. Hem de sadece iki kere mola vererek. İlk molamda oturmuş Rotterdam soğanı, Cenevre peyniri, Fransız ekmeği ve ananas suyundan oluşan öğünümü yerken yanıma bir turist yaklaştı. Oysa şu kulelerden birinin en karanlık köşesine çekilmiştim. Nasılsa dikkat çekmişim. Sarışın olduğumu görüp Rusça konuştu önce. Çok az Rusçamla Rus olmadığımı ama çok güzel tenis oynadığımı söyledim. Kendini tanıştırdı. Japonmuş. Nasıl anlayamadım diye düşünürken güneş gözlüklerini çıkardı. Kendisi ülkesinde küçük bir gazetede spor yazarıymış. İngilizce konuşmaya başladık. Adı Tatsuko. Rusçayı nerden öğrendiğini de açıklama ihtiyacı hissetmiş olacak ki “Aslında konuştuğum Rusça değildi, uydurdum” dedi. Doroznik mavroşka filavnipova zıbarsko filan deyince herkes yiyormuş. Yüksek sesle güldük. “Yani iyi tenis oynadığımı filan anlamadın o zaman” dedim. “İyi tenis oynadığını anlamadım, zaten anlamam için lazım olan şey Rusça değil, iki tane raket” diye cevap verdi. Doğrusu oldukça komik biriydi. Burada ne yaptığımı sordu. Anlattım. Çok ilginç buldu. Sonra hemen yanına gelen karısıyla paylaştı. Kadın kibarca eğilerek selam verdi. Sana da sevgilerini gönderdiler. Hiç gerek olmadığını, senin yabancı dil bilmediği belirttim. Aha! Durduramıyorum kendimi. Pardon. Neyse. “Çinliler çok inatçıdır, umarım projenizde bundan sonra engel çıkarmazlar” dedi kadın. “E izin verdiler ama bundan sonra ne olabilir ki” dedim. “İnşallah öğrenmek zorunda kalmazsınız” diyerek bacağını sıyırdı ve topuğunun üst kısmındaki büyük yara izini gösterdi. Şaşırmıştım. Yaranın hikâyesini öğrenemeden vedalaşıp ayrıldılar. Giderken adam bana birtakım el kol işaretleri yaptı. Anladığım kadarıyla “beni ara” diyordu. Sadece gülümsedim. Ne yapaydım? Hem telefonunu vermiyor hem de bacağı yaralı karısının yanında utanmadan kaş göz yapıyor. Aa dur bir dakika… Kadın bana ayakkabısının vurduğunu anlatmaya çalışmış olmasın? Öyle ya topuğunu gösterdi. Peki, bunun Çinlilerle bağlantısı ne? Ayakkabı Çin malı mıydı ki? Of, birden Hitchcock filmlerindeki kargalar gibi sorular üşüştü başıma. Huzursuz oldum şimdi. Mutlaka Çin hükümeti ile ilgisi olmalı bu yaralı topuğun. Maalesef hiçbir zaman öğrenemeyeceğim…  Mi?

Marina.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi