.

Okul gezisine çıkan çocuklar girdikleri mağaradaki gizemli bir boşluğun içinden yuvarlanarak esrarengiz bir tünelden aşağı düştüklerinde, kalkıp üstlerini silkelerlerken karşılarında bir canavarın oturduğunu gördüler. Bir süre oraya buraya kaçıştılar ama canavar her defasında koca pençeleriyle çocukları engelliyordu. Canavar kaçmaktan yorgun düşen çocuklara “Soracağım bilmeceyi bilirseniz sizi bırakırım” dedi koca ağzıyla. Onlar da çaresiz, “Sor haydi” dediler.  “Çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane” “Nar!” diye atıldı küçük çocuklardan biri. Canavar anında çocuğu kaptığı gibi cumburlop midesine attı. Hepsi dehşet içinde birbirlerine bakakaldılar. “Nar değil miydi?” diye sordu en cesur olanı. “Nar olmalı!” dedi. “Cevap Nardı!” diye yükseltti sesini. “Hayır, cevap incirdi” dedi canavar pis pis gülümseyerek. “Hiç narın içinde bin tane parça gördünüz mü?” “Nasıl olur?!” diye öne atıldı bir başka çocuk, “Binlerce yıllık bir geleneği hiçe sayıyorsun!” “Tamam o zaman!” dedi cesur olan, “Seninle bir anlaşmaya varalım. Ben kalayım, diğerlerini bırak” “Hayır” dedi canavar “Bakıyorum da çok kahraman görünüyorsun. O kadar kahramansan şu sorumu cevapla da görelim: Ben giderim o gider, arkamdan tin tin eder” Arkadan bir tanesi “Gölge deme sakın” diye fısıldadı. Çocuk da ikircikli bir halde: “Bi-bilemiyorum” dedi  “Cevabını bir kâğıda yaz o zaman, o kâğıdı da ikimizin arasında bir yere koy” Canavar, “Yoksa bana güvenmiyor musun?” dedi. “Ben babama bile güvenmiyorum! Kaldı sana güvenicem!” diye toklaştırdı sesini çocuk. Canavar biraz da utanarak: “Benim okumam yazmam yok ki” diyebildi. Çocuk suratında beliren hain gülümsemeyle, “Çok yazık! Bizler hepimiz okuma yazma biliyoruz” dedi alaycı bir şekilde, “Değil mi çocuklar!” diye sordu arkasındakilere. “Eveet!” diye onayladı diğerleri hep bir ağızdan. “Bizler,” dedi “daha birinci sınıfta söktük okumayı!” Bunun üzerine canavar çekingen bir ses tonuyla “Cevabı size çizerek versem olur mu?” diye sordu. “Oldu bakalım.” dedi cesur çocuk. “Çiz bakalım. Sonra katlayıp ortaya koy” “Tamam. Kâğıt var mı?” dedi canavar. “Kâğıt olacaktı!” dedi çocuk sesini sertleştirerek, “Bir bakalım!” Çantadan defterini çıkardı ve bir elini bastırarak diğer eliyle sayfayı yırttı. “Al!” dedi uzatarak. “Şimdi sen kalem de istersin!” dedi. “Yok” dedi canavar. “Kalemim var benim” “Kalemi varmış duydunuz mu çocuklar!” dedi çocuk başını geriye meylederek. “Hah!” diye güldü dudağının bir ucuyla.

Canavar arkasını dönüp eline aldığı kömürle kâğıda bir şeyler karalamaya başladı. Çizerken sürekli arkasındaki kuyruğa dönüp bakıyordu. Az sonra sivri parmaklarıyla beceriksizce katlayıp kâğıdı ortada herkesin görebileceği bir yere koydu. “Haydi, ver bakalım cevabı!” dedi bu sefer canavar pişkin bir edayla. Çocuk düşündü: “Cevap gölge demiyorum.” dedi. Canavar kaşlarından birini kaldırarak: “Eh” dedi biraz sinirle karışık emniyetle: “Peki ne diyorsun?” “Ben şu arkanda sallanan çirkin kuyruğu diyorum. Cevap bu!” dedi, “Kuyruk! Canavarın gözleri fal taşı gibi açıldı. “Şimdi bakalım bir kâğıtta ne varmış!” Canavar anında kâğıda pençesini attı ve kendine çekti. “Durun!” dedi, “Bir şey eksik çizmişim.” Aldı kâğıdı ve bir şeyler daha karaladı. Geri koydu “Şimdi bakın.” dedi. “Aaa…” diye bir ses yükseldi çocukların arasından. “Olmaz ama” dedi cesur çocuk “Sen mızıkçılık yapıyorsun.”

Canavar kıpkırmızı olmuştu elini kolunu sallayıp “Eeh Bilemedin işte!” diyerek cesur çocuğu aldı ve cumburlop midesine attı. “Ee?..” dedi canavar,  “Oyuna devam edelim mi?”  Çocuklar korku ve gözyaşı dolu gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. İçlerinden biri sordu titreyen sesiyle, “Doymadın mı?” “Doymadım!” diye cevapladı canavar. “Doymak nedir bilmem!”

“Biz size bir bilmece sorsak peki?” diye sordu akıllı bir çocuk. Canavar şaşırdı “Sorun bakalım.” dedi ne yapacaksınız bakalım görmek isterim der gibi başını yana eğerek, “Bilmeceyi dinliyorum.” “Ama” dedi çocuk, “bildiğiniz her bilmece karşılığında bir çocuk dışarı çıkacak.” “Bildiğim mi?” dedi gülümseyerek, “Oldu.” dedi canavar anlaşmayı baştan kabul ederek. “Bu çocuk salak galiba” diye düşündü. Gülesi geldi. Kendini tuttu. Sonra bir patlamayla birlikte kahkahalar atmaya başladı. Güldü de güldü. “Canavar bey gülmeniz bittiyse bilmeceye başlıyorum” dedi akıllı çocuk.  “Sor bakalım” dedi. Hâlâ pis pis sırıtıyordu. Çocuk bilmeceyi sordu: “Pare pare dolunca, Tane tane bulunca, Yane yane yanınca, Hare hare olunca, Han da demem, Gak da demem, Kündeye gelin, Ben gelmem, Tok tok olurum, Pak ile bilirim, Bilin bakalım; Ben kimim?”  “Taş!” dedi canavar hiç düşünmeden. “Bravo!” diye bağırdı bilmeceyi soran çocuk. Bütün çocuklar birden sevindiler. Çocuklardan biri gitmeye hazırlanırken. “Durun” dedi: “Bir saniye” canavar şaşırmış: “Cevap taş mı?” dedi. “Elbette öyle” diye cevapladı çocuk. “Ancak? Nasıl olabilir?” dedi canavar şaşkınlık içinde. “Bunu saymıyorum. Yanlışlıkla bildim” Çocuklardan biri “Olmaz!” dedi “Bildin işte. Yaaaa!” Ağlamaya başladı. Sonra diğerleri de katıldılar bu zırıltıya. Hep birlikte ağlıyorlardı. “Bizi de yiyceek!” diyerek. Zırıltı dayanılmazdı.

Canavar çocukları susturmak için birer birer yakalayıp ağzına attı ve yedi katır kutur sesler çıkartarak Katurtuların sona ermesiyle beraber ortalığı bir sessizlik kapladı. Ağır yediği için üstüne bir ağırlık çökmüştü canavarın. Tatlı bir uyku bastırdı. Olduğu yerde öylece uyuyakaldı.

Uyurken çocuklar karnını yarıp dışarı çıkmaya başladılar. Canavar bunu gözleri yarı açık şekilde izliyordu. Kalkıp onları kovalamak istedi fakat kımıldayamıyordu. Sonra karnından çıkan çocuklar ona asla bilemeyeceği sorular sorup dalga geçmeye başladılar. Sesini çıkaramıyordu. Derken terler içinde uyandı. “Fazla yemiş olmalıyım…” diye düşündü. Yediklerini sindirmek için mağaranın içinde dolaşmaya başladı.

“Günlerdir uyuyamıyorum…” diyordu uzanmış halde. “Peki, bu durum ne kadar zamandır devam ediyor?” diye sordu top sakallı bir canavar ellerini birleştirmiş bacak bacak üstüne atmış şekilde. Yuvarlak camlı bir gözlük takıyordu. “Sanırım o çocuklardan sonra oldu. Her gece rüyama girip benimle dalga geçiyorlar”

Canavar uzun saçlı güzel bir canavarın dizlerine yaslanmıştı. “Bilemiyorum” diyordu “Belki de yaptığımız yanlış. Çocukları yememeliyiz” “Sevgilim” dedi güzel canavar, “Sadece biraz kafan karışmış hepsi bu. Gel buraya”
Çocukları yediği yere gelmişti. Mağaranın bu bölümüne uzun zamandır uğramamıştı. Yürürken bir çantaya takıldı ayağı içini açtı. Defterleri, kitapları karıştırmaya başladı.

İlk başlarda sadece resimlere bakıyordu fakat daha sonra okuma fişlerinden kelimeleri, derken okumayı söktü. Bulduğu her kitabı okuyordu. Okudukça daha da aydınlanıyordu.

Canavar arkadaşları başka çocukları yakalamış onu da çağırdılar. “Gel!” dedi birisi “Bu çocuklar çok taze!” “Canım istemiyor” diyordu. Onu ilgilendiren artık çocukların elbiselerinin içindeki değil çantalarının içindekiydi.

Aylar sonra bizim canavar kalabalığının ortasında elinde tuttuğu kitabı havaya kaldırarak haykırıyordu. “Böyle daha ne kadar sürecek! Çocukları yiyerek kendi geleceğimizi tehlikeye atıyoruz. Gün ışığına çıkmalıyız! Yaşasın Aydınlık!”

Çok geçmeden canavar meclisi idam kararını verdi. Canavarı götürürlerken kitaplardan öğrendiği kıymetli bilgileri haykırıyordu. “Güneyde dağlar kıyıya paralel uzanır!” “Bir üçgenin iç açıları toplamı yüz seksen derecedir!” Tüm canavarların toplandığı görkemli bir kalabalığın ortasında başı vurulurken canavarın son sözleri şöyleydi: “İyelik ekleri! İyelik ekleriii!..”

, 21 Ocak
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi