.


Komedyen paradoksu diye bir şey var mı? Bir taraftan alaycılık ve kusurları bir parça abartma gereği var. Bir taraftan da “Dünya daha ahlaklı, titiz, bilgili bir yer olsa keşke” mesajı veriyorsunuz. Fakat öyle bir dünyada da komedyenin anlatacağı bir şey kalmaz sanki?
Acaba?! Herkes der ki “Memleketimiz bir mizah cenneti.” Neden? Çünkü aksaklık var, kusur var, kıl var, yün var. Ben de diyorum ki “Ulan sen güllük gülistanlık yap, ben oradan da şaka çıkarırım.”

O zaman bir fark olmaz mı?
O zaman suçluluk duygusu ortadan kalkar, insanlar gönül rahatlığıyla gülme başlar. Benim asıl paradoksum şu: Ben bir gruba ya da kişiye ait bir kusurla ilgili şaka yapıyorum. N’oluyor, o kişi ya da grup gülemiyor. Jinekolog esprisi yapıyorsun, jinekologlar pek gülemiyor. Onu da kucaklamak için bir şaka daha yapıyorsun. Ben hep daha fazla insanı güldürmeye çalışıyorum. Bu beni yeni yöntemler geliştirmeye itiyor. Belki de bu, komik olmamak noktasına kadar varabilir.

Çok ilginç? Komik olmayan mizah ha?
Bence mizahın varlığını ve kalitesini belirleyen unsur muhalefet, aksilikler, aksaklıklar değil. Üstat Karikatürist Cemal Nadir, karikatürün göbek hoplatan bir kahkahaya sebebiyet vermesinden bir tür utanç duyacağını, aslında karikatürün entelektüel bir tınısı olması gerektiğini söylemiş. Kabul etmemek mümkün değil. Fakat süreç içerisinde hep ağlanacak yerlerde, düşünülecek yerlerde güler olmuşuz. Gülmek için hayırlı, güzel sebepler bulmak bana zor gelmiyor.

Dolayısıyla?
Hiç modası geçmeyen, eskimeyen, dinamizmini kaybetmeyen bir mizaha yakın olmayı tercih ederim. Pişmanlık, bıkkınlık getirmeyecek tatta bir alaycılığı, dostane bir şakacılığı keşfetme peşindeyim.
Komedyenin filozofa dönüşmesinden de korkarım.

, 26 Nisan
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi