.

“Neden kimse bana güvenmiyor?” diye söylenip duruyordu. Oysa geçmişte yaptıklarına dönüp biraz baksa anlardı. Kendisine parasını emanet eden adamı hatırladı. O parayı kumarda kaybetmişti. Sanıyordu ki; iki katını kazanırım. Ya da Hikmet adında bir arkadaşı ona karısını emanet etmişti. Adamın karısına etmediğini bırakmadı. Bunun üzerine şimdi hapiste olan arkadaşı Hikmet de öfkeyle üzerine yürümüş ve bıçağı karnına saplamıştı.

“Aslında bazı hatalarım olmuş olabilir” diye düşündü yarasını ovuştururken. “Bundan sonra dürüst bir insan olacağım!” diye karar aldı.

Sanki evliyaymış gibi davranmaya başladı. İyi şeyler yapıyor iyi biriymiş gibi davranıyordu. O kadar iyi bir ermiş taklidi oldu ki bu çevresinde müritleri filan oluştu. Bilgece sözler ediyordu:

“Bir ağaç yaş iken yanmaz. Sadece kuruyanlar yanar aşk ile”

Bir de ney almıştı pazardan. Üflüyordu.

Müritlerinden bir tanesinin plak şirketi vardı. Ona bir albüm yaptılar. Ney’ledim isimli albümü ile satış rekorları kırmasa da internetten bayağı bir tıklandı.

Evliyaymış gibi davranıyordu yine. Herkese hoşgörülü davranıyordu. Gözleri nemli, yüreği kederliydi sanki.  O sırada Hikmet ortaya çıktı. Hapisten kaçmıştı. Küfürler ederek adamın üstüne geliyordu. Sonra tam üzerine atlayacakken ayağı takıldı ve bıçağının üstüne düştü. Hikmet oracıkta can verdi.

Herkes bunun bir keramet olduğu konusunda hemfikirdi. Hikmet için çok gözyaşı döktü. Zaten bu olaydan sonra saçma sapan şeylere ağlamaya başladı. Bir keresinde:

“Efendim neden ağlıyorsunuz?” diye sorduklarında,

“İlkokulda silgimi kaybetmiştim. Kokulu silgiydi. Çok güzel kokardı. Gül kokardı gül!!” diye hüngür hüngür ağlamıştı. Herkes söylediklerinde ince bir mana arıyordu. Bu nedenle her hareketi onlar için anlamlıydı.

Bir gün bir kadın çıkageldi yanında çocuğu ile. Dedi:

“Bu senin çocuğun” Çocuk da bayağı benziyordu hani.

“Adı ne bunun?” dedi elindeki çikolata kremi tüpünü emen çocuğu işaret ederek. “Cafer” dedi kadın. Cafer’e DNA testi yapıldı. Evet, çocuk onundu. Baba olmuştu!

Çocuktan sonra her şey farklılaştı. Artık bir sorumluluğu vardı.

“Tüm gün oturup ağlamaktan daha önemli işlerim var yapacak” diye düşündü. Müritlerine şöyle seslendi:

“Gidin kendinize başka birini bulun! Ben bırakıyorum!”

“Bir kusur mu işledik efendim?” diye sordular.

“Hayır!” dedi. “Sorun sizde değil bende!”

“Gitmeyin efendim bizi bırakmayın!” dediler. Gözleri doldu.

“Gitmek zorundayım!” dedi. Yine ağlamaya başlamıştı! Müritlerden biri çıkıp:

“ Yeter ya her şeye ağlıyorsun!” diye sesini yükseltti. Adamın canına tak etmişti. Herkes başını çevirip bu adama baktı. Derin bir sessizlik oldu,

“Bir yaşındaki kızım bile daha az ağlıyor senden!” diye sürdürdü konuşmasını.

“Sen nasıl!” diye üzerine atılacaklarken müritlerini durdurmak için birden elini kaldırdı.

“Hayır!” dedi “Bırakın konuşsun!” Adam birkaç adım öne çıkarak,

“Seni düelloya davet ediyorum!” dedi. “Kazanan müritleri alır!” Bunun üzerine,

“Bu ne cüret!” diye hiddetlenir gibi olsa da sonra, “Müritler benim şahsi malım değil!” dedi. “Üstelik ben onları özgür bıraktım. Çikolata dükkânı açmayı düşünüyorum. Bir çocuğum var. Ona mutlu bir gelecek bırakmak için çok çalışmalıyım”

“Şekerci dükkânı mı?” dedi adam.

“Evet, şekerc-Yok hayır çikolata dükkânı dedim. Çikolata dükkânı açmayı düşünüyorum”

“Neler olacak peki içinde?” diye sordu adam.

“Çok çeşitli çikolatalar olacak”

“Naneli çikolata da olacak mı peki?” diye sordu.

“Olacak tabi!” dedi. Bunun üzerine adamın gözleri parladı ve

“Sen çok yaşa!” diye bağırdı elini havaya kaldırıp. Birden herkes bir ağızdan,

“Sen çok yaşa!” diye bağırdılar. Tüm bunlar olurken bir kenarda Cafer çikolata kremi tüpünü emiyordu. Gelecekte bir çikolata imparatorluğu kurma fikri Cafer’in işte o gün aklına gelmişti…

, 15 Ağustos
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi