.

Bugün Bakırköy Devlet Hastanesi’ne gittim. Alzheimer olan babaannem artık göremiyor ve sol tarafı felç… öylece yatıyor yatağında. Benzetmek gibi olmasın ama küçükken cadı olarak bildiğim birinin öylece yatması, insanı birtakım düşüncelere salıyor. O bile böyleyse ben ne olurum gibi…
Devlet Hastanesi’nin amına koyayım diyorum. Ama seksist bir küfür olduğu için hemen geri alıyorum. İnsan, seksist olmamalı. Neyse. Daha yeni beyin ameliyatı olmuş, henüz kalp krizi geçirmiş ve daha nice hastalıktan nasibini almış olan teyzeler amcalar yan yana duran yataklarda yatıyor. Bir ara bir amca beni doktor sanıp bir şey soruyor. Doktor olmadığımı söyleyince de bana “Sik kafalı! Ben hukuk mezunuyum!” diyor. “Lütfen seksist küfürler etmeyelim amca. Siz hukuk mezunu olabilirsiniz ama incitmek, rencide etmek nedir bilir misiniz ha,” diyorum içimden. Gülümseyerek amcanın yatağını terk ediyorum. Anlayışla karşılıyorum. Hem yaşlı hem de hasta ne de olsa. Birkaç adım ilerledikten sonra hırlıyorum. Yani edebiyatın güzelliğinden değil. Bildiğiniz hırlıyorum. Sonra hemen geçiyor. Benim ayarlarım doğuştan bozuk.  Doğru yerde doğru duygusal tepkiler veremiyorum. Oralarıma bir haller olmuş yani… mesela sırf bu yüzden beş kez yüz felci geçirdim. Zira bence beynimin de kafası karışık. Yüzüme hangi mimiğin gitmesi gerektiğine bir türlü karar veremiyorum. Otokontrolüm sıfır.

Sadece on beş dakika geçmişti ve ben gerçekten bayılmak, hayattan kopmak, kainatla bağlantımı sona erdirmek üzereydim. Önümden hastane yemeği geçti ve ben müthiş bir aydınlanma içine girdim. Çocuk doğurmaya karar verdim. Çocuk doğuracaktım! Zaten onu başkan da yaptırmamıştık. O zaman çocuk doğurabilirdim. Hem ben çocuk doğurursam, çok yaşlandığımda ve aşağılık, böyle sözler etmemeliydim ama kendime engel olamıyordum, babası beni terk edecekti ve o zaman ben çok yalnız kalacaktım. O kadar yalnız kalacaktım ki pencereye yastık koyup dirseğimi çenemin altına dayayacaktım. Saksı gibi duracaktım pencerede. Sabahları insanları uğurlayıp akşamları insanları uğurlayacaktım. Uğurlamalar benden sorulacaktı çünkü kimse gelmeyecekti.
Tanıdık bir sperme ihtiyacım vardı. Genlerim kaliteliydi ve çok güzel bir çocuk doğurabilirdim. Sonra onu dünyanın en anarşist pisliği yapardım ve o zaman o da beni terk ederdi. İşte… planım daha ilk saniyeden hata vermişti. Olmuyordu. Hayal kurarken mantıklı davranamıyordum. Eski sevgililerimden birine mesaj attım. Çocuk yapma projemi sundum. Daha çok zamanım olsaydı mantıklı bir sunum hazırlayabilirdim. Fakat zaman azdı. O çocuk büyümeli ve yaşlandığımda beni sevecek yolu almalıydı bu hayatta. Aniden aklıma kusursuz bir proje daha geldi. Ortak çocuk yapabilirdik. İki kurucu üye, bir yazman, bir sayman ve iki de asil üye eşliğinde kurulumu gerçekleştirdim. Ortak bir çocuk yapacaktık ve veletimiz biz yaşlandığımızda hepimize bakacaktı. Böylece kimseye ihtiyacımız olmayacaktı. Çok mutlu ölecektik. Arkamızdan bir ağlayanımız olacaktı. Öldüğüm zaman “Anam, anam, anam, garip anam sen yoksun yanımda, kime dert yanam, dünya yalan” şarkısında hüzünlenecek bir oğlum olsun istiyordum şu ömrümde. “Biyolojik saatin geldiğinde bütün hücrelerin doğurmak istiyorum diye bağıracak” diyen bütün eski sevgililerime mesaj attım: “Haklıymışsın…” diye. Sonra da engelledim. Bir insan haklıysa ve haklı olduğunu biliyorsa, yasalarımız gereği susturulur. Bize böyle öğretildi. Biz bu ülkenin çocuğuyuz tamam mı… İçimde birden fazla karakter vardı. Onları nasıl yönetmem gerektiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Ama en kötüsü de içimdeki Hamza Abi’ydi. Psikolog arkadaşıma göre babasız kadınların içinde Hamza Abi olurmuş. Bi’ vurdu mu yapışırmışsın yere…
Hastaneden çıkıp eve geldiğimde yaptığım ilk şey kendimi odaya kilitlemek oldu. Yapayalnız ölecektim işte. Zaten ben 80 yaşına gelince, beni kim sevsindi ki… Ayrıca huysuz biri olmak kanımda vardı. Engellenemezdi. Şimdiden çalışmaya başlasam o kadar zamanda kendimden dünya güzeli bir insan yaratmam neredeyse imkansızdı. Ama çocuk öyle değil ki… ben onun annesiydim atsa atamaz, satsa satamazdı. Of bile diyemezdi bana. Ben artık dişi kuştum. Yuvamı kendim yapacaktım. Cennet benim ayaklarımın altında olacaktı. Anne olunca anlayacağım her şeyi anlayacaktım. Paşalar gibi, pardon, kraliçeler gibi yaşlanacaktım.
Tüm bu hayalleri kurarken, aklıma intihar etmek gibi saçma saçma fikirler geliyordu. Ulan, lisedeyken bile etmedin 80 yaşında mı edeceksin dedim kendime. Asıl o zaman et oğlum, dedim sonra da. Eğer dedim olur da çok yaşarsam ve aklî dengemi henüz yitirmemişsem hakk’a yürüyecektim. Ama eğer söylenenler doğruysa ve son anda sırf intihar ettim diye cenneti kaybedeceksem bu işe girişmek istemiyordum. Bu riski alamazdım. Beni Allah’la görüştürün, ona gelmek için intihar ettim desem, kesin hiç kimse beni dinlemezdi ve direkt cehenneme postalanırdım. Yine de… denemeye değerdi. Bu çile çekilecek gibi değildi. 80 yaşıma kadar beklemektense şimdi halletmeliydim meseleyi.
Aklım başıma çabuk gelmişti. Çocuk fikrinden hızla uzaklaştım ve yatak odamın duvarına sprey boyalarla: “Çocuğum, Haklıyım, Doğmayacağım!” yazdım. Öteki duvara da beni bu hâle getiren genlerim için “İşçiyim, Haklıyım, Devredilen Genlere Karşıyım!” yazdım. Ben yapısalcı anarşisttim. Her şeyi yanlış anlamıştım. Kendimi yapılandırarak var etmekten ve sonra ona buna verip yok etmekten yanaydım.
Hamza Abi geldi. Ellerimi, çekmeceden çıkardığı kazakla bağladı. Böyle, dişlerinde sıka sıka hem de… “Otur ulan,” dedi “bir sen öleceksin sanki!” diye de azarlamaya devam etti. “Hayatının değerini başındayken bilmiyorsan, sonunda hiç anlamazsın. Sen şanslısın çünkü şu anda da kendi hayatını yaşamıyorsun.” deyip ellerimi açtı. Öptü.
“Bir tek sen varsın Hamza Abi…”dedim. Bir şey demedi.

, 8 Haziran
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi