.

Ece Temelkuran Beyrut’ta 9 ay kalıp ilk romanını yazdı: Muz Sesleri. Everest Yayınları arasında çıkan roman vesilesiyle Zaman’a verdiği, 24 Ocak günü yayımlanan, Murat Tokay imzalı röportajda dikkate değer sözler sarfetmiş…

* Biz, yazarlar olarak artist olduk! Öyle…

* Bize [köşe yazarları] burada [Türkiye] ahkam kestiriyorlar. Her şeyi bilmek zorundayız ve her konuyla ilgili hemen kanaatlerimiz olmalı gibi…

* Derdimi anlatacak kadar Arapça öğrendim. Beyrut taksicileriyle kavga edecek kadar biliyorum.

* [Murat Tokay soruyor: “İslam ve Kur’an’la temasınız nasıl gelişti bu süreçte?”]
Bu konuyu çok konuşmak istemiyorum. Neden mi? Çünkü bunu da markalaştıracaklar ya da benim markalaştırdığımı zannedecekler diye korkuyorum. Ama beni tanıyanları çok şaşırtacak kadar okudum. […] Kur’an’ı İngilizce tercümesinden okudum. Çok güzel ve şiirsel bir çeviriydi. Bir de Arapçayı öğrenmeye başlayınca İslam’ı da başka türlü duymaya başlıyorsunuz.

* Türkiye’de Arapça olan her şey İslam’la ilgili zannediliyor. İsmimin Arapça yazılı olduğu bir kolye yaptırdım. Beni gören arkadaşlarımın ilk tepkisi şu oldu: Allah mı yazdırdın?

* Arapça büyülü bir dil. O büyünün içinde İslam’la iç içe geçmişlik var. Arapçayı seviyorum.

* Türkiye’de kitlelerin birbirlerine mesafeli durmasına yol açan şeylerden biri elitlerin kibri ise diğeri de iktidar sahibi olmanın verdiği nobranlıktır.

* İnsanlar kendi durumuna dışarıdan bakma becerisini geliştirecekler. Başörtüsü sorununda da bu böyle, İslamcı-Kemalist çatışmasında da. Herkes kendini toplumsal süreç içinde nasıl bir proje olarak üretildiğini nasıl oluştuğunu dışarıdan görmeli. Yoksa sadece empatiyle çözülecek bir şey değil bu gerilim.

* İyinin ve kötünün aynı anda var olacağı bilgisini sindirmek için insanın büyümesi gerekiyormuş. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Ne başörtüsü göründüğü gibi ne başörtülü insanlar… Bu insanların inanılmaz bir öğrenme enerjisiyle biriktirdikleri entelektüel ve duygusal zenginliği görmek gerek. Türkiye’yi dönüştürecek insanlar var. Sanıyorum şimdi onlara daha akılcı ve daha dikkatli bakabiliyorum.

* İnsanın ve hayatın zenginliğini unutmaktan kaynaklanan yargılarım vardı, artık yok.

* İnsanları tanımak zaman ister. Benim nasıl inanmanın matematiğini anlamakla ilgili zamana ihtiyacım olduysa karşı tarafın da beni anlamakla ilgili zamana ihtiyaçları var diye düşünüyorum.

* İslam’ı, dışında kalarak anlamanız çok zor. Anlamakla inanmak arasındaki çizgi öyle ince ki.

* Hayret mertebesi… gideceğimiz en güzel yer burası. Bu dünyaya hayret etmek için kuantum fiziğini selamünaleykümün içindeki şiirle birlikte anlamak gerekiyor.

* Politik olarak da benim meselem bu: Sosyalizmle tasavvufun; dinin şiiriyle bilimin şiirinin birleştiği bir yer arıyoruz.

* Ben Türkiye’de ezan dinlemeyi çok sevemiyorum. Çünkü megafonlardan […] bağıra çağıra okunuyor ezan. Beyrut’ta ise çok düşük sesle okunuyor. Dinlerken oturup ağlarsınız.

, 24 Ocak
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi