.

İktidara gelmiş bir dost, yitirilmiş bir dosttur.
[HENRY BROOKS ADAMS]

Bir sanat eserinin önemini, verdiği söylenen zararın büyüklüğüyle ölçebilirsiniz.
[GUSTAVE FLAUBERT]

“Kendi iç savaşlarımızın gazisiydik hepimiz.”
[EMRAH SERBES, Deliduman]
Emrah Serbes

Bizim zamanımızda her çocuğun kolayca yapabildiği dört çizim vardı: Kurukafa, yumruk resmi, Türkiye haritası ve Süleyman Demirel karikatürü!
Ben de derste canım sıkıldıkça, bir kağıdın kenarına Demirel karikatürü çizerdim.
Düşünün, başbakansınız, ve ülkedeki hemen tüm çocuklar sizin karikatürünüzü çiziyor! Sanırım, dünya tarihinde en çok karikatürü çizilen lider Demirel’dir.
Mizah dergileri, gazeteler, duvarlar, her yer Demirel karikatürleriyle dolup taşardı.
Ve yine herkes Demirel taklidi yapardı: “Binaenaleyh… Vaağ mı bunun baszşga bi izah tağrzı?..”
Nasıl ki her yerde Atatürk portreleri var, Demirel’in de karikatürleri vardı.
Nasıl ki heykel denince aklımıza Atatürk geliyor; taklit veya parodi dendiğinde de ilkin Demirel hatırlanırdı.

POLİTİKACININ MİZAH PAYI
Demirel’i seven birine hiç rastlamadım.
Fakat yine hiç kimse ondan tümüyle nefret de etmezdi.
Bu biraz garip.
Sanırım, Demirel’i katlanılabilir kılan şey, onunla ilgili espriler yapılabilmesiydi.
Mizah, yumuşatıyordu.
Giderek, Demirel’in kendisi de bu mizaha katkıda bulunuyordu: “Petrol vardı da biz mi içtik?” diyordu mesela.
Miting meydanlarında, bugün müstehcen kabul edilebilecek şakalar da yapıyordu.
Hakkında uydurulan fıkraların derlendiği çok sayıda kitap yayınlanmıştı…

“BU DAVA BÜYÜK”
Bugün, Cumhurbaşkanı hakkında şaka yapmak, zülfü yâre dokunan bir söz söylemek, büyük bir olaya dönüşüyor.
Açıkçası, olup bitenler, şaka yapacak esnekliği neredeyse tümüyle ortadan kaldırdı, o ayrı.
Fakat karikatüristlere, yazarlara, taraftar gruplarına açılan davalar nedir?
Türkiye’nin en zeki romancılarından olan Emrah Serbes’e neden dava üstüne dava açılıyor?
Her cümlenin sonunda, soluğu mahkemede mi alacağız?

ETYEN BEY’E DE DAVA AÇILACAK MI?
Tamam, Cumhurbaşkanına da bir şey demiyorum.
Bana öyle geliyor ki, artık nitelikler arasında ayrım yapmakta güçlük çekiyor.
Kendisine yöneltilen eleştirileri, büyük bir “düşmanlar ittifakı”nın hitabı gibi algılıyor.
Eleştiriden istifade etme fikrinden uzak.
Peki, Bilal Erdoğan neden Emrah Serbes’e dava açar?
Genç bir iş adamının, ülkesindeki en etkili genç yazara dava açmasının anlamı ne?
Hepimiz her gün, her konuda mahkemeye mi gidelim, her nefesimiz de savcılardan mı sorulsun?
Emrah Serbes “Son milyon bükücü” demiş Bilal Erdoğan’a.
Bu elbette biraz ağır.
Ünlü bir yazarın ağzında daha da ağırlaşıyor.
Bilal Erdoğan’ın duymazdan gelmesini beklemiyorum.
Öyle ya da böyle bir karşılık vermek istemesi normal.
Fakat mahkeme demek, dava demek “Bana haksızlık yapılıyor ve bu haksızlığı ben diyalogla, barışçı yollarla gideremiyorum, ey hukukçular yardım edin” demektir.
Başbakan Danışmanı Etyen Mahcupyan “AK Parti seçmenlerinin yarısı, hükümetin yolsuzluk yaptığını düşünüyor” şeklinde bir beyanda bulundu [24 Kasım 2014].
Mahcupyan’ın sözleri, Emrah’ın sözlerinden daha ağır değil mi?
Halk çoğunluğunun hakkınızdaki kanaatini dile getiren edebiyat dehasını sanık sandalyesine davet ediyorsunuz.
“Son milyon bükücü” unvanını sonsuza dek taşımak istiyor olmalısınız.
Problemin sizden kaynaklanan yönünü hiç mi görmeyeceksiniz?
Kabahati hep mi başkasında arayacaksınız?

MAHKEMEDE YUNUS EMRE’NİN RUHUNU ÇAĞIRMAK
Bizim ömrümüz zenginleri tiye almakla geçiyor.
Biz derken, Türk milletini kastediyorum.
Yunus Emre’den ilhamla, “Mal da yalan mülk de yalan / Al Bilal sen de oyalan” desek, biz de mi dava edileceğiz mesela?
Mahkemeye Yunus Emre’nin ruhunu mu çağıracaklar?

“FERMAN PADİŞAHIN SAYFALAR BİZİM”
Türkçe’de para, ağalık, mal, mülk, gösteriş, şatafat, kibir… gibi konularda binlerce deyim var.
Sizin her bir banknotunuza karşılık, hiciv dolu bir sayfa var literatürümüzde.
Öyle ki, birçok kelime, hicivlerin tek başına sembolü olmuştur.
Sözgelimi birine “Padişah” denildiğinde, zihinlerde “Ferman padişahın dağlar bizimdir” dizesi yankılanır.
Kitabı bomba, sözü saldırı, yazarı suçlu olarak görüyorsunuz.
Bu gidişle tek tek kelimeleri yasaklayacaksınız.
Eh, halk gözlerini yumsun, sesini kessin ve alkışlasın istiyorsanız, Emrah Serbes’in ülkesinde iktidar olmakla pek iyi etmediniz.

YAZAR TANIK MI, SANIK MI?
Son dönemde Türkiye’de ne yazık ki hakaret diyaloğun ve iletişimin baskın unsuru oldu.
Tamam da, bunun tek izahı “Dış güçler bizim aptalları kandırıp fiştekliyorlar” falan olabilir mi?
Emrah Serbes gibi üstün yetenekli yazarları, sözlerinden ötürü mahkemeye çağırmadan önce biraz düşünmek iyi olmaz mı?
Binlerce sayfa yazmış genç bir edebiyatçıya, sözünden ötürü dava açmak, aslında hakaret değil mi?
Bana göre, bir yazarın okuru değilseniz, hiçbir şeyi değilsinizdir.
Adam edebiyata hayatını koymuş.
Bunun anlamı, Türkçe’ye ve elbette Türkiye’ye hizmet etmek demektir.
Buna saygı göstermeniz gerekmez mi?
Türkiye’ye saygı göstermeniz gerekmez mi?
Siz nasıl ki makam mevki ve para bakımından güçlüyseniz, yazarlar da söz, duygu, fikir, ahenk bakımından güçlüdür.
Fark etmiyor musunuz?
Edebiyatçılar hayata, insana, çağa, kültüre tanıklık eder.
Bir yazarı tanık makamından sanık sandalyesine çekmeye kalkışmak; politik, toplumsal, sanatsal, millî ve dinî bir terbiye problemine işarettir.
Ağırınıza giden bir söz mü işittiniz? Size saygısızlık edildiğini mi düşünüyorsunuz?
Basın toplantısı düzenleyin, meramınızı anlatın, haber olur. Tweet atsanız yine haber olur yayılır.
Yazarları, sanatçıları cezalandırma eğilimi, size de Türkiye’ye de bir şey kazandırmaz.
Böyle bir cümle kuracağım hiç aklıma gelmezdi fakat işte, buyurun: İnsan, Demirel’den utanır.

, 27 Aralık
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi