<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Afili Filintalar</title>
	<atom:link href="http://www.afilifilintalar.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.afilifilintalar.com</link>
	<description>Çete büyüyor...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 May 2012 09:57:17 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Şili’de sakin günler&#8230;</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/sili%e2%80%99de-sakin-gunler</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/sili%e2%80%99de-sakin-gunler#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 09:57:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şenol Erdoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15195</guid>
		<description><![CDATA[1.hafta:
O sabah uyanıp suya baktık
“Sağ tarafımız doğu” dedi
Hep yaptığımız gibi sustuk…
***
“Atalarım vakti zamanında Ren’i geçmişler, at üzerinde” dedim
Ellerini güneşe siper edip yüzüme baktı, gamzeleri vardı
***
İyi çiftçiydi… Topraktan anlardı,
Sıkça dedelerinden bahsederdi…
Güneşe ne zaman baksa tamı tamına söylerdi saati
***
Keltler’i okuduk o yaz…
280 senesinin ilkbaharını düşündük.
“Her şey gün doğarken olur bitermiş” deyi verdi,
Bi’şey diyemedim.
Ağır zırhlı ordularaydı kafam…
Bir gece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1.hafta:</strong></p>
<p>O sabah uyanıp suya baktık</p>
<p>“Sağ tarafımız doğu” dedi</p>
<p>Hep yaptığımız gibi sustuk…</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>“Atalarım vakti zamanında Ren’i geçmişler, at üzerinde” dedim</p>
<p>Ellerini güneşe siper edip yüzüme baktı, gamzeleri vardı</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>İyi çiftçiydi… Topraktan anlardı,</p>
<p>Sıkça dedelerinden bahsederdi…</p>
<p>Güneşe ne zaman baksa tamı tamına söylerdi saati</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Keltler’i okuduk o yaz…</p>
<p>280 senesinin ilkbaharını düşündük.</p>
<p>“Her şey gün doğarken olur bitermiş” deyi verdi,</p>
<p>Bi’şey diyemedim.</p>
<p>Ağır zırhlı ordularaydı kafam…</p>
<p>Bir gece öncesi yağmur yağmıştı.</p>
<p>Kanı yıkamıştı.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Buraya geldiğimizde sis kaplamıştı köyü</p>
<p>Sessizlik gibiydi</p>
<p>Sonbaharın başıydı</p>
<p>Yamaçlardaki nebatat çiğden ıslaktı</p>
<p>…</p>
<p>O gün tek kurduğu cümle; “insanın kendi bedeni dışında hiçbir bedene vahşet uygulamaya hakkı olmayışı” üzerineydi,</p>
<p>Ondan da şüphe duyduğumu söyledim köye inerken</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Akşam sonrası gün, yüzünü geceye dönmüşken ateşin başında mate çayı yudumladık</p>
<p>Ilıktı vakit, ara sıra üşüdüğümüzde vardı.</p>
<p>“Adını bildiğimiz ilk tanrıça Ga” dedi, sonra ekledi: “Tanrıların olan herkesindir”.</p>
<p>Defneyapraklarıyla örülü küçük kulübeydi bu. Ya da ben öyle sandıydım. Sormadım.</p>
<p>Dağın eteğindeydik.</p>
<p>O, “yamaç” derdi hep.</p>
<p>“Şafak erken sökerdi” cümlesi üzerine tartıştıydık</p>
<p>“şafak” dediydim “şafakta söker”…</p>
<p>Oysa yapmamız gereken tek şey: gökyüzünün koyu mora dönen rengini izlemek olmalıydı</p>
<p>İnsan bunu beceremedi.</p>
<p>…</p>
<p>Mor bir denizi düşlerdik hep… Ya da çokça..</p>
<p>…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/sili%e2%80%99de-sakin-gunler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şampiyon Çeşmesi</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/sampiyon-cesmesi</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/sampiyon-cesmesi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 09:54:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahadır Cüneyt Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15180</guid>
		<description><![CDATA[


Evimin önündeki duvarda şöyle bir duvar yazısı var: “Ayık ol”
*
1988. Galatasaray Avrupa kupası maçı kazanmıştı. Bir akrabamızın evindeydik, o heyecanla sarı-kırmızı bir şey bulunamadı ve sokaktan korna çalan arabalar geçerken balkondaki çamaşır ipine kırmızı bir kırlent asıldı. Altı yaşındaydım. O akşam Galatasaraylı olmaya karar verdim.  
Fenerbahçe’den o yaştan beri hazzetmem. Çünkü hazzedersem yatılı okuduğum lisede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/galatasaray-fenerbahçe.jpg"></p>
<p style="text-align: center"><img class="aligncenter size-full wp-image-15181" src="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/galatasaray-fenerbahçe.jpg" alt="" width="606" height="335" /></p>
<p></a></p>
<p>Evimin önündeki duvarda şöyle bir duvar yazısı var: “Ayık ol”</p>
<p>*</p>
<p>1988. Galatasaray Avrupa kupası maçı kazanmıştı. Bir akrabamızın evindeydik, o heyecanla sarı-kırmızı bir şey bulunamadı ve sokaktan korna çalan arabalar geçerken balkondaki çamaşır ipine kırmızı bir kırlent asıldı. Altı yaşındaydım. O akşam Galatasaraylı olmaya karar verdim.  </p>
<p>Fenerbahçe’den o yaştan beri hazzetmem. Çünkü hazzedersem yatılı okuduğum lisede sabahlara kadar maç kavgası yapamazdık. Seversem “ulan o pozisyon penaltıydı çakallar sizi” diyerek dostlarımla dalga geçemezdim. Zaten iki takım birden tutulmuyordu. Aynı anda Fenerbahçe’yi de tutsam Fenerbahçe Avrupa kupalarında bir maç kazandığında duyduğum tuhaf sevinci her defasında tazeleyemezdim. Fenerbahçe’yi de kendi takımım kadar sevseydim her maçta Galatasaray’ı yerle yeksan etmelerini tevekkülle karşılardım. Oysa bunu da seviyordum. Kadıköy’deki bir maçın sabahı, işyeri asansöründe ezikliğimden Fenerbahçeli arkadaşlarımı görmezden gelmeyi, hani mucizeler yaşanır da Ali Sami Yen’de filan 1-0 yenersek “bir de golümüz verilmedi hatırlatırım” diyerek sırnaşmayı seviyordum.</p>
<p>Geçtiğimiz yaz gözaltılarla başlayan sürecin başından beri tavrım şuydu: Fenerbahçeliler de dâhil herkes futbol kulüplerinin sık sık şike ve teşvik işlerine bulaştığını biliyor, bilmese bile kimseye bu fantastik bir şey gibi gelmiyor. Galatasaray’ın tek şansı geçen sene aşırı nal toplamasıydı.</p>
<p>Süreç başlayınca yayıncı kuruluşun eli ayağına dolaştı, çünkü çok para yatırmıştı. Karşılığını almak istiyordu. Fenerbahçelilerin dekoderlerini geri vermeye başladığı haberleri de gelince Fenerbahçe’nin küme düşürülmesi ihtimaline karşı play-off sistemi getirildi. Daha çok derbi daha çok mangır. Fenerbahçe küme düşmedi ve kedi yere indiğinde beş bacağı vardı.</p>
<p>Play-off dönemi ve sonrasında dikkatimi çeken ve bakış açımı değiştiren şeyler oldu. Geçenlerde bir spor programında akıllı ve sivri konuşan siyah tişörtlü bir abi “görmüyor musunuz, anlamıyor musunuz; bu Türkleri nasıl birbirine düşürürüz diye düşünen birinin aklına ilk olarak futbol gelir” dedi ve kafamda bazı floresanlar patladı, floresan patladığında etrafa beyaz bir toz yayılır. Kendimi boyut değiştirmiş gibi hissettim.</p>
<p>İddia ve savunmalardan başlayarak aylardır siyasallaştırılmaya çalışılan bir futbol görüyoruz. Uzun zamandır futbol sadece futbol değildi ama biz işin içinde malzemecisinden masörüne bazı sıradan adamlar görmeyi istiyorduk. En sıradanı da biz taraftarlardık. Şimdi insanlar yolun her iki tarafına geçmiş birbirine milletinden inancına, siyasi görüşünden annesinin hangi margarini kullandığına kadar giden konularda küfürler ediyor. Ben diyorum ki; yapmayın etmeyin.</p>
<p>Galatasaray’ın şampiyon olduğu dakikalarda Bahçelievler’deydim. Yedinci Cadde daracık fakat cıvıl cıvıl bir yerdir. Muhteşem bir sevinç, acayip bir kalabalık oldu. Yüzlerce kişi meşalaler yakıyor, korna çalıyor, zıplıyor, şarkı söylüyordu. Bir Galatasaraylı olarak şampiyon olmamıza elbette sevindim fakat Fenerbahçe ve Galatasaray forması giymiş gençlerin yan yana durması, konuşması, sevinip üzülmesi beni çok daha fazla etkiledi. Tatsız şeyler yaşanmıyor değildi ama sanki birbirlerini bulsa öldürürlermiş gibi bir algı oluşturulan rakip taraftarların aynı kaldırımda birbirine karışmasından mutluluk duydum.</p>
<p>Futbol kulüplerini ve/veya taraftarları komple direnişçi, ırkçı, mağdur, şikeci, emek savaşçısı, Atatürkçü, kumarbaz, cemaatçi, utanmaz, arlanmaz, kasap, bakkal, ezik vb. şeklinde kodlamak, vurgulamak ve dahası ortaya çıkıp bu yolla şahsi hırsları tatmin etmek yanlış. Herkes n’olur iki dakika düşünsün. Ne için yırtınıyoruz? Akşam ezanı okununca evimize gitmeyeceğiz mi? Ablamız fenerli, kardeşimiz cimbomlu değil mi? Günün mecburi klişesi olsun: Bu oyun çok tanıdık. Ben diyorum ki; ayık olalım.</p>
<p>*</p>
<p>Hani bir çeşme vardı İstanbul’da, her sene şampiyonun renklerine boyanıyordu. Güzel bir çeşme o.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/sampiyon-cesmesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başkanlık</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/baskanlik</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/baskanlik#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 09:31:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Afşin Kum</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15172</guid>
		<description><![CDATA[Devlet örgütlenmesinin sürekli tartışma konusu olduğu bir ülkede yaşadığımız için şanslıyız. Herkes, her an sistemin baştan tasarlanması üzerine fikirler yürütebiliyor. Bol bol deneme yanılma alanımız var. Anglosakson olsaydık her şey çok daha sıkıcı olacaktı. ABD 200 yıldan fazladır, Britanya neredeyse 300 yıldır aşağı yukarı aynı sistemle yönetiliyor. Aslında sadece sıkıcı değil, riskli de. Son derece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet örgütlenmesinin sürekli tartışma konusu olduğu bir ülkede yaşadığımız için şanslıyız. Herkes, her an sistemin baştan tasarlanması üzerine fikirler yürütebiliyor. Bol bol deneme yanılma alanımız var. Anglosakson olsaydık her şey çok daha sıkıcı olacaktı. ABD 200 yıldan fazladır, Britanya neredeyse 300 yıldır aşağı yukarı aynı sistemle yönetiliyor. Aslında sadece sıkıcı değil, riskli de. Son derece problemli olmasına rağmen kemikleşmiş olan bu sistemler üzerine geniş bir gelenek inşa edilmiş. Aynı şekilde sürdürüldükçe esnemesi, değişmesi giderek zorlaşıyor. Oysa biz, her an bambaşka bir sisteme geçebiliriz. O sırada kafamızın nasıl olduğuna bağlı.</p>
<p>Yeni anayasa çalışmaları ile başkanlık sistemi tartışması da yeniden başladı. İlginç bir şekilde bu tartışmalar, komşudaki &#8220;hükümet krizi&#8221; ile aynı zamana denk geldi. Hükümet krizi, yani hükümet kuramama döngüsü, parlementer sistemin zırt dediği yer. Hükümet kurma görevini sırayla en çok sandalye kazanan üç parti aldılar, yapamadılar, görevi iade ettiler. Şimdi yeniden seçim olacak. Yeniden seçim olduğunda, aynı sandalye dağılımının ortaya çıkmaması için hiçbir neden yok. Çünkü son seçimden beri seçmen tercihlerini derinden etkileyecek pek bir şey de olmamış olacak. Yine benzer dağılım olursa, yine sırayla hükümet kurma görevi alacaklar, yine görevi iade edecekler. Yine seçime gidilecek. Nereye kadar? Belli değil. Sistemde bunun cevabı yok.</p>
<p>Bilgisayar programı yazanlar bilirler, programın sonsuz döngüye düşmesi riski vardır. Belli bir koşul sağlanana kadar devam edecek bir döngü yazarsınız, ama yazdığınız sırada ne siz, ne de bilgisayar, bu koşulun asla sağlanamayacağını algılamayabilir. Program, siz bilgisayarı fişten çekene kadar çalışmaya devam eder.</p>
<p>Tabii siyasi sistemde birileri bu döngüden kurtulmak için bir şeyler değiştirir. Darbe olur, devrim olur, ya da daha normali, önceden koalisyon kurmak istemedikleri partiyle koalisyona razı olurlar. Tekrar seçime gidilmesi, bu tavrı değiştirmenin ilk olarak seçmenlerden beklenmesi demek. Birilerinin, hatta oldukça çok sayıda insanın oylarını değiştireceğini umuyorlar. Anlaması zor, ama sonuç vermesi mümkün.</p>
<p>Siyasi kuramcılar, eminim bilgisayar programcılarının hesaba katmadığı bazı şeyleri de hesaba katıyorlardır. Mühendis bakış açısından bakarsanız, karşınızdaki sorun yürütme erkinin başkanını belirlemekse, bunu en kolay ve etkili şekilde seçimle çözersiniz. İki turlu (ya da daha çok turlu) seçim, son tura iki aday bırakarak, en son turda kazananın oyların yarısından fazlasını almasını garantiler.</p>
<p>Ama tabii ki bu, ilk turda oy verdiği aday elenen seçmenlerin, ikinci, üçüncü ya da beşinci tercihi olan bir adaya oy vermesi zorunluluğunu doğurur. Üstelik sonunda bu aday seçildiğinde, ona ehven-i şer diyerek oy verenlere karşı hiçbir sorumluluğu olmaz. Bir sonraki seçime kadar onu oradan alacak hiçbir güç yoktur (tabii çocuk tacizi falan yapmadığı sürece).</p>
<p>Parlementer sistem, çoğunluk sağlanamadığında, koalisyon kurmayı gerektirdiği için, iktidarın belli bir uzlaşma sonucu ortaya çıkması ve bu uzlaşma zeminine sadık kalması zorunluluğunu getirir. Bunu sağlamak için, sonsuz döngüye düşme riski göze alınmak zorundadır.</p>
<p>Bu göze alınabilir bir risk midir? 1930&#8242;larda Almanya&#8217;da Nazileri iktidara taşıyan süreç, böyle bir hükümet kuramama döngüsüyle başlamıştı. Arka arkaya defalarca seçimler yapıldı, her seçimde zıtlaşma, kutuplaşma arttı. Seçmen bu trende uyarak daha manyak partilere kaydı. Nazilerin oy oranı birkaç yıl içinde sıfırdan %40&#8242;lara kadar çıktı. Daha yakın dönemde Belçika bölünmenin eşiğine geldi. Yunanistan&#8217;da ne olacağı meçhul. Ama uzun yıllardır aynı koalisyon hükümetleriyle yönetilen ülkeler de var.</p>
<p>Galiba, buradaki kilit soru, koalisyonu olumlu bir şey olarak görüp görmediğimiz&#8230; Pek çok Avrupa ülkesi için, koalisyon en normal ve doğal hükümet biçimi. Türkiye&#8217;de ise koalisyon olumlu bir şey olarak görülmez. Hatta bazı çevreler, özellikle burjuvalar, benimsedikleri bir partinin içinde olacağı bir koalisyondansa, benimsemedikleri partinin tek başına iktidara gelmesini tercih edebilirler. Türkiye&#8217;nin seçim sistemi de, koalisyon ihtimalini en aza indirmek için (tabii bir de Kürtleri dışarıda tutmak için) tasarlanmış. Bizim merkez siyasetimiz, &#8220;halkın iradesinin meclise yansıması&#8221; teranesini dillerinden düşürmez, ama daha çok &#8220;istikrar&#8221; dedikleri şeye tapınırlar (Sakıp Sabancı gözümün önüne geliyor). Yani iktidar, her şeyi hızla boka çeviriyor olsa da, istikrarlı bir şekilde boka çevirmesi olumlu görülür.</p>
<p>Bu şartlar altında, gerçekten de başkanlık sistemi, Türkiye için kötü bir seçenek olarak görünmüyor. Eğer hakim siyasi anlayış, koalisyon hükümetini her şart altında kötü görüyorsa, sistemi koalisyonu imkansız bırakacak şekilde düzenlemek gayet mantıklı. Ayrıca bu, &#8220;halkın iradesinin yansıması&#8221; gereken meclisi de serbest bırakır. Yürütme erki başkanın elinde olduğunda, ve meclisten güvenoyu almak gibi bir zorunluluğu olmadığında, anayasanın seçim sistemiyle ilgili maddesindeki &#8220;temsilde adalet ve yönetimde istikrar&#8221; ilkelerini birleştirme hükmünün gerekçesi kalmıyor. Yönetim, zaten tanımı itibarıyla istikrarlı olacak, kimse başkanı bir sonraki seçime kadar koltuğundan edemeyecek. Bu durumda seçim sistemine düşen, sadece temsilde adaleti sağlamak olur. Bunu sağlamak için %10 barajını kaldırmak da yeterli değil. Sistemin, gerçekten oy oranlarının meclise aynen yansıyacağı şekilde düzenlenmesi gerekir (1960&#8242;larda uygulanan Milli Bakiye sistemi ya da bugün Almanya&#8217;da uygulanan karma sistem gibi). Aynı zamanda, başkanlık sisteminin geçerli olduğu ülkelerde, genellikle yerel yönetimler daha özerktir. Bu, meclise karşı sorumlu olmayan başkanın iktidarını dengeleyecek bir özellik olarak görülür. Türkiye&#8217;de yerel yönetimlere daha geniş yetkiler tanınması, çok hayati sorunların çözümünde yol alınmasını sağlar.</p>
<p>AKP karşıtları, AKP&#8217;lilerin bu konuyu gündeme getirmesini, iktidarlarını sürekli kılmak niyetiyle yapılan bir hamle olarak görme eğilimindeler. AKP çevrelerinde de böyle bir art niyet olması mümkündür. Ama aslında, bu tarz bir reform, meclisin sandalyelerinin adaletli şekilde dağıtılmasıyla birlikte getirilirse; başkana, şu anda Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisinin elinde tuttuğundan daha sınırlı bir iktidar verir. Düşünmekte fayda var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/baskanlik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kızıl göğüslü yağmur kuşları</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/kizil-goguslu-yagmur-kuslari</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/kizil-goguslu-yagmur-kuslari#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 14:22:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şenol Erdoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15165</guid>
		<description><![CDATA[katledilen karadeniz&#8217;e



Kırmızı gagalı kuş
Yağmur altında
Buğday yiyor

***

Bak işte
Dağ evi
Aslında
–o.y-

***


Fındık
Serilmiş
Kurumaya

***


Yağmur başlayınca
Susmalı
İnsan

***

Haiku
Yolda
Yatıyor

***

Dağ
Kendiyle
İnsan

***

Jack
Yolun bitimiydi
Biliyordu

***

Yüzleri kararmış
Köy evleri
Yolsuz

***
Yaprakları döküldü yazın
Senden sonra
Kokusuz kaldı çiçek

***

Rüzgarın yaşını
Düşündüm
Mısırlara yağmur vurduğunda

***

Mısır püskülü
Biliyor
Bir gün öleceğini

***

Doruğunda
Dağın
Yağmur ve sis








]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">katledilen karadeniz&#8217;e</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/HaikuBirdSilhouetteBranches.jpg" rel="lightbox[15165]"><img class="size-medium wp-image-15167  aligncenter" src="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/HaikuBirdSilhouetteBranches-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a></p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Kırmızı gagalı kuş</p>
<p style="text-align: center">Yağmur altında</p>
<p style="text-align: center">Buğday yiyor</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Bak işte</p>
<p style="text-align: center">Dağ evi</p>
<p style="text-align: center">Aslında</p>
<p style="text-align: center">–o.y-</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Fındık</p>
<p style="text-align: center">Serilmiş</p>
<p style="text-align: center">Kurumaya</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Yağmur başlayınca</p>
<p style="text-align: center">Susmalı</p>
<p style="text-align: center">İnsan</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Haiku</p>
<p style="text-align: center">Yolda</p>
<p style="text-align: center">Yatıyor</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Dağ</p>
<p style="text-align: center">Kendiyle</p>
<p style="text-align: center">İnsan</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Jack</p>
<p style="text-align: center">Yolun bitimiydi</p>
<p style="text-align: center">Biliyordu</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Yüzleri kararmış</p>
<p style="text-align: center">Köy evleri</p>
<p style="text-align: center">Yolsuz</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">Yaprakları döküldü yazın</p>
<p style="text-align: center">Senden sonra</p>
<p style="text-align: center">Kokusuz kaldı çiçek</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Rüzgarın yaşını</p>
<p style="text-align: center">Düşündüm</p>
<p style="text-align: center">Mısırlara yağmur vurduğunda</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Mısır püskülü</p>
<p style="text-align: center">Biliyor</p>
<p style="text-align: center">Bir gün öleceğini</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">***</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">Doruğunda</p>
<p style="text-align: center">Dağın</p>
<p style="text-align: center">Yağmur ve sis</p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/kizil-goguslu-yagmur-kuslari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berberin Yükselişi</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/berberin-yukselisi</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/berberin-yukselisi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 11:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Karaca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15155</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/Berberin-Yükselişi.jpg"><img class="size-large wp-image-15156 aligncenter" src="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/Berberin-Yükselişi-742x1023.jpg" alt="" width="601" height="829" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/berberin-yukselisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kuş lokumu 41</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/kus-lokumu-41</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/kus-lokumu-41#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 07:15:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahadır Cüneyt Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15146</guid>
		<description><![CDATA[


• Pergeldeki kalem ne kadar yazsa da ilerleyemez.
•  Bir baltaya sap olmanın prestiji süpürgeye sap olmanınkinden çok. Çünkü yok etmek, temiz tutmaktan daha popüler.
• On Adımda Bir Erkeği Elde Etmek: Yakınına oturun ve zavallının size doğru yürümesini bekleyin.
• Her metal paranın bir felsefesi var, mesela beş kuruş varoluşçu.
• Rene Magritte’in yaşamında tamamlayamadığı kayıp tablo bulunmuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/woodyler-goriller1.jpg" rel="lightbox[15146]"></p>
<p style="text-align: center"><img class="aligncenter size-full wp-image-15148" src="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/woodyler-goriller1.jpg" alt="" width="513" height="519" /></p>
<p></a></p>
<p>• Pergeldeki kalem ne kadar yazsa da ilerleyemez.</p>
<p>•  Bir baltaya sap olmanın prestiji süpürgeye sap olmanınkinden çok. Çünkü yok etmek, temiz tutmaktan daha popüler.</p>
<p>• On Adımda Bir Erkeği Elde Etmek: Yakınına oturun ve zavallının size doğru yürümesini bekleyin.</p>
<p>• Her metal paranın bir felsefesi var, mesela beş kuruş varoluşçu.</p>
<p>• Rene Magritte’in yaşamında tamamlayamadığı kayıp tablo bulunmuş ama tuvalde sadece koyu yeşil bir astar varmış. Uyanık galerici bir isim koyup müzayedeye çıkarmış: “This is not a green box”</p>
<p>• ‘Tahta kurdu kıro, elma kurdu konformis…’ dedi kitap kurdu. Karganın karnında tamamladı cümlesini.</p>
<p>• X’in daha karesini bile alamazken öğretmen bir x daha getirince küplere bindim.</p>
<p>• Hep çocuklar mı hiperaktif olur? Kaynanam da hiperaktif olsun, hızlı hızlı yürüsün uzaklara.</p>
<p>• Hanımlar, sandalyenin bir bacağı eksikse oturmayın, düşersiniz. Sandalye iki bacaklıysa konuşun, yanıt veriyorsa kocanız olabilir. </p>
<p>• Ölmeden önce yapmanız gereken dört şey: Bir cenazeye katılın, bir mezarı ziyaret edin ve bir gün saymaya başlayıp dörde varamayabileceğinizi düşünün.<span> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/kus-lokumu-41/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;görüngüler&#8221;e çıkmalar</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/gorungulere-cikmalar</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/gorungulere-cikmalar#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 14:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şenol Erdoğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15124</guid>
		<description><![CDATA[Girit’te dolanırken
çıkıverdiler karşıma:
Dor halkı,
Argostan gelen denizci kavmi;
Göçebe bir kabile,
Tanrıları Helios…
İstilacılar!
4 asırlık karanlık bir devrin yaratıcıları.
***********************************************************************
kırıntılar:


“doğuya göçtükleri vakit
bir ovaya vardılar”
 -şiirdi bu
***********************************************************************
yazı da, batı da
Fırat ile Dicle’nin
bacakları arasında
***********************************************************************
…yitiktir Sümer…
*****************************
‘yontu’ işte…
***************************
Ürktüm
Dokunmaya
Surlarına
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Girit’te dolanırken</p>
<p>çıkıverdiler karşıma:</p>
<p>Dor halkı,</p>
<p>Argostan gelen denizci kavmi;</p>
<p>Göçebe bir kabile,</p>
<p>Tanrıları Helios…</p>
<p>İstilacılar!</p>
<p>4 asırlık karanlık bir devrin yaratıcıları.</p>
<p>***********************************************************************</p>
<p><strong>kırıntılar:</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p>“doğuya göçtükleri vakit</p>
<p>bir ovaya vardılar”</p>
<p><em> -şiirdi bu</em></p>
<p>***********************************************************************</p>
<p>yazı da, batı da</p>
<p>Fırat ile Dicle’nin</p>
<p>bacakları arasında</p>
<p>***********************************************************************</p>
<p>…yitiktir Sümer…</p>
<p>*****************************</p>
<p>‘yontu’ işte…</p>
<p>***************************</p>
<p>Ürktüm</p>
<p>Dokunmaya</p>
<p>Surlarına</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/gorungulere-cikmalar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzun kulaklı beyaz bir yol arkadaşı</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/uzun-kulakli-beyaz-bir-yol-arkadasi</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/uzun-kulakli-beyaz-bir-yol-arkadasi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 12:48:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan Bıçakcı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/uzun-kulakli-beyaz-bir-yol-arkadasi</guid>
		<description><![CDATA[Bundan yaklaşık iki yıl önce bir şapka fabrikasında çalışıyordum. Fabrika da denmez aslında. A’dan z’ye tüm üretimi yapan bir atölye. Bir tür aile şirketi. Sadece kürk şapka üretiyorduk. Şu kulakları da kapayanlardan. Kara kışlık. Halk arasındaki ismi “Rus Kürk Şapka”. Ürün kataloğundaki adı “Beyaz Tavşan Avcı Şapka”. Diğer renk seçenekleri gri ve siyah. Kaçak falan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan yaklaşık iki yıl önce bir şapka fabrikasında çalışıyordum. Fabrika da denmez aslında. A’dan z’ye tüm üretimi yapan bir atölye. Bir tür aile şirketi. Sadece kürk şapka üretiyorduk. Şu kulakları da kapayanlardan. Kara kışlık. Halk arasındaki ismi “Rus Kürk Şapka”. Ürün kataloğundaki adı “Beyaz Tavşan Avcı Şapka”. Diğer renk seçenekleri gri ve siyah. Kaçak falan değildi atölyemiz. İstanbul Kürk Sanayici ve İş Adamları Derneği üyesiydi. Kolayca paramı kazanıyordum. Rahat işti. Ama içim rahat değildi.</p>
<p>Her gün onlarca tavşanın katledilişi&#8230; Bir tür aile içi şiddet. Katliyam gözümün önünde olmasa bile leşler avuçlarımda. Geceleri uyuyabilmek için çitten atlattığım koyunların arasına karışan kafası kopuk tavşanlar. Siyah, beyaz, gri&#8230; Zıp zıp. Sinirlerim. Uykusuz günler. İnsanların kafası ısınacak diye kesilen tavşan kafaları. Birilerinin kulakları ısınacak diye bedeninden ayrılan uzun kulaklar. Avcı Şapka için av olan zavallılar.</p>
<p>Üç beş kere kafama koyup vazgeçtikten sonra nihayet işi bırakmak istediğimi söyleyebildim. Bizimkiler hiç beklemiyorlardı. Bu tepki ailede bir ilkti. Bırakmadılar beni. Tavşanların ölümünden rahatsız olunabileceğini idrak edemiyorlardı bir türlü. Ne desem anlamadılar. Dayanamayıp kaçtım sonunda. Başka bir şehre. Kaçarken tavşanlardan birini de yanıma aldım. Uzun kulaklı beyaz bir yol arkadaşı&#8230;</p>
<p>Paraya sıkıştığımda ilk satmak zorunda kalacağım da bu tavşan oldu. Niyetçilere okutmak amacıyla onu satılığa çıkardım. Niyetim kötü değildi bu sefer. Kimse onu kesip biçmeyecekti. Ancak alıcısı niyetçi olmadı. Bir sihirbaz ilgilendi. Düğünlerde, doğum günlerinde falan gösteri yapıyormuş. Hemen sattım. Alışveriş sırasında o kadar iyi anlaştık ki beni de asistan olarak aldı. Numaralarını bir bir öğretti bana. Kısa sürede işi kaptım. Arada ben de sahneye çıkmaya başladım. Zamanla işin bütün inceliklerini öğrendim. Bir süre sonra tavşan numarasını bizzat icra etmeye başladım. Asistan değildim artık. Çift sihirbazlı bir gösteriydi yaptığımız.</p>
<p>Mutluydum. Hayatım bir anda değişmişti. Tavşandan şapka çıkarmayı bırakmış şapkadan tavşan çıkarmaya başlamıştım.<br />
<a href="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/tumblr_lr2oi3j05P1qf80m9o1_500.jpg" rel="lightbox[15122]"><img class="alignleft size-medium wp-image-15121" src="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/tumblr_lr2oi3j05P1qf80m9o1_500-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/uzun-kulakli-beyaz-bir-yol-arkadasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek Voltaj</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/yuksek-voltaj</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/yuksek-voltaj#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2012 13:57:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Karaca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15110</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/Yüksek-Voltaj.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-15132" src="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/Yüksek-Voltaj-768x1024.jpg" alt="" width="622" height="830" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/yuksek-voltaj/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Belediye Otobüsü Kanunu</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/belediye-otobusu-kanunu</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/belediye-otobusu-kanunu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 10:29:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahadır Cüneyt Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=15103</guid>
		<description><![CDATA[
BİRİNCİ KISIM
Amaç ve kapsam
Madde 1 &#8211; Bu Kanunun amacı belediye otobüslerine binişleri, otobüsten inişleri, çıkışları, o kendinden kaçışları düzenlemek ve yolculuk esnasında uyulacak esasları belirlemektir. Metrobüsler ve banliyö trenleri bu Kanun kapsamı dışındadır.
Tanımlar ve kısaltmalar
Madde 2- 
Araç; körüklü, körüksüz, kırmızı, mavi, hardal, erguvan vb. çeşitli çap ve ebatlarda belediye otobüslerini,
Şoför; aracın en ön koltuğunda mukim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter size-full wp-image-15104" src="http://www.afilifilintalar.com/depo/2012/05/w.-wallace-bulvarı.jpg" alt="" width="652" height="456" /></p>
<p>BİRİNCİ KISIM</p>
<p><em>Amaç ve kapsam</em></p>
<p><strong>Madde 1 &#8211; </strong>Bu<strong> </strong>Kanunun amacı belediye otobüslerine binişleri, otobüsten inişleri, çıkışları, o kendinden kaçışları düzenlemek ve yolculuk esnasında uyulacak esasları belirlemektir. Metrobüsler ve banliyö trenleri bu Kanun kapsamı dışındadır.</p>
<p><em>Tanımlar ve kısaltmalar</em></p>
<p><strong>Madde 2- </strong></p>
<p><strong>Araç; </strong>körüklü, körüksüz, kırmızı, mavi, hardal, erguvan vb. çeşitli çap ve ebatlarda belediye otobüslerini,</p>
<p><strong>Şoför; </strong>aracın en ön koltuğunda mukim, direksiyona hâkim, diksiyonu muhkem ve arada sırada “o düğmeye kim basıyorsa basmasın, boşu boşuna duruyoruz kaç duraktır” diyen insanoğlunu,</p>
<p><strong>Yolcu; </strong>Adem oğlu ve Havva kızını,<strong> </strong></p>
<p><strong>Bilet; </strong>otobüste yolculuk etmenin manyetik ve ekonomik bedelini,<strong> </strong></p>
<p><strong>Nizami durak; </strong>araç durduğunda inilen, araç hareket ettiğinde binilen resmi yer şekillerini,</p>
<p><strong>Orta kapı; </strong>kimi yolcuların şoföre hitaben yüksek sesle tekrarladığı şifreli mesajı,  </p>
<p><strong>İmdat çekici; </strong>güvenlik amaçlı nalburiyeyi, </p>
<p><strong>Uyku; </strong>durak kaçıran kendinden geçme halini,</p>
<p><strong>Müzikçalar; </strong>genç yolcuların araçlar için özel hazırlanmış ezgileri dinlediği ve dinlettiği gereçleri,<strong>  </strong></p>
<p><strong>Güzel kız; </strong>araçlarda yetişen milli serveti ifade eder.</p>
<p>İKİNCİ KISIM</p>
<p><em>Yükümlülükler ve Yasaklar</em></p>
<p><strong>Madde 3- </strong>Arka kapıdan binilemez. Ancak ön kapıdan binmenin olanaksız olduğu hallerde şoförün yazılı onayı ve arka kapının bizzat kendisinin gönlü alınarak otobüse duhül edilebilir. Bu gibi binişlerde biletin aracın ön bölümüne uzatılması sırasında ve sonrasında yaşanan “bu benim biletim değil”, “atı yalnız geldi, biletimin başına bir şey gelmiş olmalı” ve benzeri olumsuz hadiseler otobüs kurumunu bağlamaz.</p>
<p><strong>Madde 4- </strong>Arkalara doğru ilerlemek zorunludur.<strong> </strong>Şoför ve ön kapıda biriken yolcular, herkesin arkalara doğru ilerlemesi gerektiği yönünde telkin yapar.<strong> </strong></p>
<p>Arkalara doğru ilerlemenin imkânsız olduğu durumlarda “Kucağına mı oturayım adamın?” ve “Üstüne mi çıkayım kadının?” adlı serzenişlerden birisi seçilerek haykırmak suretiyle dile getirilir.</p>
<p><strong>Madde 5- </strong>Hamile, gazi ve yaşlılara yer verilir. Hamilelik şüphesi olanlar, buruşuk tenliler <span style="text-decoration: line-through">ve arabesk-fantezi müzik dinleyenler</span>* ilk cümlede sayılan sınıflara dâhil olmadıkları sürece bu hükümden yararlanamaz.</p>
<p><em>(* Bu maddede geçen “ve arabesk fantezi müzik dinleyenler” ifadesi sosyo-elektronik ortamlarda infial yaratacağı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin 09/09/2011 tarihli 66 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)</em></p>
<p><strong>Madde 6-</strong> Orta kapı nazlıdır.<em> </em></p>
<p><strong>Madde 7- </strong>Müzikçalarların sesi kısılamaz. Kısanlar hakkında Ses ve Müzik Kanununun ilgili maddeleri uyarınca işlem tesis edilir ve dinlenen eserler dinlenmemiş sayılır.</p>
<p>Güzel kızların seyahat süresince müzikçalarlarını karıştırarak üfüldemeleri, erkek yolcuların dinleme esnasında kafa sallamaları, gereken hallerde ellerle tahayyülen davul ekipmanları kullanmak suretiyle esere eşlik etmeleri zorunludur.</p>
<p><strong>Madde 8- </strong>Mesai başlangıcı ve mesai çıkışı saatlerinde nizami duraklardan araca binmeler sırasında gereken hallerde babamıtanımamizm ve hakkımıyedirmemizm gibi sosyo-legal teknikler kullanılabilir. Bu ve benzer teknikleri bilerek ve isteyerek kullanmamak suretiyle araca dâhil olamayıp durakta kalanlar belediye ekipleri tarafından itlaf edilir. <span style="text-decoration: line-through">İtlaf edilen vatandaşlar hak iddia edemez.</span> * <strong>(Ek: 4/12/2011 &#8211; 58741/19 md.)</strong><strong> </strong>Ekip çalışanları itlafın biçimi nedeniyle yalnızca bireysel olarak sorumlu tutulabilir.</p>
<p><em>(* Bu maddede geçen</em> <em>“İtlaf edilen vatandaşlar hak iddia edemez.” cümlesi, bütün vatandaşların kamu tarafından yürütülen iş ve işlemlere ilişkin olarak adalet arama hakkı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin 09/09/2011 tarihli 66 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)</em></p>
<p><strong>Madde 9-  </strong>Araçlarda cep telefonu ile konuşulamaz.</p>
<p>Hayati önem taşıyan; emlak pazarlığı, aile içi kavga, çek-senet münakaşası, gönül ilişkileriyle alakalı değerlendirmeler ve sosyo-elektronik ortamlarda yazılmış olan iletilere yapılmış yorumlara ilişkin mütalaalar birinci fıkranın kapsamı dışındadır.</p>
<p><strong>Madde 10- </strong>Araçlar gün sonunda her bir araca otuz adet gönüllü temizlik görevlisi düşecek şekilde muntazam temizlendiğinden seyahat esnasında kâğıt bilet, pet şişe, portakal kabuğu ve fil dışkısı gibi mütevazı atıklar koltuk arkalarına ve radyatör kenarlarına bırakılabilir.</p>
<p><strong>Madde 11- </strong>Klimanın kapatılmasının istenmesi ile klimanın açılmasının istenmesi taleplerinin toplamda ayrı ayrı 10’ar adete yükselmediği seyahatler geçersiz sayılır.</p>
<p><strong>Madde 12- </strong>Araçta uyunamaz.</p>
<p>Gözlerin dinlendirilmesi esnasında horlanması birinci fıkra kapsamı dışındadır.</p>
<p><strong>Madde 13- </strong>İmdat çekicine ellenemez.<strong> </strong></p>
<p>Üretici firma elemanları kullanılmayan imdat çekiçlerini beş yaşını doldurmuş araçlardan toplayarak yeniden satabilir.<span> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/belediye-otobusu-kanunu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

