.

Tüm çocukluğumuz, ilk gençliğimiz “karate filmleriyle” geçti. Bruce Lee’ye hayrandık; Jackie Chan, Sho Kosugi… Wang Yu’nun hastasıydık. Bütün çekik gözlüleri karateci sanıyorduk. [Hâlâ öyle geliyor bana, o ayrı. Nerde bir Çinli görsem “Hayyyaaaaa!” diye hamle yapıyorum.] Sinemadan her çıkışta müthiş bir karate enerjisiyle dolar, arkadaşlarla birbirimize girişirdik: “Kılıçlı adama nasıl uçan tekme attı!” “İşte böyle!” Vunk!
Ninjalara imreniyordum. Keşke beni de aralarına alsalardı. Gerçi umudumu kaybetmiş değilim. Günün birinde Ninjalara karışabilirim.

Gelelim filmimize. Yip Man bir kungfu başyapıtı, sinema şaheseri, kahramanlık destanı.

Filmden bir sahne anlatayım: Dövüş sanatı okullarıyla meşhur bir kasabada yaşayan Ip Man’e Zhou Qing Quan adlı usta geliyor. Aralarında şu minvalde bir diyalog geçiyor:
Zhou Qing Quan: “Saygıdeğer Ip Man, sizin kungfu tekniğinizin çok methini duydum…”
Ip Man: “Estağfurullah, iltifat buyurmuşlar.”
ZQQ: “Lütfederseniz, zat-ı âlinizle bir müsabaka yapmak isterim.”
IM: “Bu beni de bahtiyar eder, lakin görüyorsunuz ya, ailemle vakit geçiriyorum.”
ZQQ: “Sizce mahzuru yoksa, bekleyebilirim.”
IM: “Madem öyle arzu ediyorsunuz, buyurun, birlikte sofraya oturalım…”
ZQQ: “Ne demek efendim, şeref duyarım.”
[Yemekler yenir, sigaralar tüttürülür ve dövüş başlar… Artistik dövüş sürerken Ip Man, Qing Quan’a sertçe bir darbe indirir, rakip sendeler.]
IM: “İyisiniz ya?”
ZQQ: “Mesele yok, devam!”
[Ip Man, Qing Quan’ı yener ve…]
IM: “Kazanmama izin verdiğiniz için çok teşekkür ederim.”

Çocukluk, gençlik dönemimizde bizi büsbütün coşturan karate filmleri, şimdi Yip Man vesilesiyle çelebiliğe özendiriyor. Tam da olması gerektiği gibi.

Yip Man [2008, Hong Kong]
Yön.: Wilson Yip
Sen.: Edmond Wong
Oyn.: Donnie Yen, Simon Yam

, 20 Ocak
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi