.

Finnegans Wake romanı eşi benzeri olmayan bir başarıdır. Onunla başa çıkmayı denemiş insanları afallatıp büsbütün yılgınlığa sürüklemiştir. Aynı zamanda kendine özgü bir hayran kitlesi, ‘Wakeciler’, yaratmıştır. Bunlar Joyce camiası içinde ayrı bir gruptur ve ezoterik bilgileri korkutucu olmasa da çetrefildir. Wake ile ilgili sorun kişinin onu olağan anlamıyla okuyamamasıdır. En azından kitabın başlarında okurun gözünü korkutan, kendine has bir dile rastlıyoruz. Bu dil altmıştan fazla yaşayan ve ölü dilin izlerini taşır. Muğlâk kinayelerle doludur. Yorumcular Wake romanını kazıyıp ondan bir hikâye çıkarmaya epey zaman ve çaba harcamışlardır.  Kitaba üşüşmüş kahramanları ayrıntılı şekilde açıklamışlardır. Ne var ki bu anlatıların her bir versiyonu tartışmaya açıktır. Kitapta ismi ve sembolik işlevi olan belli belirsiz figürler yer almaktadır. Gelgelelim bu figürlerin izlerini sürmek veya onları kayda değer bir kesinlikle birbirinden ayırmak zordur. Joyce’un kendisi ‘Kitapta, deyim yerindeyse, münferit bir halk yoktur’ demiştir (PE, s. 149). Ayrıca kitabın ‘ilerleyen bir olay örgüsü’ de yoktur (L 3, s. 141). Alışıldık saiklerin yokluğuyla karşılaşan okurların cesaretinin kırılmasına şaşmamak gerek. Eğer yılmayıp okumaya devam ederlerse, kitabın, belli bir modernist estetik, felsefi iddianın veya dil kuramının enikonu ayrıntılandırılması olduğu tezinin sadece okurların çabasının kifayetsiz bir tesellisi olmakla kalmayıp tartışmaya da açık olduğu kolayca görülecektir. Eğer nihayetinde amaç, soyutlama ise neden metni değil de eleştirileri okumayalım ki? Neden Joyce ana fikrini tam da bu şekilde, bu denli uzun ve okuru heder edercesine işlemiştir. Neden bu zahmete katlanmıştır? [Andrew Gibson’ın Türkçeye tercüme edilmekte olan James Joyce kitabından bir alıntı]

, 12 Ağustos
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi