.

“Garniyer satışların nasıl gidiyor?” dedi bir adam öteki birine. Öteki, ‘İyi değil’ anlamında suratını ekşiterek kafasını geriye attı. Birden soğuk bir rüzgâr esti odanın içine.

“Öyle mi!” dedi diğer adam. Sesinde inceden bir alay vardı. “Demek garniyer satışları kötü! Oysa ben, bugün tam üç tane garniyer sattım! Yaa…”

Bunun üzerine öteki adam sesinde fark edilir bir sinir bozukluğuyla, “Be-Ben hiç satamadım” dedi güçlükle. Başını öne eğdi ve yerde, çöp tenekesini tutturamadığı bir parça buruşturulmuş kâğıt ile bir miktar elma kabuğuna gözü kaydı. Kafasını tekrar yukarı kaldırmadan mahzun bakışlarını diğer adama yöneltti. Diğer adamın yüzüne hain bir sırıtış eklendi alaycı bakışlarının yansıra. Az önce aklına gelen matematik hesabını aktarmakta da gecikmedi. “Ben senin sattığının üç katı garniyer sattım. Yaa…”

Öteki adamın yüzündeki üzülen bakışların yerini kuşku dolu bakışlar aldı. Diğer adama şu sözleri sarf etmekte hiç gecikmedi. Zira gecikseydi o kadar etkili olmayacaktı. Bunu kendisi de biliyordu. “Hayır. Bir saniye. Şimdi dur bir saniye. Bir dakika. Şimdi dur. Bak şimdi. Ben hiç satmadım. Yani, eğer bir tane satsaydım seninki benimkinin üç katı olurdu. Ama henüz hiç satmadığım için sen benim hiç katım kadar satmış oluyorsun.”

Bunun üzerine “Hadi yaa?” dedi diğer adam düşünür bakışlarını yerdeki şempanze desenli halıya yönelterek.

“Tabi. Öyle” diye onayladı kendini öteki adam ve teorisini ispatlamaya yönelik önermelerde bulunmaya devam ederek, “Sıfır çarpı üç nedir? Sıfır. Hiç. Hiç katım kadar sattın. Yani hiç satmasan daha iyiydi. En azından boşu boşuna yorulmamış olurdun.”

“Demek ben böyle yaptım.” dedi diğer adam düşünceli bir ses tonuyla yerdeki şempanze desenli halının kenarında yürüyen topal karıncayı seyrederek.

“Kesinlikle!” dedi öteki adam masanın üzerindeki pembe renkli kalemi alıp adama uzatarak, “Ama bu utanç verici durumdan kurtulman için sana bir şans verebilirim.”

Gözlerini kıstı diğer adam bakışlarını öteki adama yönelterek.  Yanağının bir ucunu yarım gülümseme şeklinde gerdi ve kafasını sallayarak ellerini döndürmek suretiyle şu sözleri sarf etti “Ee? Neymiş o?”

“Şimdi,” diye başladı söze durumu izah etme pozisyonu alan öteki adam, “Sen benden üç garniyer al. Ondan sonra, ben de senin benden aldığın garniyerleri senden satın alacağım. Böylece hem ben üç garniyer satmış olacağım, hem de sen altı garniyer satmış olacaksın. Sonuçta da senin satışın benimkinin iki katı olacak.”

Bu ümit verici sözler diğer adamın bakışlarında ifadesini buldu.

Öteki adam fikrini desteklemeyi sürdürdü, “Bu önerdiğim sistem benim hiç katım olmaktan da iyidir sanırım. Durduk yerde iki katım garniyer satmış olacaksın. Ben de bu sayede sıfır garniyer satmanın ezikliğinden kurtulacağım anlaştık mı?”

Cazip bir fikirdi bu. Öyle düşünüyordu diğer adam. ‘Bu sayede onu alt edebilirim. Bütün gün boşuna yorulmuşum. Onun hiç katı kadar garniyer satmışım’ diye düşündü. “Hadi yapalım o zaman!” dedi hiç gecikmeden. Düşüncelerini hayata geçirmekte gecikmeyen biriydi diğer adam. Gecikmekten korkardı. En son geç kaldığında üç yaşındaydı. O günü hatırlamak dahi istemiyordu.

Öteki adam masasının çekmecesini açtı ve içinden üç adet garniyer çıkardı ve dikkatle diğer adama uzattı. Diğer adam ellerini kovuk yaparak garniyerleri avucuna hapsetti.

Öteki adamın gözlerinde bir ışık parladı birden, “Ver şimdi parasını. Üç garniyer altı para!” Diğer adam garniyerleri kendinden tarafa doğru çekip yukarı kaldırarak, “Ama ben garniyerlerin üçünü üç paraya satıyorum!” dedi hayretle.

“Olsun,” dedi öteki adam usluca, “Ben zaten geri alıcam onları.” Sesinde tekin olmayan bir şeyler vardı.

Diğer adamın gözlerindeki kuşku dolu bakışlar tavandaki avizenin taşlarında çoğaldı. Cebinden çıkardığı altı parayı verirken, “Tamambendeşimdisanaüçgarniyersatıyorumhadiverparayıgeri” dedi çabucak. Öteki adam avcundaki parayı bıraktı diğer adamın avcuna. Diğer adam bu alışverişten memnun olmuş gibi gözükmüyordu. “Eee?” dedi suratı bin karış.  “Nasıl e?” dedi öteki adam tecahül-ü arif yaparak. “Burada üç para var sadece” dedi diğer adam tehdit amaçlı ses tonunu kullanarak. “Sen demedin mi ben garniyerleri üç paraya satıyorum diye!” diye atladı hemen öteki adam. “Öyle dedim ama sen paranı geri vericem dedin!” diye de çıkıştı diğer adam ayağa kalkar gibi yaparak.

Öteki adam gözlerini yumdu. Sakin olmaya çalışan bir insan görünümüne bürünerek, “İyi de sen demedin mi ben üç paraya satıyorum diye. Az önce dedin!” diyerek lafını geri sattı diğer adama.

Diğer adam hiddetlendi, “Öyle dedim am-“ “İyi! Dedin bak işte!” diye lafını ağzına tıkadı diğer adamın. Suratı kızaran diğer adam, “Ama zam yaptım ben, artık tanesini iki paraya satıyorum.” diye savundu kendini.

Öteki adam sakin gözüken tavrını bozmadan, “İyi güzel, ama bunu şimdi söylüyorsun az önce böyle bir şey söyleseydin bir sorun yaşamazdık. Ama artık sattın bir kere. Burada satılan mal geri alınmaz. Bak duvardaki yazıya” diyerek duvardaki sakallı adam resminin altındaki yazıcı çıktısını gösterdi.

Diğer adam kafasını döndürüp yazıya bakarak, “Ama…” diyecek oldu. Öteki adam, “Dur bakalım bu sorunu nasıl çözebiliriz, biliyorsun sana yardım etmek istiyorum. Şu anda sende kaç para var?” diyerek sözünü kesti.

Çıktıya bakan üzgün gözlerini öteki adama çeviren diğer adam, “Üç para var” dedi hayıflanarak, “Senin verdiğin işte. Üf ya…”

Bunun üzerine öteki adam, “Önceden altı paran mı vardı?” diye sordu. “Evet önceden altıydı…” dedi diğer adam hayıflı hayıflı.

Öteki adam, “Hm. Benim de cebimde hiç para yoktu. Şimdi benim de cebimde üç para var. Şimdi bende üç tane garniyer ve üç para var. Şimdi seninle eşitiz. Ama planlarıma göre senin en az benden iki kat fazla garniyer satmış olman gerekli yanlış mıyım? Yani böyle düşünmüştük. Şimdi bir saniye garniyerleri bir ortaya koyalım” dedi.

Bu sözlerden sonra diğer adam, yüzünde beliren bir umutla karışık endişeyle alelacele garniyerleri cebinden çıkarttı.

Öteki adam, “Hm. Bak şimdi. Şimdi ben bugün üç garniyer sattım, sen de altı garniyer sattın. Ama ben üç garniyer de satın aldım… Sen kaç garniyer satın aldın bugün?” diye sordu.

“Ben bugün… Üç garniyer satın aldım” dedi diğer adam masanın üzerindeki garniyerlere bakıp kendini onaylayarak.

“Çok güzel. Bak şimdi,” dedi öteki adam, “ortada üç garniyer var. Senin benden daha fazla satmış olman için önce bunları satın almalısın ki bana satasın. Şimdi al bunları”

“Kaç para?” dedi diğer adam ihtiyatı elden bırakmayarak.

“Tabi ki altı para” diye cevapladı öteki adam.

“Olmaz alamam o zaman…” dedi diğer adam omuz silkerek.

“Tamam, beş olsun seni mi kırıcam” dedi öteki adam fiyatı kırarak.

Diğer adam biraz üzgün, biraz kırgın bir ses tonuyla, “Ama bende üç para var sadece” diyebildi.

“E ver sen o parayı iki lira borcun olsun” dedi öteki adam yüzünde ben sana gerektiğinde yardımcı da olurum ifadesiyle.

Bunun üzerine diğer adam paraları uzatırken, “Tamam oldu o zaman” dedi, “Ben sonra veririm.”

Diğer adam garniyerleri aldı. Garniyerler elden ele dolaşa dolaşa yumuşamışlardı. Bunun üzerine diğer adam garniyerleri üflemeye başladı.

“Bırak garniyerleri üflemeyi!” dedi öteki adam, “Şimdi sat bunları sen bana”

“Dur” dedi diğer adam biraz daha üfleyerek, “Tamam satıyorum.” dedi yüzünde ciddi bir ifadeyle, “Ama,” diye ekledi, “bunların tanesi üç paradır.”

Bunun üzerine öteki adam kaşlarını büzüştürerek, “Hadi ya. Ben almak istemiyorum o zaman” dedi.

“Nasıl almıyorsun ya? Ne demek almam!” diye sesini yükseltti diğer adam.

“E çok pahalı ben bile tanesini iki paraya satıyorum, niye senden üç paraya alayım ki?” diye mantıklı bir açıklamada bulundu öteki adam.

“O zaman sekiz para versen yeter.” dedi bunun üzerine diğer adam fiyatı indirerek.

“Oldu… Tamam, al o zaman” dedi parayı uzatarak öteki adam, “Ama senin de bana iki para borcun vardı o yüzden ben altı para veriyorum.”

“İyi ver hadi.” dedi diğer adam sabırsızca ve paraları alıp cebine atarak.

Öteki adamın kafası karışmıştı, “Tamam… E şimdi ne oldu? Sen kaç garniyer sattın ben kaç garniyer sattım?” dedi kafasını kaşıyarak.

“Benn toplamm… Bir saniye. Onu sattı aldım bunu…” dedi diğer adam düşünceli bir şaşkın gibi işaret parmağını dudağına götürerek, “Acaba ne oldu?”

“Benim başım ağrımaya başladı.” dedi öteki adam kafasını tutarak.

“Benim de midem bulandı.” dedi diğer adam.

“İstersen eczaneye ilaç almaya gidelim” diye bir fikir öne sürdü öteki adam.

Diğer adamın, “Bu saatte açık eczane var mıdır?” diye sorması üzerine öteki adam, “Benim bildiğim çok iyi bir nöbetçi eczane var az ilerde” diye cevapladı.

“Oldu o zaman. Haydi gidelim”  Ve dışarı çıktılar.

Donuk ay ışığında aydınlanan sokakta iliklerine kadar işleyen gecenin soğuğu insanın içini ürpertiyordu. “Garniyerler için güzel bir gece” dedi öteki adam.

, 28 Mart
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi