.

Pe elindeki silahı Ga`ya doğrulttu. “Senin elinde silah mı vardı?” dedi Ga kekeleyerek. “Varmış” dedi Pe, “Ben de bilmiyordum” “Neden o silahı bana doğrultuyorsun?” dedi Ga korkuyla. “Hiç bir fikrim yok, ama nasıl, yakıştı değil mi?” diye sordu Pe. “Sen önce o elindekini bir indirecek misin?” dedi Ga sakinmiş gibi görünerek. “Olur” dedi Pe silahı indirerek. Pe tekrar silahı Ga’ya doğrulttu. “Şeytan doğrulttu” dedi. “Salak! O doldurur! Doğrultur değil!” dedi Ga korkuyla dolu bir alaycılıkla. “Doğrulttu ama!” dedi Pe heyecanla: “Şaka değil!” Silah bir anda ateş aldı. Ama ateş aldı derken. Yani ateş etti değil. Birden yanmaya başladı silah. Pe silahı elinden attı. Her ikisi de yanan silahın patlayacağını biliyorlardı. Uzaklaştılar. “Patlamadı” dedi Ga uzaktan bakarken. Pe de “Tuhaf” dedi. “Ben yakına gidiyorum” dedi Ga. “Dur, patlar şimdi” dedi Pe. Durdular. Bir süre daha durdular. İkisi de beklemekten sıkıldığı anda Ga, “Hadi çay içmeye gidelim!” dedi aklına müthiş bir fikir gelmiş gibi. “Olabilir” dedi Pe; “Zaten silahın nereden geldiğini bilmiyordum.” “He la nerden çıktı ki?” dedi Ga.

Masada otururken düşünüyorlardı, “Bu gün başımıza çok azayip şeyler geldi” dedi Ga. “Ne dedin?” dedi Pe gözlerini fal taşı gibi açarak. “Zogazaayipzeyler dedim daa!” dedi Ga. Pe telaşla, “Laz oluyorsun!” diye haykırdı. “Uy!” dedi Ga korkuyla. “Saat kaç?” dedi Pe cep telefonunu cebinden çıkararak, “Gece yarısını geçmiş ne çabuk oldu!” “Pirak diyrum! Panik edeysun pi dur da. Pi dinle ne anlatacağum!” dedi Ga gülerek.  Pe endişeli gözlerle Ga’nın uzayan kırmızı burnuna bakıyordu. Neden sonra korkutucu bir sürecin ilk habercisi olan Temel bir gün diye başlayan ilk fıkrayı anlatmaya başladı Ga.  Pe kaçıp gitmek istiyordu anlatılan fıkralardan bunalmış sıkıntı içinde ama onları dinlemek zorundaydı. Aksi takdirde Ga`nın ne yapacağını kestirmek olanaksızdı. Zaten bir süre sonra Ga`nın burnu ufalmaya ve aksanı da düzelmeye başladı.  Sonra bilincini kaybeden birinin bakışlarıyla başı masanın üzerindeki pastaya gömüldü. Pe onu kaldırıp düzeltti. Suratını peçeteyle sildi. Kendine geldiğinde: “Ne oldu bana?” diyordu. Ga da olanları bir bir anlattı. “Demek Laz oldum. Laz-Uşağu yıllardır ortaya çıkmamıştı” dedi sesli düşünerek. “Ben de artık kurtuldum ondan diyerek tekrar karalahana yemiştim” dedi. “Bu gün çok tuhaf şeyler oldu” dedi Pe, “O konuşan keçi ne tuhaftı değil mi?” diye ekledi. “Evet…” diye onayladı Ga düşünceli biçimde, “Sanki görünmez bir sucuk zarı bizi çevrelemiş ve bizler içinde pişiyoruz” dedi değişik bir benzetme yapmaya çalışarak. Sonra diliyle suratını yalayarak, “Suratımda da bir tuhaflık var. Sanki suratım erimiş ve böyle kremli bir sütlü tatlıya dönüşür olmuş gibi hissediyorum” dedi benzeterek. “Yok” dedi Pe önündeki tabağı göstererek. “Az önce pastaya böyle-” dedi Ga`nın az önceki halini imite ederek. “İmite ettiğin yeter anladım.” dedi Ga. “İmite de ney?”  dedi Pe. “Boşver” dedi Ga. “Çayını da içtiysen kalkalım” dedi. “Burası nasıl bir yer böyle?!” dedi bir anda içinde bulundukları yere korkuyla bakarak. “Biz hep burada mıydık ki?!” dedi Ga şaşırmış vaziyette. “Biz… Bilmiyorum ki…” dedi Pe dehşet içinde.

İçinde bulundukları yere nasıl geldiklerini bilmiyorlardı. Dahası buraya gelinecek bir yer var mıydı ki? “Ben hiçbir şey anlamadım.” dedi Ga “Pasta nerden çıktı biz buraya çay içmeye gelmemiş miydik?” “Biz buraya mı gelmiştik?” dedi Pe. Endişeyle içinde bulundukları şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. “Bu şey kımıldıyor!” dedi Pe ürkerek. Boğuk ve tok bir ses yankılandı kırmızı renkli odanın biçimsiz duvarlarında “Ben Canlı Kafeyim! Bir isteğiniz var mı?”

Canlı Kafe mi? Ga, “Ben neler olduğunu anlamaya başlıyorum” dedi, “Burası yeni açılan bir yer. Tüm bu saçmalığı müşteri çekmek için yapmışlar”  “Ama”  dedi Pe,  “Hiç müşteri yok ki burada” Ses: “Müşteri yok! Çünkü müşterilerin hepsini yedim!” dedi. “Bizi yiyemeyeceksin Canlı Kafe!” dedi Pe eline aldığı çatalı tutup havaya sallayarak. Boğuk ses, “Sizi yedim bile!” dedi. İkisi dehşet dolu gözlerle birbirlerine bakarken içinde bulundukları ortama gözleri biraz daha alışmıştı. Burası Canlı Kafe`nin midesiydi. Yerler asit doluydu. Duvarlar yapış yapıştı. Postallarım eriyor diye düşündü Pe. “Bizi ne zaman yedi ki hiç haberimiz yok” dedi Ga. “Senin kendinden haberin yok” dedi Pe, Ga`yı eleştirerek. “Hadi benim kendimden haberim yoktu senin de mi yoktu!” dedi Ga çıkışarak.

Canlı Kafe boğuk sesiyle şunları söyledi: “Çıkmak için yapmanız gerekenleri biliyorsunuz. Hadi başlayın!” “Nasıl? Ne yapacağız bilmiyoruz ki” dedi Pe. “Bilmiyoruz!” diye bağırdı Ga. “Biz buraya nasıl girdik ki?” dedi Ga çevresini araştırarak. “Pencere bile yok” Birden dolgun bir gürültü dolmaya başladı içeriye, sonra bu gürültünün nedeni olan yeşilimtırak bir sel kafenin içine salındı. İçeriye dolan akıntının içi bir yığın paketlenmiş hazır gıda ve konservelerle doluydu. Pe konservelerden birini eline alarak “Kullanma tarihinin dolmasına daha altı ay var. Yenebilir” dedi bir alışkanlıkla. “Bu ne biçim bir saçmalık!” diye bağırdı Ga kafenin ortasında. Çıkacak bir yer arıyordu. “Garson nereye kayboldu?” dedi. “Garson var mıydı ki?” dedi Pe. “Bize çayı pastayı kim getirdi peki?” dedi Ga. “Bize çayı biri getirdi eveet, ama pasta nerden çıktı bilmiyorum” dedi Pe. “Suratım hep pasta oldu” dedi Ga. “Biliyorum” dedi Pe, “İmite etmiştim” “Vaay” dedi Ga.

Boğuk ses duyurdu kendini: “Bunları bir araya getirip bana bir yemek hazırlayın! Sonra da sizi serbest bırakayım!” “Böyle saçmalık olmaz!” diye bağırdı Ga “Gidiyoruz buradan!” dedi Pe`nin kolundan çekiştirerek. “Dur!” dedi Pe, “Bizi bırakacakmış işte” Ga, yerdeki yeşil renkli sıvının içindeki şeyleri göstererek:   “Bir kutu bezelye, patates ve salçadan yemek yapılamayacağını herkes bilir” dedi, “Bizimle oyun oynuyor anlamıyor musun?” “Saçmalama, annem yapardı biz de yerdik, ben yemek yapıyorum. Burada kısılıp kalmaya hiç niyetim yok” dedi Pe elbisesini Ga`nın elinden kurtararak. “Sen yap öyleyse ben gidiyorum” dedi Ga. Akıntının geldiği yöne doğru yürüyerek, “Buradan çıkış vardır” dedi.        Akıntının geldiği yer, yumuşak, kaygan ve yakıcı bir katmandan oluşmuştu. Kahverengi dumanlar yayılan bu yere yaklaştıkça artan koku insanın içini dalgalandırıyordu. Ga fazla dayanamadı: “Ööörg- Ööööö” Ve gitmekten vazgeçti o anda. Sonra arkasına dönüp baktı bir süre, “Ben gidiyorum! Geliyor musun?” dedi Pe`ye. Pe hareket eden zeminde yürümeye çalışarak duvara yapışık dolaptan bir şeyler çıkarıyordu. “Ocak yok bir kere ocak!” dedi Ga “Nasıl pişireceksin?!” “Hakikaten” dedi Pe. “Ocak yok” ve “Ocak yok!” diye bağırdı Canlı Kafe`ye. Boğuk ses sanki “Hmm” dedi gibi. İkisi de verilecek cevabı bekliyorlardı heyecanla.

Birden Ga sabredemeyip: “Sen bir kafeysen senin işletmecin kim!” diye bağırdı, “Müdür! Müdürle görüşmek istiyorum! Böyle rezalet olmaz!” Pe tuhaf tuhaf baktı Ga`nın suratına “Nerden aklına geldi bu?” der gibi. Ama haklı olduğunu da düşündü bir yandan. “Evet!” dedi Pe: “Müdürle görüşmek istiyoruz!” Bir süre sonra Canlı Kafe: “İsteğiniz yerine getirilecek” dedi boğuk sesiyle. Birden bulanık sıvının içinden belirsiz bir şey yükselmeye başladı. Ga, Pe’nin yanına doğru yürümeye başladı bir içgüdüyle. İkisi de bu belirsiz nesneden tedirgin olmuşlardı belli ki. Neden sonra beden biraz daha yükseldi ve “Ben müdürüm!” dedi, “Evet sizi dinliyorum” “Şikâyetiniz nedir?”

Ga boğazını temizledi. “Böyle rezillik görmedim ben” dedi, “Çıkmak istiyoruz buradan” “Elbette” dedi Müdür, “Yemeği hazırladınız mı?” “Yemek hazır!” dedi Ga ve eğilerek yerdeki sıvının içinden bir konserveyi tuttuğu gibi hızla müdüre fırlattı. Konserve müdürün kafasına çarptı ve düştü gerisin geriye.

Bulanık yeşil sıvının içine gömülen Müdür`ün yanına geldiler. Pe elindeki çatalla Müdür`e dokundu. Hareket etmedi. Birden sıvının renginin değiştiğini fark etti. Onu yaralamışsın!” dedi korkuyla. “Ölmüş mü?” dedi Ga. “Neden yaptın bunu?” dedi Pe. Ga kaşlarını büzüştürdü başını öne eğerek. “Ölmüş mü?” dedi tekrar. “Bilmiyorum” dedi Pe. “Nabzına bakalım!” dedi Ga bir ümitle sıvının içine elini sokarak. “Bulabildin mi?” dedi Pe meraklı bakışlarla. “Nabzı bırak ben elini bulamadım ki daha…” diye karşılık verdi Ga kuşkulu bakışlarıyla.

Sonra bakışları değişti ve dehşet dolu gözlerle bakıyordu şimdi. “Ne var!” dedi Pe Ga’nın bakışlarından ürkerek. “Müdür ölmüş” dedi kısık buz gibi donuk bir sesle. “Nerden anladın?!” dedi Pe. “Arkana bak” dedi Ga. Pe arkasını dönüp baktığında müdürün hayaletinin arkasında dikildiğini gördü. Korkudan kaldı öylece. Müdür gülümsüyordu, “Korkmayın” dedi. “Bu bir bakıma iyi oldu. Artık özgürüm. Canlı Kafe beni yıllardır esir almıştı, bırakmıyordu” diye konuşmaya başladı.

Başta ilgi çekici geldi bu konuşma ama sonradan hayalet bir de mıymıy ne dediği de anlaşılmıyor, Ga ile Pe aralarında konuşmaya başladılar. Bir süre sonra Ga müdürün sözünü keserek “Buradan nasıl çıkılacağını biliyor musun?” diye sordu. “Beni dinlemiyor musunuz ben de size teminden beri onu anlatıyordum” dedi. “Şey” dedi Ga mahcup bir şekilde: “Dinliyorduk da…” dedi. Pe de Ga`yı desteklemek amacıyla; “Tam anlayamadık” diye tamamladı sözünü. “Peki, son cümlemi söyleyin o zaman” İkisi de sessiz kaldılar. “Bir daha anlatamam” dedi müdür. Ga “Bir hatırlat” dedi. “Hayır,” dedi müdür, “Olmaz” Pe, “İpucu ver” dedi. “Olmaaz” dedi müdür. “Kaybettiniz. Güle güle. Ben yitiyorum” dedi. Yitti. “Alasmaldık” dedi Pe.

Neden sonra Canlı Kafe boğuk sesiyle ses verdi: “Yemek ne oldu! Hazırladınız mı?” “He ya hazırladık!” dedi Ga yerden kaptığı konserveyi duvara fırlatarak. “Tüp olsaydı…” dedi Pe belli belirsiz…

, 15 Ekim
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi