.

“Seri Katillerden Hoşlanmam”

Günter Kaindlstorfer’in Henning Mankell’le yaptığı, Metin Alparslan’ın Türkçe’ye çevirdiği röportaj…

Seri katillerde sizi ne ilgilendiriyor?
Aslında hiçbir şey. Ben sadece, toplumsal değişime ışık tutmak için suçu ayna gibi kullanmaya çalışıyorum. Bu eski bir edebiyat geleneğidir. Eski Yunanlılar, Shakespeare ve Joseph Conrad, hepsi aynısını yapmışlardır. Bazen gazeteciler bana en iyi polisiye öyküyü soruyorlar. Benim cevabım hep aynı: Shakespeare’den Macbeth. Ben asla saf bir polisiye yazmazdım. Bu bence sıkıcı olurdu.

Komiser Wallander, polisiyelerinizin ana kahramanı, sizinle fazlasıyla benzerlik gösteriyor. Aynı yaş, aynı araba, bir Peugeot…
(Hayır anlamında bir hareketle,) Yok yok, ben az benzerlik görüyorum. Şurada burada bazı paralellikler olabilir. Bir kişi hakkında 4000-5000 sayfa yazdığınızda bu kaçınılmaz. Örneğin ikimiz de işkolik sayılırız ve opera severiz. Ama bunun dışında Wallander ayrı bir şahsiyettir.

Siz opera hayranı mısınız?
Mozart, Verdi, Puccini. Gözlerimi kaparım ve müziği dinlerim. Bunlar müthiştirler. Beethoven’i ve Bach’ı her şeyden çok severim… Çok şükür ki Bach’tan önceki dönemlerde yaşamadım.

Ana kahramanınız Komiser Wallander’a dönelim. Wallander serisi neden başarılı oldu?
Bunu açıklamak imkânsızdır. Sanatta her zaman akla uygun olmaya bir taraf vardır. Bence Wallander Polisiyelerinin başarısı kahramanın değişiminden kaynaklanıyor. Wallander, sizin gibi, benim gibi sürekli değişir. Bu onu canlı yapar. Bu yönüyle Sherlock Holmes ya da Hercule Poirot’dan ayrılır.

Komiser Wallander siyasi açıdan nerede duruyor?
Sosyal demokrattır galiba. Kendisine hiç sormadım, ama galiba öyledir.

Muhafazakâr değil midir?
Bir anlamda eski moda bir insandır, haklısınız. O acıma, adalet ve beraberlik gibi eskimiş sayılan şeylere inanır. Wallander, her zaman iki seçeneği olduğunu bilir: Televizyon seyredersiniz ve sokakta bir imdat diye bağırır. Şimdi ya imdat sesleri duymamak için televizyonun sesini açarsınız, ya da dışarı çıkıp yardım edesiniz. Kurt Wallander ikinci seçeneği tercih eden insanlardandır.

Ahlakçı mısınız?
Umarım öyleyimdir.

Sizce bu bir hakaret değil mi?
Neden olsun ki? Kitaplarımda toplumumuzda var olan problemler ve seçimler hakkında sorular sormaya çalışıyorum. Cevaplar sunmuyorum, sadece soruyorum.

Çocukken polis olmayı hayal eder miydiniz?
Asla. Vatman bile olmak istemezdim. Benim tek hayalim vardı, yazmak istiyordum.

Kendinizi 68 kuşağı olarak tanımlar mısınız?
Hayır, Allah korusun. 1968 yılı fazla abartılıyor. Ben sadece altmışlıların bir insanıyım.

O dönemin müziği sizin için ne gibi bir önem taşıyordu?
Ben Jazz hayranıydım, Miles Davis’i ve Bob Dylan’ı keşfediyordum. Bu benim için önemliydi.

Ya Cinsel Devrim?
O kadar önemli değildi.

Neden?
Cinsellikle hiçbir zaman bir problemim yoktu.

Kayınpederiniz Ingmar Bergman ile olan ilişkiniz nasıldır?
İyi arkadaşız. Ben onun filmlerine hayranım, o da benim işime saygı duyar.

Sizce Avrupa’da yükselen ırkçılık ne kadar tehlikeli?
Irkçılık Avrupalının icadıdır ve ırkçılığı Avrupalılar yok etmelidir. Asıl tehlike Neonazilerden kaynaklanmıyor aslında. Dazlaklardan kaynaklanan tehlike abartılmamalıdır. Sessiz ve de ırkçı çoğunluk bence daha önemlidir. Tartışmalıyız. Benim umudum gençlerde. Bugünkü gençlik farklı kültürlerden insanlarla iyi anlaşabiliyor. Irkçılık gibi kavramların ne denli gülünç olduğunu biliyorlar.

Afrikalılar ile Avrupalılar arasındaki farklar nelerdir?
Ben beraberliklerimiz üzerine konuşmayı yeğlerim. Aynı şeylere gülüyoruz ve ağlıyoruz, seviniyoruz ve kızıyoruz. Bu önemli, başka şeyler değil… Ben elbette Avrupalıyım ve hayatımın sonuna kadar Afrika’da yaşasam da Avrupalı olarak öleceğim. Ama Afrika beni daha iyi bir Avrupalı yapıyor.

Tagesanzeiger -Zürich, 15 Mart 2000

, 1 Haziran
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi