.

anket defteri: (Blşk.Ad. Fr. enquête [soruşturma] + Fars. defter [defter])

Mutluyken kimse maziye dertlenmez. Çünkü insan bugüncüdür, yarıncıdır. Geçmişe de bu kadar içlenilmesinin sebebi tüm o olanların bugün olmamasından, yarın bir daha olmayacak olmasındandır. İnsan kendini biriktirdiği anılarla seyreder. Bunlar fotoğraflarda, anılarda, yerlerde, mekânlarda ve izlerde saklanır. Sonra da Fikret’in “Nâgâh bir kitâb arasından kılar zuhûr,” deyişi gibi birden karşına dikiliverir. Mutsuzsan geçmişteki mutlu günlerinde dair izler ararsın çünkü, kural budur. O zamanlarda, mutlu olduğun vakitlerde yaşadığın, o mutluluğa yurt olmuş yerlere gidersin. O günlerde alınanları giyersin, çekilen fotoğraflara bakarsın, eski defterleri, hatıraların saklandığı ayakkabı kutularını, sandıkları, kilitli dolapları karıştırsın. Mutlu oluşuna bir bebeğin masumiyetine bakar gibi tebessümle bakabileceğin anılar, hatıralar kollarsın. Öyle ki, o zamanlar mutlu oluşunun formülü oralarda bir yerlerde gizli olabilirmiş gibi tek tek kurcalarsın hepsini. Bir anket defteri çıkar karşına. Çünkü insanlar ortaokul okurlar. Karafatma önlüklerden kurtulup ceketlere kravatlara geçtiğin zamanlarda benzerlerinin anket defteri tuttuğunu görürsün. Sen de tutarsın, ne eksiğin olacak. Herkes tutuyor.

Biz ‘bakmak’ derdik ilkokuldayken, siz ne diyordunuz bilemem. “Kubilay, Sedef’e bakıyormuş, beden dersinde Fikriye’ye söylemiş!” Ortaokulda bakmak bitti ama. Ortaokula geçince hoşlanmak geldi. Arkadaşlık teklif etmek geldi. Ben hiç edemedim. Azıcık cesaretim olsa da ortaokuldaki tipimi, o biçimsiz halimi tarif edebilsem hemen anlaşılır nedeni. Ama birine arkadaşlık teklif etmek için olgunlaşması gereken birden fazla koşul vardı ve çoğunluğunun okul bitmeden gerçekleşmesi mümkün olmazdı. Niyet okuma aracı olan bu anket defterleri koşulların mevcut durumu hakkında ipuçları toplamaya yarardı. Usulü söyle olurdu; öncelikle sorular hazırlanırdı. Sorular çok önemli. Hoşlanılan kişinin nabzını yoklamaya hizmet eden sorular, ilk bakışta dikkat çekmemeyi başarabilmeli ve aynı zamanda sınıfın geri kalanının da ilgisini çekecek cinsten olmalıydı. Nelerden hoşlandığını, hangi ünlüleri –ki artist denirdi hepsine- sevdiğini, ne dinlediğini, ne yemeyi ne giymeyi sevdiğini soru işareti bırakmayacak kadar kesin çözecek sorular seçmeye dikkat edilmeliydi. Kabaca bir anket defterinin soruları şöyle sıralanabilir örneğin:

1. Adınız, soyadınız.

2. Okulunuz, sınıfınız.

(Bu bir formalite sorusu, hiçbir manası yok. Anket Defterinin değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez maddelerinden.)

3. Kaç kardeşsiniz?

(Hem tanımak hem de abisi var mı diye öğrenmek için gerekli sorulardan.)

4. Sevdiğiniz ve sevmediğiniz dersler.

(Bu ortamı ısıtmak için, öyle paldır küldür ince konulara giriyor görünmemek için)

5. Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?

(Bu, yeryüzünün popülerliğini hiç yitirmeyen sorusunun bir tek cevabı olurdu. Birinin yaşayıp yaşamadığını anlamak için burnuna ayna tutmak gibi bir şeydi. Eğer “kitap okumak, müzik dinlemek,” cevabı verilmezse o kişinin sıhhat ve afiyetinden şüpheye düşülürdü.)

6. En sevdiğiniz müzik türü.

(Buna abileri ve ablaları olanlar ve dahi onlarla aynı odalarda yaşayanlar “rock, klasik, jazz” derlerdi. Dikkat çekmek isteniyorsa, bir yerlerde adı duyulmuş ama tam olarak nasıl bir şeye dendiği hakkında bir türlü fikir edinilememiş şeyler de yazılabilirdi. Yazılmaları da ayrı dert. Etnic Musik, New Aige, Felamenko… Eğer bilinmedik şeyler yazılmışsa onları bir bilene sorup öğrenmek lazımdı. Lale ablanın oğlu Emir’e mesela.)

7. En sevdiğiniz artist.

(Bu ilk yoklama sorularından biri. Eğer Burus Vilis denmişse ona göre ertesi hafta saçları annenin briyantiniyle dikip okula gelmek boyun borcu olurdu. Tom Kruyz yazıldıysa ayna karşısında, yüzün her tarafında santim santim gamze aranır, bulunamayınca da çare düşünülürdü. Jiletle azıcık kesilse? Yok, o çok kanar.  Annemin göz kalemiyle hafif karalasam? Onda da Çitlembik’e dönme ihtimali var. Fena. Ama şarkıcı yazılmışsa kolay.  Onun şarkıları muhakkak öğrenilirdi.

8. En sevdiğiniz renk

9. En sevdiğiniz eşya

10. En sevdiğiniz parfüm

11. En sevdiğiniz yemek

12. En sevdiğiniz kitap

(Bunların hepsi, sanki herkese soruluyormuş gibi görünen ama yılbaşında ve doğum gününde hediye almak gerekirse eğilimlerini belirlemeyi amaçlayan sorular. Niyet açık.)

12. En samimi kız arkadaşlarınız

(Bu da ortamı ısıtmak için. Arkasından esas soru gelecek. Bunun cevabı zaten belli: yanında oturan kız, iki de ön ve arka sırasındaki. Belki bir tane de mahalleden vardır ya da bir kuzen.)

13. En samimi erkek arkadaşlarınız

(Bütün bir anket bu soru için yapılıyor bile denebilir. Eğer hoşlanılan ve çıkma teklif edilecek kız buraya senin adını yazdıysa bu ya senin ilginden hoşlandığı anlamına gelir ya da arkadaş diye geçiştirivermenin yolunu yapmıştır. Akıllı kızlar buna sınıf başkanının ya da sınıfın sevimliliği kimsece inkâr edilemeyecek şişman çocuklarının adını yazarlar. Senin adını yazmamışsa bunun da iki meali vardır. Ya senin ilginden hoşlanıyordur ya da seni arkadaş diye geçiştirivermenin yolunu yapıyordur.)

14. Anket sahibi hakkında düşünceleriniz.

(İşte kalp çarpıntısı, işte nefesin soluk borusu tıpayla kapatılmış gibi tıkanması, işte ellerin, avuçların terlemesi… Senin için sevimli, komik, yaramaz, neşeli, serseri, uçarı, kaçarı falan gibi bir şeyler yazdıysa, senin iş iptal oldu demektir. Çünkü orta birdeyken bile kadınlar, sevimli erkekleri sadece sevimli, komik erkekleri sadece komik bulurlar. Serseri erkekse yalnızca akvaryumda bir Japon balığı kadar cazip ve gereklidir; uzaktan. Ama sana çalışkan, terbiyeli, uslu, akıllı, efendi, kibar falan yazdılarsa tamamdır. Çünkü ilkokulda da ortaokulda da çalışkan sadece ders çalışan anlamında kullanılmaz. Her şeyiyle örnek gösterilen, gerektiğinde teyzelerin pazar poşetlerini taşıyan, onları karşıya geçiren, okul takımında golleri peş peşe atıp abartmadan sevinen, tahtaya kalktığında aferin almadan inmeyen, sanki aynı topu tekmelemiyormuşuz gibi ayakkabıları hiç eskimeyen, saçları taralı, üstü-başı temiz de demektir çalışkan. O yaşlarda bir kız sana çalışkan dediyse bu sana geçer not verdiği anlamına gelir. İyisin.)

Sorular hazırlandıktan sonra güzel bir defter seçilirdi. Herkesinkine benzemeyecek ama dikkat çekecek kadar da civcivli olmayacak. Sonra da erkekler için futbolcuların, takım armalarının, Rambo, Raki ve Terminatörlerin olduğu gazete kesikleri yapıştırılırdı deftere, UHU’yla. Kızlar içinse kalpli, sarılmalı kartpostal kesikleri, yakışıklı ve yanyana dursalar babası zannedeceğimiz yetişkin erkek artistlerin gazete resimleri. Kediler, köpekler, bebekler, romantik şarkılar söyleyen üzgün ama yakışıklı delikanlılar, Evimiz Holivut’ta, Çarls İşbaşında gibi televizyon dizilerinin esasoğlanları, içinde I Love You ve Je t’aime yazan kalpler de iyi gidebilirdi. Hepimizin anne babası gazeteden ansiklopedi biriktirdiği için anket defterlerini bezeyecek malzeme sıkıntısı da duyulmuyordu. Evler kuponu kesilmiş gazete mezarlığıydı.

Anket defterini mümkün olduğunca çok kişiye, hatta dolana kadar, yazdırmak prestijdi. Bunun arkasında, bugün her biri bir yerlerde bir şeyler olmuş ya da hiçbir şey olamamanın azabıyla yaşlanmış insanlara dair izler toplamak yok elbette, her ne kadar bugün netice bu olsa da. Asıl amaç çok sevildiğini görmek, göstermek. Anket defterinin dışa dönük tarafı bu, içerde ise durum başka. Hep manitacılık, hep nabız yoklamacılık, ortam koklamacılık. İlk gönül deneyimi, yazılı, çizili, vesikalı hem de.

İnsan yaşına yaş kattıkça gününden gün eksiltiyor. Sonra Fikret’in dediği gibi, ansızın zuhur ediveriyor, en taze badem zamanlarında biriktirdikleri bir yerlerden. Karşısına çıkıveriyor. Yaşlandıkça insan daha az umursuyormuş gibi geliyor, ama merak etmeden de duramıyor işte hala. Anket sahibi hakkında düşünceleriniz?

, 30 Aralık
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi