.

sürahi: (ad.Ar. surah)

Bidonla tatlısu getirilirdi mesela çeşmeden. Bidon, balkonda ya da mutfakta kalır, yükü, suya susayan ölümlülere sürahiyle taşınırdı. Ödüm kopardı o bidondaki su bitecek de, büyük çocuk olmakla lanetlenen ben, yine kalkıp çeşmeye gideceğim diye. Su içemezdim korkumdan. Bandırma ayazında ellerim mosmor, boyumca bidonları taşırdım binbir merdivenle inilen tatlısu çeşmesinden yokuşlar tırmanıp en ucuna oturmuş evimize. Beş kat da asansörsüz apartman. Susuzluktan öl daha iyi.

Kapağı beyaz, naylon bir sürahı dururdu hep oturma odamızın bir köşesinde. Cam sürahi yalnızca yatılı misafir geldiğinde vitrinden indirildiği için dört artı bir kişilik ailemizin bir arada ve sağ bulunduğu tarihimizin tamamına tanıklık eden hep o oldu. Telefonla gelen ölüm haberlerinde eller hep ona uzandı. Bir akşam, eve pide yaptırılıp kıpırdayamayacak kadar yendiğinde, elden ele gezdi, pide suya çektikçe. Başka bir gün bir şutla devrildi, televizyon kumandasının üstüne. Kumanda bozuldu, akşama papara, evin içinde top mu oynanırmış. Limonata yapıldığı bile olmuştu içine. Her günde, her şeyde ortalıkta olmasa aranan varlığıyla hep bizimleydi. Annemin gün misafirleri geldiğinde tığ işi bir dantelle duvaklanır, yazın içine doldurulan buzlu sularla tatlı tatlı terler, lacivert serinliğiyle bizi suya çağırırdı. Nazlıydı da. Kapağını, deliğini akağına denk getirip koymadın mı dağıtırdı ortalığı. Üstüne başına ederdi. Naylonluna bakmadan ihtimam beklerdi. Kardeşim ve ben, babamın anneme göstermeden kafasına dikip su içmesine özenirdik hep. Annem de babaannem de içirmezdi sürahiden, azarlardı. Zaten babaannem, ayakta da su içirmezdi. “Oturun da için, çok günah,” derdi, “ayağınıza gider içtiğiniz su.” Evde kimse olmadığında suyu, Bizans askerinin şarap içtiği gibi ayakta, sürahiden ve ağızlarımızın iki yanından yerlere dökerek içerdik. Günaha kanılır mı?

Sonra değişti evler köyler. Zaman değişti diyorlar da, bir zamanın değişmesi de değil bu, insanlar, evler, haller, diller, çarşılar, pazarlar değişti. İçine koymak için ansiklopedi kuponu biriktirten hantal vitrinler kalktı, yerlerini daha ufarak ve zarifçelerine bırakarak. Televizyon üniteleri geldi, koltuklar değiştirildi, zigonlar, fiskoslar emekli oldu. Yetmiş iki taksit de olsa alındı onlar. Ama ıskartaya çıkan eşyalara kıyılamadı. Kapının önüne bırakılamadılar. Tam da o ara, evin deri değiştirdiği o ara, çocuklar üniversiteyi kazandılar. Onların başka memleketlerde açılan ailesiz evlerine taşındı o eşyalar. Koltuklar, dolaplar gitti. Emekliye ayrılmış ama atmaya da kıyılamayıp veteran diye bir kenara ayrılan tabaklar, çanaklar öğrenci evine taşındı. Benim evime de geldi o beyaz başlıklı lavicert, plastik sürahi. Bir müddet birlikte yaşadık duvarlarından rutubet ağlayan, pencereleri kışın ıslık çalan kirada üç, yemede yatmada on üçlük evimde. Sonra kim bilir ne geldi başına. İlk öğrenci evimizdeki tüm eşyalar gibi şehir çöplüğünün sonsuzluğuna karışmıştır ihtimal.

, 12 Aralık
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi