.

Geçenlerde bir gün ikindi sularında Beşiktaş’ta Hakan Pastanesi’nin hemen yanındaki banklardan birine biraz soluklanayım diye oturdum. Derken bir ara başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda aman Allah’ım bir de ne göreyim!

Semayı siyah bir benek gibi kaplamış koca bir sığırcık sürüsü gösteriye başlamış. Hayatımda ilk kez böyle bir olaya şahit oluyordum. Heyecan ve merak içinde göğü seyre daldım. Sürü dışa doğru yayılıp sonra içe kapanıyor, sağa sola süzülüyor, halkalar çiziyor ama asla dağılmıyordu. Sanki ortak aklı temsil eden bir merkezden yönetiliyormuş gibi. Minik sığırcıklar koordineli kanat hareketleriyle gökyüzünde adeta dans ediyorlardı. Bazen iki grup karşı karşıya geçiyor ve birbirlerine doğru uçuşup birbirlerinin içinden geçiyorlardı.

Önümden geçen insanlar da nefes kesen bu manzara karşısında durup başlarını yukarı kaldırdılar. Gösterinin farkına varmayanları yanlarındaki arkadaşları dürtüyordu: “Hey, yukarı baksana!” İçlerinden bazıları hemen cep telefonlarına, kameralara sarıldılar. Yaşlılar homurdanırken, çocuklar sevinçle zıplamaya başladılar. Ellerinde alışveriş poşetleri taşıyan bir teyze öngörüde bulundu: “Kesin, akşam haberlere çıkar bu.” Bir delikanlı yanındaki kıza, “Fransız Konsolosluğu’nun önündeki ağaçlara da tünemiş bu kuşlar” dedi.

Neden sonra gökyüzü akşamın koyu mavi rengine bürününce manzaraya birkaç martı girdi. Derken o güzelim sığırcıklar gözalıcı danslarını hemen bırakıp Sinan Paşa Camisi’nin bahçesindeki bir ağaca üşüştüler. Ağaç bir anda çınlayan siyah bir kuş kovanına dönüştü. O vakit zihnime bazı sorular akın etti. Nereden gelmişlerdi bu kuşlar, nereye gidiyorlardı, güzergâhları üzerindeki bu durakta yaptıkları dansın sebebi hikmeti neydi? Belki de aşağıda kendi küçük hikâyelerinin peşinde koşuşturan biz fanilere, “Arada bir başınızı kaldırıp göğe bakın, yukarıda şahane şeyler oluyor” demek istemişlerdi hal diliyle, kim bilir.

, 31 Ocak
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi