.

“Senin neren ağrıyor?” diye sordu hemşire hanım. “Başım” dedim parmaklarımdan oluşan mengeneyi sıkıştırarak. “Sana bir aspirin veriyorum fakaat; eğer ki bir daha başın ağrırsa ne yapman gerektiğini biliyorsun” dedi. “Ne? Bilmiyorum” dedim. “Bilmiyorsan kapıda duran beyefendiye sorman yeterli” dedi yapmacık bir gülümsemeyle. Hastanenin giriş kapısında iri cüsseli bir adam dikilmiş bana doğru bakıyordu. Yanına gittim. “Başım ağrıdığında sana gelmem gerektiğini söylediler” dedim. “Ne kadar zamandır ağrı var?” dedi. “Ne zaman aç kalsam, ya da kereviz koklasam başım ağrır” dedim. “Sana” dedi, cebinden büyük bir hap çıkararak “Bu hapı veriyorum ama” dedi “Bir de şartım var. Se-” “Yok” dedim “Şart mart istemem vereceksen ver” “Al o zaman” dedi elime bıraktı. Tam hapı ağzıma atarken hızlı ve seri bir şekilde “Amahapıyuttuktansonrasaçındökülürsekarışmam” dedi. İlacı tükürdüm “Manyak mısın nesin! Pheöö! İlaç milaç istemiyorum çek git başımdan” dedim. “İşine gelirse” dedi ben uzaklaşırken.

Dışarı çıktım. Sokakta, köşede duran iri yarı başka bir adam gördüm. Birine bir şey satıyordu. Elindeki hapı fark ettim. Vay vay. Organize olmuşlardı. “Çete misiniz lan siz!” diye bağırdım. Adama yaklaşırken “Alma! Kel olmak istemiyorsan alma!” diye bağırıyordum. Beni duymamıştı anlaşılan. Adam ilacı alıp giderken satıcı bana bakıyordu. Zaten giderken adamın kel olduğunu fark ettim. İlaç satıcısı parayı cebine attı ve bana doğru koşmaya başladı, “Ne karışıyorsun işime?” dedi. “İşe bak. Senin gibi cambazlar yüzünden millet nasıl takla atacağını şaşırdı. Tramplene binip havada kalanlar sirk cambazı oldular” dedim. Adam durdu durdu “Ne diyorsun sen be!” dedi ve geri dönüp az önce durduğu yerdeki duvara yaslandı. Ayağının tekinin tabanını duvara dayadı. Yanına gittim tuttum yakasına yapıştım. “Ver o ilacı bana! Ver!” dedim. Bana bir yumruk vurdu. Başım dönmeye başladı. Sendeledim. Darbenin verdiği garip uğultu beynimin derinliklerinde yankılanırken adamın üzerime doğru geldiğini fark ettim. Vurduğu yumruk sarsılan beynimde hoşnutluk veren bir sarhoşluğa dönüşmüştü. O anda bu adamı yenemeyeceğimi anladım. “Tamam” dedim. Mayışık bir gülümseme vardı suratımda. “Gel” dedim elimle gel yaparak. Çevredekiler bizi ayırmaya çalışıyorlardı. “Ayrılın” dediler. “Yok” dedim “Bırakın, el sıkışıcaz.” Bükemediğim bileği öperim. Elini sıktım adamın. Çevrede oluşan kalabalık bizi izliyordu. Adamın elini sıkınca alkışladılar ve nasıl olduysa herkes bir anda kayboldu. Adam gene gidip duvara yaslandı ayağının tekini kaldırıp.

Ben hayran hayran adama bakıyordum. “Gitsene kardeşim işin gücün yok mu senin?” dedi. “Seninle iş konuşalım” dedim. “Ne işi?” dedi. “Mafya kurmayı düşünüyorum, adama ihtiyacım var” dedim. “Git işine kardeşim. Bela mısın nesin sen be!” diye tersledi. Kafamda böyle bir fikir vardı ne zamandır. “Hayır” dedim. “Bela değil bilakis devayım. Burada bu ilaçları satarak kaç para kazanıyorsun?” dedim. “Sana ne?” dedi. “Bak” dedim. “Benim yanımda burada kazandığının beş mislini kazanırsın. O sattıkların ne kadar tehlikeli senin haberin yok. Burada ne o öyle kafanda saç kalmazsa karışmam” Baktım düşünüyor. “Tabi ya” dedim “Gel benim yanımda çalış, tanıdığın iriyarı biri varsa onu da çağır” “Hastanenin öteki kapısında kardeşim var” dedi. “İyi ne güzel” dedim “O da benim kadar yapılıdır” diye ekledi. “İyi işte ne güzel o da gelsin. Seni bulabileceğim bir telefon numarası ver. Seni ararım” dedim. “Sen söyle ben çaldırayım” dedi. “Yaz” dedim. Numaramı kaydetti fakat, “Ben sonra çaldırırım seni” dedi. “İyi” dedim “Sen çaldırırsın beni” Ayrıldım oradan.

“Hapı yuttun!” dedi telefon numaramı alan adam bir kaç gün sonra. “Neden?” dedim. “Sen gittikten sonra ilaç mafyasının adamları başıma bela oldular. Ayrılmama izin vermediler. Benim aklımı çelmeye çalıştığını söyledim onlara ve numaranı verdim” “İyi halt ettin” dedim ben de. “Ben gerisine karışmam” dedi, “Adamlar geldiler senin yüzünden” “İyi iyi…” dedim, “Bana ne yaparlar sence?” “Ağzından burnundan kan gelinceye kadar döverler sadece” dedi. “İyi bari” dedim, kapattım.

Kapı zili çaldı. Mafyanın adamları gelmişti. “Buyurun” dedim. İçeri daldılar. Birisi arkama geçip kollarımdan tuttu. Diğeri karnımı yumruklamaya başladı. “Bir saniye” dedim “Durun ne yapıyorsunuz siz? Bana katılırsanız size kazandığınız paranın beş mislini veririm” Durdular. “Geçin şöyle iş konuşalım” “Patron eğer böyle konuşursan seni vurmamız gerektiğini söylemişti” dedi uzun boylu olan. Ben de “Ama” dedim adam silahını çıkarırken “Beş kat fazla para vereceğim için artık benim için çalışıyorsunuz. Sana durmanı emrediyorum!” dedim silah kurşundan çıkıp ayağıma girerken. Acı içinde yere bıraktım kendimi. “Sizin patronunuz benim!” diye bağırıyordum. “Patron eğer böyle bir şey söylersen seni bir daha vurmamız gerektiğini söylemişti” dedi diğer kurşun silahtan çıkıp sağlam olan ayağıma saplanmadan önce. “Bakın” dedim “Aaah! Ne yapıyorsunuz siz! Patronunuzun da sizin de canı cehenneme! Ben sadece basit bir tuhafiyeciyim!” dedim. “Patron bunu söyleyeceğini nerden bildi bilmiyorum ama eğer böyle bir şey söylersen seni öldürmemiz gerektiğini söylemişti” dedi. Ben; “Yok artık daha neler” dedim. “Öyle. Kusura bakma” dedi silahını beynime doğrultup tetiği çekmeden önce. Silahtan fırlayan kurşunla beraber kafamı ani bir hareketle oynatmamla birlikte kurşun yerden sekti ve diğer adamın göğsüne saplandı. O da tetikte olan parmağını sıkmasıyla birlikte bana kurşun sıkan adamı vurdu. İkisi de yere düştüler aynı anda.

Küçük küçük inlemeler çıkarıyorlardı. Ben de sürünerek oradan uzaklaşmaya çalışıyordum. Arkama baktığımda diğerinin bana silah çektiğini fark ettim. “Dur!” dedi. Yerdeki ayakkabıyı alıp adama fırlattım. Sonra teker teker kapının önünde ne kadar ayakkabı terlik varsa fırlattım rastgele. Vestiyeri devirerek kendime siper yaptım. Duyduğum seslerden anladığım kadarıyla adam sürünerek bana doğru yaklaşıyordu . “Bir anlaşma yapalım!” dedi. “Anlaşma manlaşma yok!” diye bağırdım serserilere. Açılan vestiyer kapağından elbise fırçası ayakkabı boyası ne varsa bulup fırlattım. “Aah!” dedi birisi. Sürünme sesi devam ediyordu. Kafamı hızla kaldırıp indirdim. Gördüğüm adamın sinsi gibi bana doğru yaklaştığıydı. Ateş etti. Zınk diye saplandı kurşun vestiyere. Yeterince güvenli değildi burası. Sürünmeye devam edip kapının hemen önüne vardım sonunda.

Fısır fısır bir şeyler konuşuyorlardı. “Ne konuşuyorsunuz öyle fısır fısır!” dedim. Fısıldamalar devam etti. O sırada zil çaldı ve bir refleksle elimi kapı koluna uzatıp kapıyı açtım. Gelen; kapıcı Rüstem Efendiydi…

Rüstem Efendi güçlü, yiğit, çok kalender bir adamdı. Aniden cebinden çıkardığı 44 lük ile kendisine silah doğrultan adamı mıhladı. Ardından da diğerini temize havale etti. Sonra da “Çöp var mı?” dedi bana. Adamları gösterdim. Rüstem Efendi adamları büyük poşete sığdırırken koltuğa geçip bir sigara yaktım. Ellerim titriyordu. Yıllardır tuhafiyeciyim, böyle tuhaf bir olay gelmemişti başıma. Olayın kapandığını düşünürken fark ettim; aslında her şey yeni başlıyordu…

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

, 1 Kasım
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi