.

peaceful protesters with flowers -

“Şu mübarek günde küsmek olur mu?
Uzat ellerini bayramlaşalım.
Tanrı selamını kesmek olur mu?
Uzat ellerini bayramlaşalım.”
[ÇORUM TÜRKÜSÜ]

Tüm bayramları, hep birlikte kutlasak, daha iyi olmaz mı?
Dinî – resmî tüm bayramları, özel – genel tüm kutlamaları kastediyorum.
Birbirimize duyduğumuz itimadı pekiştirmek ve sahici bir toplum olmak için…
Zengin içerikli bir barış tesis edebilmek için…
Hepsinden önce, birbirimizi anlayabilmek, tanıyabilmek için?
***
Sanırım, hep beraber kutlanmadığında, herkesin katılımına açık tutulmadığında, bayramlar bir şekilde erozyona uğruyor.
Yılbaşı ve/yahut Noel, Hıristiyan geleneği diye kimilerince reddediliyor.
Kurban Bayramları, birçok tartışmaya sahne oluyor.
23 Nisanlarda çocukların sahiden sevinip sevinmemesi kimsenin umurunda değil.
Ramazan Bayramı’nda herkes şehir dışına, tatile kaçıyor.
Doğum gününü kutlamayı zül sayanların sayısı hiç de az değil.
Cuma – Cumartesi – Pazar… Allah’ın günleri pay edilmiş.
Sanki en büyük günah birlikte sevinmek?
***
Dinî kimliğini, politik duruşunu veya inanç bağlarını koruma konusundaki hassasiyeti elbette anlıyorum.
Ve buna hak da veriyorum.
Tabii ki Müslümanların Şabat Günü koşarak sinangoglara doluşmasını önermiyorum.
Veya ne bileyim, bayram namazına gelen Şintoistlerin ön safları komple kapatması enteresan olurdu.
Fakat…
Diyelim farklı inançtan birine, dostça, “Bayramınız kutlu olsun” diyerek tebriklerini sunmak, ikramda bulunmak harika olmaz mı?
Faraza, Cumhuriyet Bayramı’nda “Şükürler olsun, milletçe bir mücadele verdik ve bir vatanımız var” demek abes midir?
Doğum günü kutlamasak bile, biri bize “İyi ki doğdunuz, lütfen bu küçük hediyeyi kabul buyurun” dese, biz de kabul buyursak, ahirette gazaba mı uğrarız?
***
Demek istediğim, kutlamalarda buluşmak, çok büyük fayda sağlayabilir.
Aksi takdirde, birbirimizin konserlerine, sergilerine, konferanslarına, tiyatro oyunlarına… da gidemiyoruz.
Düpedüz utanıyor, açıkça çekiniyoruz.
Yadırganmaktan, dışlanmaktan, kınanmaktan korkuyoruz.
Medeni cesaretimiz kırılıyor.
Dar ufuklu, kavmiyetçi bir vasata fit oluyoruz.
***
Kutlama derken de, vur patlasın çal oynasın tadında bir taşkınlıktan söz etmiyorum.
Bir tatlı sözden, güleç bir tebrikten, dostça selamlaşmaktan bahsediyorum.
Birbirinin duasına hiç amin dememiş olmak, biraz da özgüven eksikliğinden veya bu hususta yeterince düşünmemekten ileri geliyor sanki?
***
Bir de, neyi kutladığımız üzerine kafa yormak lüzumlu gibi.
Mesela, Mevlit Kandili…
[Ah, bu arada, kandil gecelerinin dinde yeri olmadığını öne sürenler de var.]
Bu günde, Hz. Muhammed’in doğumunu kutlarız.
Peki kendi doğum günümüz?
Dünyaya gelmeseydik, Hz. Muhammed’in yolunu izleme imkanına kavuşabilir miydik?
Mesela, 19 Mayıs Gençlik Bayramı…
Yüzbinlerce gencini şehit vermiş bir halkın bayramıdır.
Genç şehitlerinin hasretini çeken, yeni gençlerin yetişmesine umut bağlamış bir halkın bayramı.
Biz ise daha ziyade spor gösterisi yapan kızların eteklerinin uzunluğunu / kısalığını tartışıyoruz.
Mesela, Ramazan Bayramı…
Bir sabır idmanı, dirayet maratonu, dayanıklılık testi sonrasında; bir kavrayış derinliğine, ruh yüceliğine ulaşmanın hoşnutluğu değil midir?
Bayram sabahı yapılan kahvaltı, yılın diğer tüm kahvaltılarından daha besleyici değil midir?
Her lokma bir ödül tadı vermez mi?..
***
Peki, neden bayramlarımıza kimseyi ortak etmezken…
Sadece şehirden kaçma, işten kurtulma, okuldan kaytarma işlevi yüklüyoruz?
Bayramlaşma olmadan bayram olur mu?
Bir başka vesileyle selamlaşıp kucaklaşmayacağın biriyle sarılmadan da bayramlar yarım kalıyor belki?
Tüm bayramlar herkesin, hepimizin olsa, hayat da olabildiğince bayram olmaz mı?
Emin değilim, cidden.
Kararı siz verin.
Bana da bildirin lütfen.

Hep birlikte, nice güzel bayramlar görelim inşallah…

, 28 Temmuz
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi