.

ey hektor
ey banka tirenini soyacağımıza ve sınırı geçip sert içkiler ve
latin kadınlarının bacaklarında sardığı püroları içeceğimize içimizde en inanmışımız
ey daha çetenin niçin ve hangi akla hizmetle kurulduğunu bilmeden ortaya atılan canım hektor

Öylesineydi konuşmalarımız hektor
yani o akşam ateşin başında rom içerken hani bir vurgun yapsak
ya da bir şarkı daha söylesek
her şeyin düzeleceğini falan konuşuyorduk
herkes aklına eseni ağzına geleni tartmadan ölçmeden biçmeden ortaya atıyordu.
kasabanın ileri ve geri gelenlerinden haz etmiyorduk
tamam buraya kadar el hakk doğru
buraya kadar hakikat payı taşıyordu az buz her şey
ama biz
akmakta olana kendimizi teslim etmiş ve yakamıza yapışandan paçamızı kurtarmak ile mükellef olduğumuzun abuk sabuk bilincindeydik
yerlilerden şu kadar at çalsak cukkayı doğrulturuzlar
kasabanın barını haraca bağlasak köşeyi dönerizler
şerifin karısını dağa kaldırsak şantajla turnayı gözünden vururuzlar
vadiye yapılacak yol ihalesine fesat karıştırıp paraya para demeyizler
sonra sadece kulağa hoş geldiği için lafa konu edilmiş onca herze
onca patavatsız kahkahalarla şunca köpürtülmüş biralarla geçen geceler
red kit kılığına bürünüp ortalığı velveleye veririzler
oraya buraya tehdit içerikli isimsiz telgraflar çekerizler
yedi kurşunlu tabancalar alıp sevmediğimiz o ilkokul öğretmenlerimizi
mermi manyağına çeviririzler
mississippi nehri tüccar kanlarına karışırlar
yaşlandığımızda “hey gidi ne günlerdi” diye başlayıp torunlarımıza anlatacak bir sürü palavramız olurlar
Herkese yeni bir takım elbise alırızlar
bir sürü sığırımız
rengareng kementlerimiz olurlar
daracık kot pantolonlarımızda çıss edip parlatacak kibritler temin ederizler
kara kara banka tirenlerinin hülyasıyla yanıp tutuşuruzlar
içimizde mapus damına düşenimizi kurtarmak için hücrenin korkularını atlarımıza kalın sicimlerle bağlayıp vınlarızlar
yok eğer dünya halidir hani, kaçıramazsak ya da kaçamazsak
mapusa arap sabunu temiz don sert tütün ve kaçak çay getiririzler
izimizi kaybederizler
Bold karakterle yazılmış gaste ilanlarıyla her yerde aranırızlar
Başımıza büyük ödüller konulurlar
Aranmanın ve gizemli olmanın baş döndüren adıyla türbesiz los angeles şehrini arşınlarızlar
Amma ve lakin
Yer yarılsa da yerin dibine girecek işler yapmayızlar

Çünkü bilirdik şehrin batı yakasında karanlık adamlar vardı
ve bu karanlık adamlar bir böyle karanlık gecelerde
taze kadın mezarlarına dadanıp
onların altın dişlerini levyeyle kırarlardı
ve gider o dişlerden kazandıkları parayı borsaya yatırırlardı
Ama biz hiçbir karanlık gecede
hiçbir taze kadın mezarına dadanıp
altın dişlerini levye ile kırmayacak
gidip borsaya para yatırmayacaktık
parayı istif eden puştlardan olmayacaktık
Belki evet “banka tireni göründü” narası koyverilince
pavlovun itleri gibi salyamız akmaya başlayacaktı
elimiz ayağımıza dolanacaktı sevinçten
ama ele geçirdiklerimizin hepsini o dakkada har vurup harman savuracaktık
istavroz çıkarana secdede olana ve yom kippurdaki kimseye bulaşmayacaktık
kimsenin diz kapağına nişan almayacak
faraza alsak bile şamatasına havaya ateş açacaktık
salona girdiğimizde
ispiyoncular görmesin diye bizi
o bizim de tuhafımıza giden ama racondandır hesabı giydiğimiz şapkamızı
burnumuza kadar indirecektik
yan masada bizden bahsedildiğini duyunca hafiften kasılacaktı koltuklarımız
ama hiç renk vermeyecektik
oralı olmazlanacak gerekirse biz de okkalı küfürler savuracaktık şu haydut sürüsüne
ve sanirsam gerekecekti
işler boyuna yolunda gidecekti
o banka senin bu banka benim şu banka o arkadaşın diğeri falanın
şeklinde devam edecekti hayatımız
anneler bizimle korkutacaktı sığır gütmekte inat eden veletlerini
literatüre geçecekti adımız
namımız yürüsün diye boy boy resimlerimiz asılacaktı meydanlara
ulusal güvenliği tehdit eden en şirret unsurların başında gelecektik
sosyologlar ve pisikologlar açtığımız yaraları sarmak için teşrik-i mesai harıl harıl çalışacaklardı
kara bir leke ağır bir vebal es geçilmesi olanaksız bir boyun borcu olarak anılmak istemeyecektik
bize faydası dokunmayan kilisenin papazından Pazar ayinlerinde lehimizde açıklamalar yapmasını sağlayacaktık
adımıza hutbe okutacaktık
göbekleri çıkmış kızlara silahların gölgesi altında fal baktıracaktık
eyalet valisinin kamusal alan addedilen odasında fütursuzca osuracaktık
pencereyi açmayı teklif ederse alınganlık yok ısrar ederse namlunun uçcağızını gösterecektik
Vali mali vız gelecek tırıs gidecekti
Biz şehre indiğimizde şehrin bütün kızları pısır pısır “bak bunlar onlar değil mi” diye aralarında fısıldaşacaktı
Başımıza büyük dertler açacaktık
Beyaz kıçımızdan başka nur topu gibi sorunlar edinecektik
şehirlerden tiksinecek şerifin şapkasına pisleyen kuşlara allah rızası için yem dağıtacaktık
biz dahil kimse ne yaptığımıza bir anlam veremeyecekti
kültürel bir tabana oturtamayacaktık belki yaptıklarımızı amma
amma
tarihi .ötünden anlayanların makatından damacanayla kan alacaktık
bilimsel bilmeyimsel tezlere konu olacaktık
bize ilmi metodlarla yaklaşanların kaşlarını alacaktık
akademik deformasyona uğrayan cücelerin geçtikleri yollara pusu atacaktık
elimize ikinci el bir pelerin geçirirsek at üstünde daha fiyakalı görüneceğimizi sanacaktık
özellikle bir yeri havaya uçurduktan sonra patlamaya sırtımızısuratımızı dönüp
alın dik kaş çatık göt kalkık el tetik göz çekik
bir vaziyette kameraya doğru ilerleyecektik
kamera yaklaşırsa bir iki gözyaşı döküp
çete ayağına ne acılar çektiğimizi bilmeden bizi izleyenlere duygusal anlar yaşatacaktık
öldürdüklerimizin leşlerine silah atmayı asla kendimize yakıştıramayacaktık
centilmen bulmayacaktık yan taburede oturan barmenin manitasına iş atmayı
metal yuvarlakların altın olup olmadığını dişlerimizle ısırıp test edecektik
şayet sahteyse, “bu sahte!” deyip hışımla uzağa fırlatacaktık
daha kuzeye gidecektik
olabildiğince kuzeye
sel yatakları boyunca at sırtında kilometrelerce yol tepecektik
apış aralarımız yanıp yanıp duracak ama bunu erkekliğin kahreden bir alamet-i farikası olarak metanetle kabullenecektik
sonra altın aramaya çıkacaktık belki
kesin bulamayacaktık
bulsak da içimizden biri bir punduna getirip bir çuval inciri bok edecekti
belki bir define haritası da ele geçirecek birkaç dolar için birbirimizi satacaktık
bankayı soyduğumuz gece vadinin kayalıklı bir yerinde
atlarımızı suvardıktan sonra uykuya dalıyormuş gibi yapacaktık
oysa hiçbirimizi uyku tutmayacaktı
herkes alesta
herkesin kulağı kirişte
herkes menfaatinin olduğu kapıda ne anasının gözü olacaktı
en ufak tıkırtıya gereksiz oranda tepkiler verecektik
yanımıza almışsak birkaç şıllık içip içtirip sonra duygularıyla oynayacaktık
içine toz toprak kaçan armonikamızla bizden uzaklarda çıkan iç savaşın rağmına evlere şenlik bir türkü tutturacaktık

ve evet hektor
içimizde kimse inanmıyordu bunlara
senin tek sorunun buna en çok inanan kişi olmandı ahbap!
ha belki ahrette yakamıza yapışıp diyeceksin ki “siz de konuştunuz!”
ama azizim!
canım hektor !
gece valla uzundu
ve rom etkisini göstermeye başlamıştı
ve şerifin vurulmasının bize hiçbir faydası yokken gittin vurdun şerifi

hektor sınırı geçtikten sonra da dalgın ve düşüncelidir
hektor silahını yağlarken uzaklara bakıp iç çekerken de yakışıklıdır
hektor geç kalmanın eve dönmüş halidir

Ve hektor sen ölsen biliyorsun filmini yaparlar berbat bir müzikle Ve çetede ilk ölen olduğun için halivudun yılışık seyircisi film daha bir zevklenecek diye beklerler inan sen vuruldun diye kimse beyaz perdeye saldırmaz hiçbir taze sen vuruldun diye ortopedik yatağına teatral bir hareketle kendini atmaz ve meksika sınırı çok uzak hek çok uzaktı ama sen tuttun sınırı geçebileceğimize inandın siz gidin ben onları onbeş yıl oyalarım dedin

Ve hektor ispanyol aksanıyla konuştuğun ingilizcenden hiçbir zaman hazzetmeyecek şerifin adamları şerifin adamları ki cumaya gideceğiz diye izin alırlardı şeriften sonra kasabanın dışına çıkıp içerlerdi ve sen bunlara bir anlam veremezdin

behey hektor
behey iki doğunun ve iki batının en hızlı ah çeken haydutu
behey içimizde ilk vurulan

, 19 Haziran
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi