.

Yazının sadece başlığına bakarak, fakirin “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganına muhalefet ettiği ya da Anayasa Komisyonu’nda “Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes, din, mezhep, dil ve etnik köken gözetilmeksizin Türktür. Türklük bütün Türk vatandaşlarının beraberce varlığının ve dayanışmasının ifadesidir” diyerek milliyetçi vekilleri duygulandıran muhterem Patrik Bartholomeos’a jest yaptığı sanılmasın.

Malûmunuz “Türk” ismi, biz henüz ulusçuluk belasına düçar olmadan evvel, Osmanlı’nın Müslüman tebaasına Batı’nın verdiği ortak isimdi. Ama Türkçülüğün icadından itibaren, Devlet’in iddia ettiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanların ortak adı falan olmadı. Daha doğrusu Devlet ikiyüzlü bir siyaset izledi: Bir yandan Türklüğün bir ırkı değil vatandaşlığı tanımladığını söylerken, diğer yandan tarih ve dil kurumlarıyla, akademisiyle, Orta-Asya bozkırlarında kımız içip börk giyen şanlı atalarının hatırasını canlandırmak için elinden geleni yaptı. Türklerin Selçuklu ve Osmanlı tecrübelerinin, daha doğrusu İslamî tecrübesinin üstünden atlayarak, onlara yeni bir mitolojik tarih verebilmek, restorasyondan ve İslamî bir kalkışmadan korkan ulusçuluk açısından elzemdi. Bu saiklerle Türk ulusçuluğu da hevesle yeni bir Türk ulusal mitolojisi yarattı. Ama bir taraftan da gayri-Türk anasırın tabiyetini sürdürebilmek adına onlara yukarıda andığımız yalanı söylemek zorunda kaldı.

Mızrak çuvala sığmayınca da ortaya “Türkiyelilik” kavramı atıldı. Şaşırtıcıdır ki “Türk” isminden şeytan görmüş gibi kaçanlar bile bu isme razı oluverdi. Kabul: Ulusun, yurdun ismiyle tesmiye edilmesinde beis yok. Ama yurdun ismi de bir kavminkiyle tesmiye edilince daire fasit hale geliyor. Fakir de hem devleti hem de milleti bu fasit daireden kurtarabilmek adına, yeni bir üst-kimlik teklif ediyorum: Rumluk!

Bildiğiniz gibi, “Rum” ismi bir kavme ait değildir. O sadece “Roma” isminin eski dildeki telaffuzundan ibarettir ve hem Anadolu hem de Balkan toprağını tanımlamaktadır. Bugün bizim “Anadolu Selçuklu Devleti” dediğimiz devlete kendi döneminde “Rum Selçuklu Devleti” deniliyordu. Bu topraklara ilk gelen Türkmenler de kendilerini bu isimle tesmiye etmişlerdi. Anadolu’yu yurt edinen dervişler kendilerine “abdalan-ı Rum” demiş, onların kadınlar kolu ise kendilerini “baciyan-ı Rum” olarak isimlendirmişti. Hazreti Pir dahi Celaleddin Rumî künyesini seçmişti. Osmanlı sultanları da Fatih’ten itibaren bu ismi “Kayser-i Rum” ya da “Sultan-ı iklim-i Rum” biçimleriyle kullanmıştı.

Velhasılkelam “Rumî” ismi din, dil, kavim ayırdetmeksizin bu topraklarda yaşayan herkesin ortak ismi olmuştur. Şimdi “Türklük” üst-kimliğinde ısrar edenleri ikna etmesi gereken bunca sözden sonra tekrar soralım: “Rumluk” hepimizi tanımlayan bir üst-kimlik olmaya en layık isim değil mi? Hepimiz yeniden Rumî olamaz mıyız?

, 21 Şubat
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi